| |

Doğada yürüyüş yaparken çevrenizde gördüğünüz kayaçların
çeşitliliği karşısında etkilendiğiniz ve bunların nasıl olup da
bu çeşitlilikte olabildiklerini hiç merak ettiğiniz oldu mu? Ya
da tepelerin, dağların ve vadilerin nasıl bu denli farklı
biçimlerde oluştuklarını? Sahilde dolaşırken, bir çakıl tanesini
elinize alıp onun kimbilir nerelerden taşınmış olabileceğini
kendi kendinize hiç sordunuz mu? Bu sorularınıza şimdiye değin
pek yanıt bulamadıysanız, merakınızı, hem gezerek hem öğrenerek
hem de eğlenerek giderebileceğiniz "jeopark'ları ziyaret
etmenizi öneririz.
Yerkürenin Haklarına İlişkin Uluslararası Bildirge'ye göre
özetle, "Nasıl ki yaşlı bir ağaç, büyümesinin ve yaşamının tüm
izlerini taşıyorsa, üzerinde yaşadığımız gezegenimiz Dünya da
geçmişiyle ilgili anılarını içinde barındırıyor... Kayıtlara da
benzetebileceğimiz bu anılar, hem yerkürenin derinliklerinde,
hem yüzeyinde, hem kayaçlarında, hem diğer oluşumlarda yazılı.
Bugüne kadar, daha çok, kültürel mirasımızın korunmasına önem
verdik. Ancak, artık doğal mirasımızı, çevremizi korumanın
zamanı geldi. Yerkürenin geçmişi, insanlığın geçmişinden daha az
değerli değil; onu korumayı öğrenmemizin zamanı geldi.
|

Bir amonit fosili |
|
Bunun için, geçmişini öğrenmemiz, yani insanlığın ortaya
çıkışından çok önce yazılmaya başlanan ve pek çok anıdan
oluşan bu 'kitabı' okumamız, kısaca jeolojik mirasımıza önem
vermemiz gerekiyor. Biz insanlar ve yerküre, korumakla yükümlü olduğumuz ortak
bir mirası paylaşıyoruz. Herkes şunu bilmelidir ki, çevreye
verilen en küçük bir zarar bile geri dönüşü olmayan
kayıplara yol açmakta. Bu nedenle, 'gelişme' uğruna atılan
adımlar sırasında, bu mirasın tek olduğu hiç bir zaman
unutulmamalı, ona saygı duyulmalı." |
İşte, "jeopark" kavramı, 1991 yılında, Fransa'nın Digne
kentinde düzenlenen Birinci Uluslararası Jeolojik Mirasın
Korunması Sempozyumu sırasında 30'dan fazla ülkeden gelen 100'ü
aşkın katılımcı tarafından imzalanan bu bildirgeyle ortaya
çıktı.
Bildirgede de vurgulandığı gibi, o güne değin pek çok ülkede
kültürel mirası ya da belli bir bölgedeki bitki örtüsünü
korumaya yönelik stratejiler uygulanmaktaydı. Ne var ki,
bilimsel açıdan önemli, yerkürenin oluşumuna ışık tutan, ya da
estetik değeri olan jeolojik oluşumların korunmasıyla ilgili
herhangi bir önlem alınmamış, yürürlükte olan pek çok çevre
koruma programı, jeolojik oluşumların bilimsel ve estetik
değerini önemseyecek biçimde tasarlanmamıştı. Oysa, jeolojik
miras niteliğindeki yerler, hem yerkürenin oluşumunu daha iyi
anlamamız, hem de bu bilgilerin gelecek kuşaklara aktarılması
bakımından çok önemli.
Digne Bildirgesi'nin ardından (1992 yılında Rio de Janeiro'da
düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Gelişme Konferansını da
unutmamak gerekir) giderek daha fazla ülke, kendi ülke
sınırlarındaki önemli jeolojik ve jeomorfolojik yerleri dikkate
almaya ve korumaya yönelik stratejiler geliştirmeye başladılar.
