|

Aşkın dalış merkezinden Gemiciler isimli teknemize
malzemeleri yüklemeden evvel, dalış rehberimiz Kenan Doğan bizi
Karaada'da bir dalış esnasında keşfettiği mağaraya daldıracağını
heyecanla müjdeledi. Yeni bir macera. Engin de ben (Mahmut
Suner) de heyecanlanıyoruz.
10 Mayıs 1993.
Karaada, Bodrum kıyılarından bakınca görülebilen kıyı
şeridimizde ender bulunabilecek, bakir kalmış adalarımızdan
biridir. Adanın güney burnunu döndükten az sonra, Mayıs ayının
insanı okşayan sıcaklığı ile Kaçakçı Koyu diye bilinen koya
demirledik. Teknenin altı kumluk. Koyun etrafını keskin granit
kayalar çevirmiş ve makiler kayaların son noktasına kadar
uzanıp, koyun maviliği ile bütünleşmişler.
Teknede bizimle beraber balıkadamlık eğitimi alan
arkadaşlar da yeralıyor. Eğitimi yeni bitmiş bazı arkadaşlar da
mağaranın içine bizimle gelmek istedilerse de, hocalar buna
müsade etmedi. Mağara dalıcılığının eğitimi ayrı. Bizlerin de
çok özel bir dalıcılık eğitimi yok. Ama yıllardır bir sürü irili
ufaklı mağaralara girdik, yine de mağara dalışının benim için
favori dalış türü olduğunu da söyleyemem. Karaada etrafında
bulunan mağaralarda Fokların da yaşadığı söylenmekte. Karaada
ile ilgili hazırlanan bir raporda, Havali mağarada, Fokların
yaşadığından söz edilmekte idi. 1992 yılında Karaada'da
araştırma yapan ODTÜ/AFAG grubu bu mağarayı araştırmış ve burada
Fokların yaşamasının mümkün olmadığını tespit etmişlerdi.
Dalış öncesi hazırlıklarımızı yaparken, yıllar önce
Karaada'daki sıcak su mağarası aklıma geliyor. Bize, mağara
içinde bulunan çamurun cilt için şifalı olduğunu söylemişlerdi.
Daha sonraki yıllarda kozmetik gayesi ile hanımların bol rağbet
ettiği bu çamur da bitivermişti.
Adada mevsime göre çeşitli yabani çiçekler ve kuşlar, adayı
karadan keşfetmek isteyenler için ayrı bir hazine. Adanın
yüksekliği 380 metre. Acaba biz bu yüksekliğin neresine kadar
girebilecektik?... Dalış için gereken bütün hazırlıklarımızı
tamamladık. Bütün gün bekledikten sonra da, vazgeçmek olmazdı.
Mağaranın girişi, teknenin demirli olduğu yerden sadece 100
metre ilerideydi.
Giriş 6 metre derinlikte olup, ağzından rahatlıkla iki
dalıcı geçebiliyordu. Biz Kenan'ın arkasından mağaraya giriş
yaptık. İçerisi karanlıktı. Gözlerim karanlığa alışınca, kırık
granit taşları arasında yaşayan ufak mağara balıkları bizi
karşıladı. Grup halinde ve karanlık mağaralarda yaşamayı tercih
eden Pempheris Oualensis'ler açık suya sadece geceleri avlanmak
için çıkarlardı.
Karşılıklı herşeyin yolunda olduğunu işaretleştikten sonra,
Kenan'ın peşinden mağaranın soğuk ve ıssız uzantısında
ilerlemeye başladık. Bir anda alan daraldı ve bütün etrafımızı
siyah renkli granit kayalar kapladı. Geçiş yaptığımız yerler çok
dardı. Kesinlikle bu mağara dalışı, benim daha önce daldıklarıma
hiç benzemiyordu. Elimdeki sualtı kamerasının balıkgözü
merceğini bir yere çarpmamak için azami gayreti gösterirken, bir
yandan da hava hortumlarımı bir yere takmamaya gayret ediyordum.
