http://www.yankiyazgan.com
İzmir enginarını
bilir misiniz, yaprakları lezzetiyle
tanınır. Enginarın “kalbi”ni oluşturan etlice kısmı,
İstanbul’dakine kıyasla pek sıska ve ufakçadır; ama yapraklarını
tek tek koparıp emdiğinizde, ağzınızda kalacak tadı ben tarif
edemem. Ben bu lezzetli sebzeden nefret ederek büyüdüm. Evde
enginar dolması var lafını duyduğum anda, kendimi köşedeki
Nazilli pidecisine atardım. Şimdi çok arıyorum o enginarı...
Şimdi sevdiğim bir şeyi, çocuklukta nasıl olur da sevmezdim?
Enginarı sevmeyenler, hiç sevmeyenler, ömür boyu sevmeyenler,
neden sevemiyorlar? Canları öyle istiyor da ondan, doğru
cevaplardan birisi elbette. Bir şey daha var: Enginar, kereviz,
bamya, sebze sevmezlerin nefret ettiği ne varsa, çocuklukta
bunların tadına varmak nesnel olarak epeyce zor.
Çocukken, dil üzerine yayılmış olan tad algılayıcıların dağılımı
henüz son şeklini almış değil. Yani, her tadı algılayabilecek
bir sisteme sahip değiliz. Üstelik, bir tadın egemenliği,
mutlak: tatlı, şekerli... Şekerin üstünlüğü, hem şekere özgü
algılayıcı sistemlerin doğuştan itibaren diğer tat
algılayıcılardan daha gelişmiş olmasına, hem de şekerli tadın
algılanmasının “zahmetsiz” olmasından ileri geliyor. Dilinizi
değdirdiğiniz anda, kendini hissettiren, biyolojik sisteminiz
üzerindeki etkisi bile oldukça dolaysız ve hızlı olan bir tat
(“şekerim çıktı/düştü” gibisi var mı, acım ya da ekşim çıktı
diyen pek az). Bu tada ulaşmak için fazla zahmet gerekmiyor,
hemen etkisini hissediyorsunuz.
Yemenin ne zahmeti olabilir demeyin.. Şu İzmir enginarını
düşünelim. Ağzınızda belirli bir süre tutmalısınız ki, onu
algılayabilecek tad reseptörleriniz, enginar tadını
hissedebilsin.. Sekiz-on saniyeden önce hissedilmeyen bu tadı
elde etmek için geçirdiğiniz zamanda, on lokma tatlı yutmuş
olabilirdiniz.
Hani, düğmesine 5 saniye filan basmak gereken asansörler gibi...
Beklemek ve sabretmek gereken lezzetlere, hele çocuk aklımızla
(ve dilimizle) erişmek ne zor.
Peki, sebzeyi zorla yedirerek dilimizdeki sebze tadı
algılayıcıların gelişimini hızlandırabilir, sayısını
çoğaltabilir miyiz? Alışkanlık geliştirir gibi...Teorik olarak
mümkün, ama, zorla alınmış piyano dersi, ya da, zorla
ezberletilmiş bir takım bilgiler gibi, kalıcı ama bile isteye
kullanılmayan bir lezzet algılayıcılık ne işe yarar?
Bebekliğimizde kolayca sindirdiğimiz, bize o dönemde gerekli
besinlerde bolca bulunan tadları düşünün: tatlımsı, tatlı etkisi
yapan (hızlıca insülin salgılatan), kolayca yutulabilen veya
kıtırdatarak yenen nesneler. Her türlü sütümsü şey,
kurabiye, çikolatalı nesneler, pasta ve börek, patates, kızartma
ve cips, eziğimsi kıvamdaki bir çok şey... Ne müthiş bir mönü.
Bebeklik tadlarını “aşabilenler”, yani gurme, rafine ağız tadına
sahip, diye bilinenlerin bile fantezilerinin bir yerinde bu
bebeksi, basit, hemen tatmin eden, zahmetsiz yemekler durmalı.
Hafife alınacak tatlar değil onlar. Biyolojimizin bize,
neredeyse, buyurduğu bu tatlar ile ilişkimizi “pop”tur deyip
kenara attığımızda, tehlikeli olabilirler!
Tutunamayanlar’ı ilk okuyup bitirişimde (bitiremediğim okuyuşlar olduğu
manası çıkmalı), enginarın yaprağının tadına varabilmiş gibi
hissetmiştim kendimi. Dikkatim, sabrım, bekleyebilirliğim,
eskiye göre epeyce artmıştı. Aynı yıl içinde, hem
Pardayyanlar’dan hem
Tutunamayanlar’dan zevk alabilmemi, babamın “büyüyünce anlarsın”
kehanetlerinin gerçekleşmekte olduğuna yormuştum. Enginar
yaprağı ve zeytinyağlı bamya, bu yöndeki diğer kanıtları
oluşturmuştu.
Tutunamayanlar’da tasvir edilen “damarlarında alyuvarları ile birlikte
alaturka akan”lardan birisi olarak, hamburger, pide, köfte,
tatlı, börek ve yeterince rafine bulunmayan diğer yemeklere olan
düşkünlüğümü, fantezilere devredebildiğim kadarıyla devrettim.
Kalanını da çocuklar üstünden tatmin ediyor, onlara bol bol
fastfood yediriyorum!
Enginarın yaprağının tadına varmak, belki de ECM’den yayımlanmış
müziklerin tadına varabilmekla eşdeğer tutulabilir. Diğer kolay
ve bebeksi tadlar, dikkat ve zahmet gerektirmeksizin elde
edilen, ve bir o kadar da iz bırakmaksızın kaybolup giden, ama
özlenen tadlar, “pop müzik” mi sayılmalı?