Çoğunlukla birbirinden bağımsız geliştirilen bu stratejilerden
ortak bir kavram, "jeopark" kavramı gelişti.
Jeopark Nedir?
Jeopark deyince akla, başta jeolojik miras niteliğindeki
öğeler olmak üzere, tüm doğal ve kültürel mirasın korunmaya
alındığı, ancak, bu yapılırken sosyoekonomik kalkınmanın da
amaçlandığı, sınırları belirlenebilen bir bölge gelmeli. Bir
başka deyişle bir jeopark,
Ø
Yerel bölgesel ekonomik gelişmeyi (jeoturizm yoluyla)
sağlayacak kadar geniş bir alana sahip olmalı;
Ø
Bilimsel açıdan önemli, seyrek rastlanan ya da estetik değeri
olan jeolojik miras niteliğindeki yerleri kapsamalı. Ancak,
jeolojik öneme sahip oluşumların dışında, bölgedeki arkeolojik,
ekolojik, tarihsel ya da kültürel açıdan önemli yerler de
jeoparkın önemli öğeleri olarak kabul edilmeli;
Ø
Bir jeoparkın kapsadığı tüm bu önemli öğeler (yerler)
birbirleriyle ilişkilendirilerek, bölgeyi gezmeye gelecek olan
ziyaretçilerin bilgilenmesini sağlayacak biçimde düzenlenmeli
(parkurlar, bilimsel bilgi içeren levhalar, panolar, broşürler,
müzeler gibi).
Ø
Bir jeopark, tıpkı bir ulusal park gibi, korunma statüsüne
sahiptir. Yerel yönetim, kendi yerel sürdürülebilir
sosyo-ekonomik kalkınma politikalarını bu yeni oluşumla uyumlu
hale getirerek jeoparkı yönetir. Bu tür politikalar bölgeyi
doğrudan etkiler. Örneğin, yerel halkın, bölgeye özgü, yaratıcı
ve yenilikçi ürünler yaratması özendirilerek, yeni iş olanakları
elde edilmiş, böylece de bölgedeki yaşam kalitesinde artış
sağlanmış, bir ölçüde göç engellenmiş, yerel halkın kendi
bölgesine sahip çıkması sonucu da yerel kimlik güçlenmiş olur.
O halde bir jeopark oluşturulurken şu üç amaç gözetilmeli:
1. Geniş halk kitlelerinin yerbilim ve çevre konularında
eğitimi;
2. Sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması;
3. Jeolojik mirasın gelecek kuşaklar için korunmaya alınması.
Kısa Bir
Jeopark Gezisi
Jeopark kavramı henüz yerleşip yaygınlaşmadan, bu tür
çalışmalara yönelen ilk ülkelerden birisi Fransa. Bu ülkede,
daha 1984 yılında. "Haute-Provence Jeolojik Rezervi" içinde 269
hektarlık bir alan "jeopark" ilan edilerek, alana özel korunma
statüsü kazandırılmıştı. Güney Alpler'de yer alan bu jeopark,
pek çok fosil türünü ve ilginç kayaç oluşumlarını
barındırmasıyla Avrupa'nın en büyük jeolojik açık hava müzesi
sayılıyor.