Ama herhalde mağaranın sonuna gelmiştik. Oh! üçümüzü de içine
alan içi pırıl pırıl suyla dolu olan bir galeriye geldik. İnanın
buraya kadar gelirken bu soğuk suda terledim diyebilirim.
Galeride resim çektikten sonra ben dönüşe hazırdım. Kenan
daha içerilere gideceğimizi işaret ettiğinde gerçekten moralim
bozuldu. Havamı kontrol ettiğimde daha 190 hava olduğunu
sevinerek gördüm. Bu karanlıkta fosforlu olan dalış aletlerimin
kadranlarını görebilmek moral verici idi. Engin ve ben sualtı
lambası kullanmıyorduk, sadece Kenan'ın ışığını takip ediyorduk.
Biz küçük U/W Kinetics'in Q lambalarını flaşlarımızın koluna
bağlamıştık.
Bir ara kalp atışlarımın yoğunlaştığını ve daha sık hava
soluduğum dikkatimi çekti. Bende panik başlamıştı. Muhakkak
kontrol etmeliydim. Yanımıza klavuz ipi de almamıştık. Aklımdan
yüzlerce ihtimal geçmeye başladığı anda, Engin'in önünde Kenan
durup, herşeyin yolunda olup olmadığını sordu. Bu daracık yerde
geri dönmek de artık mümkün değildi. O anda mağara dalıcıları
ile ilgili okuduklarım aklıma geldi, boşuna panik yapıyordum. Bu
mağarada değişik yönlerde giriş-çıkışların olmadığını
biliyordum. Mağara dalgıçları suyun metrelerce derinliğine
indikten sonra, mağara içlerinde yüzlerce metre ilerleyip,
aralıklarla hava tüplerini değiştiriyorlardı. Herhalde ben de bu
kısacık yolu bitirebilirdim! Kenan'a O.K. işaretini verip yoluma
devam ettim. Bu arada da zihnimi, çekmeyi planladığım
fotoğraflara veriyordum. Adrenalimizin en üst seviyede olduğunu
söyleyebilirim. İnsanoğlu'nun araştırma içgüdüsü muhteşem bir
olgu.
Önden giden dalgıcın hava kabarcıkları, açılan şampanya
şişesindeki kabarcıklar gibi birbiri ardına yarışırcasına,
önümde mağara koridorunun tavanına yapışıyorlardı. Kenan
önümüzden bir dalgıcın geçebileceği bir yarıktan dikkatlice
içeri süzülüverdi. Ben de Engin'i takiben, yarıktan içeriye
kendimi bırakıverdim. Dipteki kayalar çok keskin olduğundan,
ışığımı açıp ayaklarımla nereye bastığımı kontrol ettikten
sonra, ayağa kalkıp ağzımdaki regülatörü çıkardım, ilk nefes
alışım bana çok farklı duygular yaşattı. Resmen Karaada'nın
bilmem kaç metre yüksekliğinin altında ve yarıbele kadar suyun
içinde nefes alıyordum. İkinci nefes alışımda, havanın alışık
olduğumuz havadan farklı, ağır ve rutubetli olduğunu farkettik.
Sualtı lambasını yukarı doğru kaldırdığımda, Karaada'nın bir
tepesi içeri doğru çökmüştü sanki.

Kenan bir türlü pes etmiyordu. İllaki de malzemeleri buraya
bırakıp, üzerimizdeki neopren dalış elbiseleri ile çöküntünün
üzerine yürüyüp mağarayı araştıracaktık ve sarkıtları
inceleyecektik. Tüpümü suda bırakırken içim gitti, ya gelince
bulamazsam diye. Arkadan çıkardığım paletlerimi güzelce bir
kayanın üzerine yerleştirdim. Kenan'ın bütün ısrarına rağmen
ağır sualtı makinasını yanıma almadım. Engin makinasını taşımaya
razı oldu. Patiklerimin tabanı yumuşak neopren olduğundan,
tırmanış esnasında keskin granit kayalara basarken bayağı canım
acıdı. Kazayla kayarak ayağımızı kırdığımızı bu şartlar altında
düşünebiliyor musunuz? Herhalde düşünmemek en iyisi idi.
