e-mail
denizce@denizce.com
 





Dalış Klüpleri
Ahtapot
Akdeniz Fokları
Birlikte El Ele
Caulerpa Racemosa
Cousteau ile...
Deniz Anaları
Deniz Güvenliği
Deniz Kabukları
Deniz Kirliliği-I
Deniz Kirliliği-II
Deniz Kirli III
Kaçakçı Mağarası
Kaş'ın Derin M.
Kızıl Göç
Okyanus Trajedileri
scubaturkiye.com
Su Altı Fotografı
Usat
Wet Dalış Merkezi
Yapay Barınaklar
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri
 Kaçakçı Mağarası

Mahmut Suneraa

 

 

Aşkın dalış merkezinden Gemiciler isimli teknemize malzemeleri yüklemeden evvel, dalış rehberimiz Kenan Doğan bizi Karaada'da bir dalış esnasında keşfettiği mağaraya daldıracağını heyecanla müjdeledi. Yeni bir macera. Engin de ben (Mahmut Suner) de heyecanlanıyoruz.

10 Mayıs 1993.

Karaada, Bodrum kıyılarından bakınca görülebilen kıyı şeridimizde ender bulunabilecek, bakir kalmış adalarımızdan biridir. Adanın güney burnunu döndükten az sonra, Mayıs ayının insanı okşayan sıcaklığı ile Kaçakçı Koyu diye bilinen koya demirledik. Teknenin altı kumluk. Koyun etrafını keskin granit kayalar çevirmiş ve makiler kayaların son noktasına kadar uzanıp, koyun maviliği ile bütünleşmişler.

Teknede bizimle beraber balıkadamlık eğitimi alan arkadaşlar da yeralıyor. Eğitimi yeni bitmiş bazı arkadaşlar da mağaranın içine bizimle gelmek istedilerse de, hocalar buna müsade etmedi. Mağara dalıcılığının eğitimi ayrı. Bizlerin de çok özel bir dalıcılık eğitimi yok. Ama yıllardır bir sürü irili ufaklı mağaralara girdik, yine de mağara dalışının benim için favori dalış türü olduğunu da söyleyemem. Karaada etrafında bulunan mağaralarda Fokların da yaşadığı söylenmekte. Karaada ile ilgili hazırlanan bir raporda, Havali mağarada,  Fokların yaşadığından söz edilmekte idi. 1992 yılında Karaada'da araştırma yapan ODTÜ/AFAG grubu bu mağarayı araştırmış ve burada Fokların yaşamasının mümkün olmadığını tespit etmişlerdi.

Dalış öncesi hazırlıklarımızı yaparken, yıllar önce Karaada'daki sıcak su mağarası aklıma geliyor. Bize, mağara içinde bulunan çamurun cilt için şifalı olduğunu söylemişlerdi. Daha sonraki yıllarda kozmetik gayesi ile hanımların bol rağbet ettiği bu çamur da bitivermişti.

Adada mevsime göre çeşitli yabani çiçekler ve kuşlar, adayı karadan keşfetmek isteyenler için ayrı bir hazine. Adanın yüksekliği 380 metre. Acaba biz bu yüksekliğin neresine kadar girebilecektik?... Dalış için gereken bütün hazırlıklarımızı tamamladık. Bütün gün bekledikten sonra da, vazgeçmek olmazdı. Mağaranın girişi, teknenin demirli olduğu yerden sadece 100 metre ilerideydi.

Giriş 6 metre derinlikte olup, ağzından rahatlıkla iki dalıcı geçebiliyordu. Biz Kenan'ın arkasından mağaraya giriş yaptık. İçerisi karanlıktı. Gözlerim karanlığa alışınca, kırık granit taşları arasında yaşayan ufak mağara balıkları bizi karşıladı. Grup halinde ve karanlık mağaralarda yaşamayı tercih eden Pempheris Oualensis'ler açık suya sadece geceleri avlanmak için çıkarlardı.