|
 |
|
Yerkürenin 300 milyon yıl kadar öncesine uzanan tarihine ışık
tutan jeoparkta dolaşırken, milyonlarca yıl önce yaşamış
olan kuşların ayak izlerine ve fosilleşmiş bitkilere her an
rastlamak olası. Yolunuz, Digne kentinin iki kilometre
kuzeyindeki Saint Benoit bölgesine düşerse, sıradışı bir
doğal anıtı görmeden geçmeyin. Kireçtaşından oluşan bir
kayaç kütlesinin yaklaşık 350 m2 boyutundaki bir
yüzeyi sayıları 1500'ü aşan amonit (yaklaşık 450 ile 100
milyon yıl öncesi dönemde yaşamış, spiral biçiminde kabuğu
olan kafadanbacaklı canlı) fosilleriyle kaplı. |
Jeoparkta, ayrıca, içinde, bölgenin jeolojisini yansıtan
örneklerin sergilendiği bir sergi salonunun ve kitaplarla video
filmlerinin ödünç alınabildiği bir kütüphanenin bulunduğu bir
"jeoloji merkezi" yer alıyor. Ichthyosaurus adlı bir ilkel
canlının bedeninin izinin görülebildiği yer gibi, parkın ilgi
çekici noktalarını görmek ve bilgi almak isteyenler için
rehberli turlar da düzenleniyor. Jeoparkın doğasını tüm
güzellikleriyle keşfetmek isteyenler içinse 21 km uzunluğu ve
700 metreye varan yüksekliğiyle Fransa'nın en görkemli
kanyonlanndan olan Verdon Kanyonu çok uygun bir yer. Tüm bu
olanaklara ek olarak, farklı dallardan sanatçıların doğal
çevrelerinden etkilenerek yaptıkları çalışmaların sergilendiği
değişik müzeleriyle, Haute-Provence jeoparkı, özellikle
öğrencilerin başlıca uğrak yerlerinden biri. Bölgeye her yıl
yurtiçinden ve yurtdışından gelen 100.000 dolayında turistin
dışında, ülkenin farklı yerlerinden 10.000 kadar öğrenci de
bölgeyi ziyaret ediyor. Keşif ve eğitim amaçlı geziler sırasında
öğrenciler "jeolojik miras" kavramının anlamını ve bu mirası
korumanın gerekliliğini öğreniyorlar. Tüm bu özellikleriyle,
Haute-Provence Jeoparkı, bölgesel ekonomik kalkınmanın, doğanın
hiç bozulmadan sağlanabildiği örnek bölgelerden biri.
Fransa'daki Haute-Provence Jeoparkı'nı oluşturma çalışmaları
sürdürülürken, aynı düşünceden hareketle, ancak birbirlerinden
habersiz olarak Almanya'daki Vulkaneifel bölgesinde,
Yunanistan'daki Midilli Adası'nda ve İspanya'daki
Maestrazgo/Terruel bölgesinde de jeopark kavramına paralel
çalışmalar yürütülüyordu.
|

"Eifel'in Gözleri" olarak da bilinen
Almanya'nın Vulkaneifel Jeoparkı'ndaki maar gölleri, her yıl
binlerce ziyaretçiyi çekiyor. |
|
Bu bölgelerden, aynı zamanda sevilen bir tatil yeri olan
Vulkaneifel Jeoparkı, geniş bir volkanik alanı temsil
ediyor. Kayaçların ortalama 400 milyon yıl yaşında olduğu bölgede
meydana gelen olağandışı volkanik etkinlikler sonucu 67 dev
maar (yüksek oranda gaz içeren magmanın yeryüzeyine çıkması
ya da yeraltı suyuyla karşılaşması sonucu, büyük
patlamalarla yüzeye püskürtülerek dev patlama çukurları
oluşturması) oluşmuş. Bunlardan sekizi suyla dolu (maar
gölü). Bölgedeki en son volkanik etkinlik, yaklaşık 11.000
yıl önce meydana gelmiş. Yerbilimciler, önümüzdeki 5-10.000
yıl içinde herhangi bir volkanik etkinliğin görülmeyeceğini
tahmin ediyorlar. |
Bölgede, ayrıca günümüzdeki atın atasına ait ilginç bir fosil
keşfedilmiş. Karnındaki ceninle fosilleşmiş olan ilkel ata,
Eckfeld Maarı'nın yakınında bulunduğu için "Eckfeld Atı" adı
verilmiş. Eckfeld Atı dışında, bölgede bir dinozor fosiline ve
farklı trilobit (yaklaşık 550 milyon yıl önce ortaya çıkan ilk
eklembacaklı canlı türü) türlerine ait fosillere rastlanmış.
