|

Beyoğlu, bugün
olduğu gibi geçmişte de dünyaca ünlü yıldızları ağırlamıştı.
Sarah Bernhardt, Adelaide Ristori ve Suzanne Desprès bu
yıldızlardan birkaçı...
19. ve 20.
yüzyılda, Avrupa ile boy ölçüşecek sanat etkinliklerine sahne
olan bir yer vardı... İstanbul, Beyoğlu... İrili ufaklı pek çok
tiyatronun en eskisi, daha çok İtalyan tiyatro ve opera
topluluklarının gösterim yaptığı Naum Tiyatrosu’ydu. İtalyan
operalarının kimi daha Paris’te, Londra’da oynanmadan burada
sahneleniyordu. Fransız, Verdi ve Tepebaşı tiyatroları da
dünyaca ünlü toplulukları ağırlayan diğer önemli sanat
merkezlerinden birkaçıydı. Bizim yazımızın konusu da, o
dönemlerde bu tiyatrolarda sahne alan dünyaca ünlü kadın
yıldızlar... İstanbul’a gelen tüm ünlü sanatçıları bir yazıda
anmak elbette olanaksız. Biz, onlar arasında en önemlilerini ve
kenti birkaç kez ziyaret edenleri konuk ettik...
Billur Gibi Bir
Ses: Sarah Bernhardt
Sarah
Bernhardt’dan başlayalım... 1923’te hayata veda eden Bernhardt,
yalnız Fransa’nın değil, pek çok ülkede verdiği temsillerle tüm
dünyanın hayranlığını kazanmıştı. Billur gibi bir sesi vardı;
müzikli tonlaması ve hareketlerinin güzelliğiyle seyircilerin
gönlünde taht kurmuştu. Tiyatronun yanı sıra çok sayıda sessiz
filmde de oynayan sanatçı, 1915’te bir ayağı kesilmesine rağmen
sahneye çıkmayı sürdürmesiyle de takdire şayandır. Sanatçının en
önemli özelliklerinden biri erkek rollerinde de oynamış
olmasıdır. Hamlet’i; Edmond Rostand’nın ‘L’Aiglon’ adlı oyununda
Napolyon’un oğlu Duc de Reichstadt’ı canlandırmıştır.
Ünlü yıldız
Bernhardt, İstanbul’a ilk kez 1881’de eşiyle birlikte gelir.
1888’deki gelişinde Yeni Fransız Tiyatrosu’nda repertuvarının en
temel oyunlarını sunar. Son sahne aldığı gece, gösterimini 700
kişi seyreder. 1893’te İstanbul Verdi Tiyatrosu’nda gösterim
yapan Bernhardt, daha önce oynadıklarına ek olarak Alexandre
Dumas’nın ‘Francillons’unda da sahne alır. 1904 yılının Aralık
ayında ise Tepebaşı Tiyatrosu’nda sahneye çıkar; A. Daudet ile
A. Belot’nun ‘Sapho’sunu oynar. Sanatçı, 1908’deki beşinci ve
son gelişinde, yine Tepebaşı Tiyatrosu’nda buluşur izleyiciyle.
Eski oyunlarının yanı sıra ‘Falcı Kadın’ı oynar. Öldüğü yıl,
yani 1923’te bu oyun beyazperdeye de aktarılmıştır.