Mağaranın içinde hava sıcaktı. Tırmandıkça neopren elbisenin
içinde saunada gibi terlemeye başladık. Çökük tepeye
geldiğimizde, bu kısmın en az 25 metre yukarıdan çökmüş olduğunu
gördük. Tepeden aşağıya doğru indiğimizde, sağlı sollu su
birikintileri ile karşılaştık. Sağ tarafta çok ilginç
oluşumlarla karşılaştık. Hemen kayalara yapışık olarak oluşmuş
beyaz renkli sarkıtlar, Köpekbalığının dişleri gibi tırtıllıydı.
Daha aşağı kısımlarda levha halinde, yüzlerce yılda oluştuğunu
tahmin ettiğim sarkıtlar vardı. Su birikintilerinin içine Engin
girip bakmak istediyse de fazla derinliği yoktu. Bu birikintinin
derinlere doğru uzadığını da zannetmiyorum. Çok dikkatlice aynı
yoldan aşağıya indik. Tüplerimiz bizi bekliyordu. Foklarla gelip
bize bir sürpriz yapmamışlardı. Kenan'a göre yolumuzun üzerinde
bir Fok iskeleti bulunuyordu. Malzemelerimizi kuşanırken,
tüpümün regülatör bağlantısından hava kaçmaya başladı. Acaba "O"
ring mi patlamıştı?... Saatimin kayısına yedek "O" ring için
baktığımda, yanıma yedek almadığımı gördüm. Arkadaşlarda da "O"
ring yoktu. Neyse ki regülatörü söküp tekrar taktığımda hava
kaçması durdu.
Dönüşe geçtiğimizde, dikkatli bakmamıza rağmen Fok
iskeletine benzeyen birşey görmedim. Bu mağarada Fok
yaşayacağına da ben pek ihtimal veremedim. Önde giden
rehberimiz, Kenan'ın paletleri arasından muhteşem maviliği ve
ışığı görmek, insanın ender yaşayacağı anlardan biri herhalde...
Çıkışta mağaranın sessiz bekçileri mağara balıklarına elveda
edip, kendimizi mutlulukla Bodrum'un 14 derecedeki ılık
sularına attık. Heyecanlı bir dalış yapmıştık. Tekrar dener
misin derseniz düşünürüm!
Kesinlikle balıkadam mağaralara yalnız başına ve
hazırlıksız girmemeli. Mağara dalışlarının eğitimi ve kuralları
vardır. Bunlara uymayanlar sürpriz sonuçlarla karşılaşabilirler.
Mağara dalıcılarının geliştirdikleri bazı kurallar akıldan
çıkarılmamalıdır!
Mağaraya
girmeden önce şu 10 altın kuralı unutmayın:
1. Kılavuz
halatı olmadan hiçbir zaman mağaraya girmeye kalkmayın.
2. Havanızı
iyi kullanıp plan yapın ve "üçtebir" kuralına uyun.
3. Mağaralara
derin dalış yapmayın.
4. Aniden
beliren acil durumlarda asla paniğe kapılmayın.
5. Yanınıza
en az üç sualtı feneri alın.
6. En iyi
dalış malzemelerini kullanın.
7. Mağara
içinde paletlerinizi bacaklarınız bükük şekilde kullanın ki,
mağaranın içi bulanmasın.
8. Dalış
eşinizle, dalış öncesi belirebilecek olan acil durumların
egzersizini yapın.
9. Acil
durumlar için gerekli olan malzemenizi her zaman yanınızda
bulundurun.
10.(Yedek
hava gibi.)
Kaynakça:
Sualtı
Maceralarım
Mahmut Suner'e teşekkürlerimizle
Denizce
 |