Jeoparkın tanıtımı amacıyla, yerel halkın da katılımıyla,
bölgenin jeolojik tarihine ilişkin bilgilerin levhalar
aracılığıyla verildiği yürüyüş parkurları, bölgede bulunan
değerli jeolojik oluşumlarla fosil örneklerinin sergilendiği,
yerbiliminin tanıtılması ve sevdirilmesine yönelik görsel
gösterilerin gerçekleştirildiği müzeler yapılmış.
|

Yunanistan'ın Midilli Adası'ndaki Taşlaşmış
Orman'dan bir ağaç gövdesi |
|
Bir başka güzel jeopark örneğiyse Midilli Adası’nın
batısındaki Sigri bölgesinde yer alan Taşlaşmış Orman.
Dünyanın en önemli doğal miraslarından sayılan bu bölge,
yalnızca taşlaşmış ağaçlarıyla göze çarpmıyor; 15.000
hektarlık bir alanı kapsayan ve bir zamanlar var olan bir
ekosistem, yerinde ve bütün olarak fosilleşmiş. Taşlaşmış
olan ağaçların büyük bir bölümünün hâlâ dik konumda, hatta
köklerinin bile belirgin olması, bunların bulundukları yerde
taşlaşmış olduklarını gösteriyor. Fosilleşme sırasında,
organik malzemenin molekül molekül silisçe zengin
eriyiklerce yer değiştirmiş olması nedeniyle, ağaç
gövdelerindeki ağaç kabukları ve halkalar biçim olarak hâlâ
belirgin. |
Bölgede, ağaç gövdeleri dışında, dallar, meyveler ve
yapraklar da fosilleşmiş. Taşlaşmış Orman, oluşumunu Kuzey Ege
Denizi'nde, yaklaşık 15-20 milyon yıl önce görülen yoğun
volkanik etkinliğe borçlu. Midilli Adası'nın merkezinde meydana
gelen şiddetli volkanik patlamalar sonrasında geniş alanlar lav,
tüf ve başka volkanik malzemelerle kaplanmış. Patlamaların
ardından görülen şiddetli yağışlar sonucunda, volkanik malzeme
içeren çamur akıntıları oluşmuş. Bunlar, adanın doğusundan
batısına doğru hızla akarak adanın batısındaki yarıtropik ormanı
kaplamış. Orman, ağırlıklı olarak, Kuzey Amerika'daki sekoyalara
benzeyen dev ağaçlardan, iğne yapraklı, kozalaklı ağaçlardan,
meşelerden ve tarçın ağaçlarından oluşuyordu. Ormanın üzerini
örten volkanik malzeme, bitki dokularını dış etkilerden korumuş.
Bu sırada, silisçe zengin eriyiklerin yoğun bir hidrotermal
dolaşım yaratması bitkilerin oldukları yerde taşlaşmalarına yol
açmış. Her yıl binlerce kişinin ziyaret ettiği Taşlaşmış
Orman'ın yakınında yer alan Sigri'de ayrıca, bölgenin
araştırılmasını, korunmasını ve tanıtılmasını sağlamak amacıyla
bir Doğa Tarihi Müzesi kurulmuş.
|

Struthiosaurus adlı bu cüce dinozor, yaklaşık
100 milyon yıl önce Romanya'nın Transilvanya bölgesinde
yaşıyordu. |
|
Halen oluşturulma aşamasında olan bir jeopark projesiyse
Romanya'daki Hateg Dinozor Jeoparkı. Ülkenin batısındaki
Hunedoara idare bölgesinde yer alan Hateg adlı bu küçük
bölge, milyonlarca yıl önce burada yaşamış olan cüce
dinozorlardan günümüze arta kalan fosilleriyle ünlü. |
Bölge, bundan başka, kendine özgü tarihsel, kültürel ve doğal
zenginlikleriyle de önemli bir turizm potansiyeline sahip.