Ristori, Naum
Tiyatrosu’nda...
İstanbul’a gelen
kadın tiyatrocular arasında, belki de en seçkini ve önemlisi
Adelaide Ristori’dir (1822-1906). O da Sarah Bernhardt gibi tüm
dünyayı dolaşarak seyirciyi hayran bırakmıştır kendine. Ancak
sanatının doruğundayken, 1885’te sahnelere veda eder. 1864
yılında Türkiye’ye gelen Ristori, Naum Tiyatrosu’nda otuz temsil
verir. Tiyatroyu tıklım tıklım doldurur; seyirciler sürekli ona
güller atar. Legouvé, Schiller, Pellico, Scribe ve Shakespeare,
oynadığı yazarlar arasındadır. Günümüzde Ristori adına her yıl
dünyadaki başarılı kadınlara bir ödül veriliyor. Türkiye’de de
‘Ristori Ödülü’nü alan seçkin kadınlarımız bulunuyor. Örneğin
tiyatro sanatçısı Yıldız Kenter, gazeteci-yazar Zeynep Oral,
dünyaca ünlü keman virtüözü Suna Kan, sanat tarihçisi Prof.
Günsel Renda, opera sanatçısı Belkıs Aran ve tiyatro profesörü
Sevda Şener gibi...
‘Fransız tiyatro
dünyasının en güzel kadını’ diye nitelenen Jane Hading,
topluluğu ile 1902’de İstanbul’a gelir. Dört gösterim sunan
sanatçı, daha önce Sarah Bernhardt’ın oynadığı ‘Sapho’yu da
canlandırır. İki kez daha Beyoğlu’na gelen sanatçı, Tepebaşı
Tiyatrosu’nda üç farklı oyun sahneler.
İstanbul’a iki
kez gelen ünlü kadın yıldızlar arasında Blanche Toutain ve
topluluğu da vardır. Toutain’in, İstanbul’a ilk gelişi Türkler
için çok önemlidir; çünkü sundukları oyunlar arasında İzzet
Melih (Devrim)’in Fransızca yazdığı ‘Leylâ’ da yer alır. 1910’da
da Türk izleyiciyle buluşan Toutain, sekiz değişik oyun
sunmuştur.
Sultan II.
Abdülhamid’in Huzurunda
Fransız
sahnelerinin 1900’lü yıllardaki en önemli sanatçılarından biri
Réjane’dı (asıl adı Gabrielle Charlotte Réju). Comédie Française
sanatçılarından olan Réjane, İstanbul’a ilk kez 1905’te
gelmiştir. Beraberindeki önemli sanatçılarla dört değişik oyunda
rol alır. Beş yılın ardından tekrar gelip Varyete Tiyatrosu’nda
gösterim veren Réjane, 1914 yılında da Beyoğlu’nda dört oyun
sahneler.

Topluluğuyla
birlikte ilk kez 1891’de İstanbul’a gelen Madame Judic de
İstanbul’un büyüsüne kapılan sanatçılardandır. Repertuarından
beş değişik oyunu Yeni Fransız Tiyatrosu’nda sahneleyen Mme
Judic, ikinci kez 1896 yılının başında gelir İstanbul’a ve üç
oyunla seyirciyle buluşur. Sanatçı, ayrıca Yıldız Sarayı
Tiyatrosu’nda Sultan II. Abdülhamid’in huzurunda da sahne
almıştır.
Bu yıllarda
yıldızı parlayan, önemli yazarlar arasında yer alan Maurice
Maeterlinck’i, Türk seyircisine tanıtan kadın oyuncu ise
Georgette Blanc’tır. 1904 yılının başında İstanbul’a gelen
Blanc, Odeon Tiyatrosu’nda Maeterlinck’in ‘Joyzelle’, ‘Aglavaine
et Sélysette’ ve ‘L’Intrus’ adlı oyunlarını sahneler. Bunlardan
‘Joyzelle’, 1903’te ilk kez Paris’te, ertesi yıl da İstanbul’da
oynanmıştır.
Çok önemli bir
başka kadın sanatçı da Suzanne Desprès’dir. L’Oeuvre
Topluluğu’nu kuran tiyatro devi Lugné-Poe’nun eşi olan Desprès,
İstanbullu seyircilere Ibsen’in çeşitli eserlerini tanıtır. O da
tıpkı Sarah Bernhardt gibi Hamlet rolünü oynamıştır. Muhsin
Ertuğrul da Paris’te tanıştığı ve çalışmalarını izlediği bu
çiftten çok etkilenmiş, anılarında onlara önemli bir yer
ayırmıştır. Öyle ki, Desprès’yi kadın Hamlet olarak seyrettikten
sonra Nur Sabuncu ve Ayla Algan’ı Hamlet olarak sahneye
çıkarmıştır. Desprès’nin İstanbul’a ilk gelişi, L’Oeuvre
Topluluğu ile 1906’da olur, gösterimlerini Tepebaşı
Tiyatrosu’nda verirler. İlk gelişinde ‘Bir Bebek Evi’nde Nora’yı
canlandıran sanatçı, 1908’deki gelişinde, önemli başka
yazarların yanı sıra iki Ibsen oyunu sunar. Sanatçı, 1909’da ise
‘Phédre’ ve ‘Electra’ gibi klasikleri oynar. Desprès’nin son
gelişi 1911’dedir; çeşitli önemli eserler arasında Jules
Renard’ın ‘Poil de Carotte’ (Havuç Saçlı Genç) adlı oyununu
sahneler. Burada kırmızı saçları olan çok mutsuz bir genci
canlandırarak yine erkek kılığına bürünür.

Son olarak,
Türkiye’nin yıldızı Yıldız Kenter’e teşekkürlerimi sunmak
istiyorum. Yazıma esin kaynağı olduğu için...
Yazı - Foto Arşivi: Prof.
Dr. Metin And
Kaynakça: SkyLife - Şubat 2006
Prof. Dr.
Metin And'a teşekkürlerimizle
Denizce

07.02.2007
|