Karşılıklı herşeyin yolunda olduğunu işaretleştikten sonra, Kenan'ın peşinden mağaranın soğuk ve ıssız uzantısında ilerlemeye başladık. Bir anda alan daraldı ve bütün etrafımızı siyah renkli granit kayalar kapladı. Geçiş yaptığımız yerler çok dardı. Kesinlikle bu mağara dalışı, benim daha önce daldıklarıma hiç benzemiyordu. Elimdeki sualtı kamerasının balıkgözü merceğini bir yere çarpmamak için azami gayreti gösterirken, bir yandan da hava hortumlarımı bir yere takmamaya gayret ediyordum. Ama herhalde mağaranın sonuna gelmiştik. Oh! üçümüzü de içine alan içi pırıl pırıl suyla dolu olan bir galeriye geldik. İnanın buraya kadar gelirken bu soğuk suda terledim diyebilirim.

Galeride resim çektikten sonra ben dönüşe hazırdım. Kenan daha içerilere gideceğimizi işaret ettiğinde gerçekten moralim bozuldu. Havamı kontrol ettiğimde daha 190 hava olduğunu sevinerek gördüm. Bu karanlıkta fosforlu olan dalış aletlerimin kadranlarını görebilmek moral verici idi. Engin ve ben sualtı lambası kullanmıyorduk, sadece Kenan'ın ışığını takip ediyorduk. Biz küçük U/W Kinetics'in Q lambalarını flaşlarımızın koluna bağlamıştık.

Bir ara kalp atışlarımın yoğunlaştığını ve daha sık hava soluduğum dikkatimi çekti. Bende panik başlamıştı. Muhakkak kontrol etmeliydim. Yanımıza klavuz ipi de almamıştık. Aklımdan yüzlerce ihtimal geçmeye başladığı anda, Engin'in önünde Kenan durup, herşeyin yolunda olup olmadığını sordu. Bu daracık yerde geri dönmek de artık mümkün değildi. O anda mağara dalıcıları ile ilgili okuduklarım aklıma geldi, boşuna panik yapıyordum. Bu mağarada değişik yönlerde giriş-çıkışların olmadığını biliyordum. Mağara dalgıçları suyun metrelerce derinliğine indikten sonra, mağara içlerinde yüzlerce metre ilerleyip, aralıklarla hava tüplerini değiştiriyorlardı. Herhalde ben de bu kısacık yolu bitirebilirdim! Kenan'a O.K. işaretini verip yoluma devam ettim. Bu arada da zihnimi, çekmeyi planladığım fotoğraflara veriyordum. Adrenalimizin en üst seviyede olduğunu söyleyebilirim. İnsanoğlu'nun araştırma içgüdüsü muhteşem bir olgu.

Önden giden dalgıcın hava kabarcıkları, açılan şampanya şişesindeki kabarcıklar gibi birbiri ardına yarışırcasına, önümde mağara koridorunun tavanına yapışıyorlardı. Kenan önümüzden bir dalgıcın geçebileceği bir yarıktan dikkatlice içeri süzülüverdi. Ben de Engin'i takiben, yarıktan içeriye kendimi bırakıverdim. Dipteki kayalar çok keskin olduğundan, ışığımı açıp ayaklarımla nereye bastığımı kontrol ettikten sonra, ayağa kalkıp ağzımdaki regülatörü çıkardım, ilk nefes alışım bana çok farklı duygular yaşattı. Resmen Karaada'nın bilmem kaç metre yüksekliğinin altında ve yarıbele kadar suyun içinde nefes alıyordum. İkinci nefes alışımda, havanın alışık olduğumuz havadan farklı, ağır ve rutubetli olduğunu farkettik. Sualtı lambasını yukarı doğru kaldırdığımda, Karaada'nın bir tepesi içeri doğru çökmüştü sanki.