Hateg, tüm bu özellikleri barındırması nedeniyle uygun bir
jeopark adayı. Komşu bölgelerden farksız, ekonomik gerileme
içinde, işsizlik oranının yüksek olduğu bir bölge olan Hateg'in
bir jeoparka dönüştürülmesiyle birlikte, bölgenin ekonomik ve
sosyal yaşamının geliştirilmesi, bölgenin kalkınmasının
sağlanması amaçlanıyor. Bunun için de yerel halkın projeye
katılımı sağlanıyor ve böylece yeni iş alanları yaratılmış
oluyor. Tüm bu çabalar yerel kimliğin güçlenmesini sağlarken,
bir yandan da doğal ve kültürel miras korunmuş oluyor. Proje,
bölgedeki okullar, yerel yönetimler, ulusal ve uluslararası
organisazyonlar, özel kuruluşlar ve üniversitelerin işbirliğiyle
gerçekleştiriliyor. Proje kapsamında, bölgede yaşayan insanların
kültürel ve doğal zenginlikleri konusunda bilinçlenmelerini
sağlamak amacıyla hem yerel halkın hem iköğretim-lise
düzeyindeki öğrencilerin eğitimine büyük önem veriliyor.
Şu ana değin jeoparklara ilişkin verdiğimiz örnekler, aynı
zamanda bir ağ oluşumunun, Avrupa Jeoparklar Ağı'nın birer
parçası. AB'nin "LEADER IIC-Avrupa'da Jeoturizmin Gelişimi"
projesi çerçevesinde çalışmalarını yürüten Avrupa Jeoparklar
Ağı'nın temel amacı, halkın yerbilime yakınlaşmasını, böylece
jeolojik mirasın korunması kavramının öneminin anlaşılmasını,
yaygınlaşmasını sağlamak ve tüm bunları yerine getirirken
yerel/bölgesel kalkınmayı da sağlamak.
|
 |
|
Bunun için de yeni jeoparkların oluşturulmasına ve var olan
jeoparklar arasında bilgi ve deneyim alışverişine büyük önem
veriliyor. Jeopark kavramının yalnızca Avrupa'da değil,
dünyanın her ülkesinde yerleşmesini önemseyen yerbilimciler,
yeryüzünde, değişik fosiller, mineraller ve başka birçok
değerli jeolojik oluşumları barındırmaları, bu nedenle de
ekonomik kalkınmaya katkı sağlayabilecek olmaları nedeniyle
jeopark olmaya aday pek çok alanın bölgenin bulunduğuna
dikkat çekiyorlar. |
Bundan yola çıkarak, ülkemizin de peribacaları, obrukları,
mağaraları, volkanik oluşumları gibi jeolojik miras niteliği
taşıyan pek çok yeriyle; ayrıca, arkeolojik, ekolojik, kültürel
zenginlikleriyle jeopark oluşumuna uygun bir aday olduğunu
rahatlıkla söyleyebiliriz. Ülkemizde olduğu gibi, farklı
özellikleri olan jeolojik miras öğelerini barındıran bölgeler,
özellikle ek gelir kaynaklarına gereksinimleri olduğu zaman, iyi
bir yerel yönetimin iş başında olması halinde, yeni iş alanları
yaratmakla kalmayıp bölgede bir ekonomik hareketliliğin
doğmasını sağlayabiliyor. Böylece bölgeler arasında gelir
düzeyinde ve yaşam kalitesinde var olan farklılıklar da bir
ölçüde ortadan kaldırılmış oluyor.
Sevindirici olan şu ki, dünyanın pek çok yerinde doğayı
korumanın gerekliliği konusunda giderek artan bir bilinçlenme
söz konusu. Giderek daha fazla sayıda insan, çevreden akılcı bir
biçimde yararlanmada jeolojik yapıların çok önemli rol
oynadığının bilincine varıyor.
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
Sayı: 417 Ağustos-2002
Ayşegül
Yılmaz'a teşekkürlerimizle,
Denizce

|
|