Kenan bir türlü pes etmiyordu. İllaki de malzemeleri buraya bırakıp, üzerimizdeki neopren dalış elbiseleri ile çöküntünün üzerine yürüyüp mağarayı araştıracaktık ve sarkıtları inceleyecektik. Tüpümü suda bırakırken içim gitti, ya gelince bulamazsam diye. Arkadan çıkardığım paletlerimi güzelce bir kayanın üzerine yerleştirdim. Kenan'ın bütün ısrarına rağmen ağır sualtı makinasını yanıma almadım. Engin makinasını taşımaya razı oldu. Patiklerimin tabanı yumuşak neopren olduğundan, tırmanış esnasında keskin granit kayalara basarken bayağı canım acıdı. Kazayla kayarak ayağımızı kırdığımızı bu şartlar altında düşünebiliyor musunuz? Herhalde düşünmemek en iyisi idi. Mağaranın içinde hava sıcaktı. Tırmandıkça neopren elbisenin içinde saunada gibi terlemeye başladık. Çökük tepeye geldiğimizde, bu kısmın en az 25 metre yukarıdan çökmüş olduğunu gördük. Tepeden aşağıya doğru indiğimizde, sağlı sollu su birikintileri ile karşılaştık. Sağ tarafta çok ilginç oluşumlarla karşılaştık. Hemen kayalara yapışık olarak oluşmuş beyaz renkli sarkıtlar, Köpekbalığının dişleri gibi tırtıllıydı. Daha aşağı kısımlarda levha halinde, yüzlerce yılda oluştuğunu tahmin ettiğim sarkıtlar vardı. Su birikintilerinin içine Engin girip bakmak istediyse de fazla derinliği yoktu. Bu birikintinin derinlere doğru uzadığını da zannetmiyorum. Çok dikkatlice aynı yoldan aşağıya indik. Tüplerimiz bizi bekliyordu. Foklarla gelip bize bir sürpriz yapmamışlardı. Kenan'a göre yolumuzun üzerinde bir Fok iskeleti bulunuyordu. Malzemelerimizi kuşanırken, tüpümün regülatör bağlantısından hava kaçmaya başladı. Acaba "O" ring mi patlamıştı?... Saatimin kayısına yedek "O" ring için baktığımda, yanıma yedek almadığımı gördüm. Arkadaşlarda da "O" ring yoktu. Neyse ki regülatörü söküp tekrar taktığımda hava kaçması durdu.

Dönüşe geçtiğimizde, dikkatli bakmamıza rağmen Fok iskeletine benzeyen birşey görmedim. Bu mağarada Fok yaşayacağına da ben pek ihtimal veremedim. Önde giden rehberimiz, Kenan'ın paletleri arasından muhteşem maviliği ve ışığı görmek, insanın ender yaşayacağı anlardan biri herhalde... Çıkışta mağaranın sessiz bekçileri mağara balıklarına elveda edip, kendimizi  mutlulukla Bodrum'un 14 derecedeki ılık sularına attık. Heyecanlı bir dalış yapmıştık. Tekrar dener misin derseniz düşünürüm!

Kesinlikle balıkadam mağaralara yalnız başına ve hazırlıksız girmemeli. Mağara dalışlarının eğitimi ve kuralları vardır. Bunlara uymayanlar sürpriz sonuçlarla karşılaşabilirler. Mağara dalıcılarının geliştirdikleri bazı kurallar akıldan çıkarılmamalıdır!

Mağaraya girmeden önce şu 10 altın kuralı unutmayın:

 1. Kılavuz halatı olmadan hiçbir zaman mağaraya girmeye kalkmayın.

 2. Havanızı iyi kullanıp plan yapın ve "üçtebir" kuralına uyun.

 3. Mağaralara derin dalış yapmayın.

 4. Aniden beliren acil durumlarda asla paniğe kapılmayın.

 5. Yanınıza en az üç sualtı feneri alın.

 6. En iyi dalış malzemelerini kullanın.

 7. Mağara içinde paletlerinizi bacaklarınız bükük şekilde kullanın ki,
     mağaranın içi bulanmasın.

 8. Dalış eşinizle, dalış öncesi belirebilecek olan acil durumların egzersizini yapın.

 9. Acil durumlar için gerekli olan malzemenizi her zaman yanınızda bulundurun.

10.(Yedek hava gibi.)

 

 

    Kaynakça:
  
Sualtı Maceralarım

 

Mahmut Suner'e teşekkürlerimizle
Denizce