152 yıl önce, 8 Mart 1857 ABD'nin New York kentinde bir
tekstil fabrikasında çalışan kadınların eşit işe eşit ücret ve
günde sekiz saat çalışma ve doğum izni talepleriyle eşitlik
mücadelesini başlattıkları ve hakları uğruna can verdikleri
gündür. Fabrikada çıkan yangında 129 kadın yanarak ölmüş, ama bu
olay tarihin derinliklerine gömülmemiştir. 8 Mart’lar Eşitlik
mücadelesi günü olarak günümüzde bütün dünya ülkelerinde
anılmaktadır.
Daha sonra 1910 yılında Almanya Sosyal Demokrat Parti
önderlerinden Clara Zetkin, o 129 kadın işçinin anısına 8
Mart'ın Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmasını önerdi.
19 Mart 1911'de Almanya, Avusturya ve Danimarka'da kutlandı.
Dünya Kadınlar Günü'nün 8 Mart'ta kutlamasına ise 1972 yılında
Sidney'de yapılan Mart Hareketi adlı büyük bir organizasyonla
başlandı.
Birleşmiş Milletler'in 1975-1985 yılları arasında "Kadın On
Yılı" ilan etmesinin ardından 16 Aralık 1977'de BM Genel
Kurulunda 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak kutlanmasına
karar verildi. Öneri oy birliğiyle kabul edildi.
Bunu izleyen yıllarda da Birleşmiş Milletler'e üye ülkeler 8
Mart'ı Dünya Kadınlar Günü olarak kutlamaya devam ettiler.
Böylece 8 Mart, dünyada kadınların yüzyıldır yürüttüğü
eşitlik ve özgürleşme mücadelesinin anıldığı ve kadınların
güncel sorunlarının ve taleplerinin kamuoyuna duyurulduğu bir
gün haline geldi.
Günümüzde 8 Mart, kadınlara karşı ayrımcılığın, kadına
yönelik şiddetin ve tüm kadın sorunlarının bir kez daha dile
getirildiği gün olmaya devam ediyor.
8 Mart 2009’da ülkemizdeki kadının durumuna bakacak olursak,
gelişmiş ülkeler düzeyinde eğitimli, meslek sahibi kadınların
yanı sıra, 25 yaş üstü 16.897.656 kadın nüfusunun 13.871.060’ı
(4.625.828’i okuma yazma bilmeyen, 1.270.255’i okuma yazma
biliyorum diyen ancak ilkokulu bitirmeyen, 7.644.977’si ilkokul
mezunu olmak üzere) en çok ilkokulu bitirmişler ve ancak % 17’si
istihdam edilebilmekte, düşük ücretli ve iyi olmayan koşullarda
çalışmaktadır. Çoğu kez kayıt dışı, sosyal güvenliği olmayan iş
bulabilmektedirler. Kadınların sadece % 3.9’u üniversite
mezunudur. Eğitim düzeyi kadının işgücüne katılımını
güçlendirmektedir, nitekim üniversite eğitimi alan kadınların %
70’i çalışmaktadır.
Kırsal kesimde ise, çoğu kez küçük yaşta evlendirilme, “imam
nikahlı” evlilikler, doğum kontrolü uygulamadıklarından çok
sayıda çocuk sahibi olma ve aile içi şiddet bir kısır döngü
halinde kadının yaşamını çevrelemiştir.
Her yüz kadından dördünün şiddet mağduru olduğu dikkate
alındığında “aile içi şiddet, kadının en büyük sorunlarından
biri olmaya devam etmektedir. Kadınlar, en korundukları yer diye
düşünülen evlerinde daha da yaygın bir şekilde şiddete
uğramaktadırlar. Fiziksel, ruhsal, cinsel ve ekonomik şiddet
kadınları sindirmekte, onurlarını kırmakta ve özgüvenlerini
kaybetmelerine yol açmaktadır. Şiddeti önlemek üzere yasalar
çıkarılmıştır, ancak şiddet mağdurunun ilk başvuru yeri olan
kolluk kuvvetinden, yargılama sürecini yürütenlerin meslek içi
eğitimi olması gereken kararlılıkla sürdürülmemekte; sığınma
evleri yetersiz kalmakta, bu nedenle aile içi şiddetin önlenmesi
çalışmaları beklenen olumlu sonuca ulaşmaktadır.
Kentli, eğitimli, çalışan kadınların sorunları ise kağıt
üzerinde “yasalarla” çözüme kavuşturuldu. İş Kanununda “eşit işe
eşit ücret; 16 haftalık doğum izni; iş yerinde cinsel tacize
uğrayanın iş aktine son vermesinin haklı neden olarak kabulü;
işe alınmada ve çıkarılmada cinsiyete dayalı ayrımcılık yasağı”
ayrıntılı bir şekilde düzenlendi. Ama uygulamaya geçebiliyor mu?
2009 yılında yine bir 8 Mart. Ama ne yazık ki çok fazla
ilerlemeden söz edemeyeceğimiz yeni bir 8 Mart.
Karar verici konumda SİYASETTE ise yoklar kadınlar.
Oysa, bu 8 Mart’ta da bütün parti başkanları “kadınların
olmadığı bir Meclis’te gerçek demokrasiden söz edemeyiz”
diyecekler, ama ne yazık ki aynı gün unutacaklar... Kadınlar
ülkeye hizmet etmekte kararlılar. 29 Mart yerel seçimleri için
deneyimli, donanımlı, eğitimli, halkı yakından tanıyarak hizmet
etmiş, halkın da yakından tanıdığı, güvendiği, bu nedenle
partisine seçim başarısını yaşatacak çok sayıda kadın aday adayı
oldu, kaydını yaptırdı, başvuru ücretini erkeklerle eşit
miktarda yatırdı. Ancak, ne yazık ki 29 Mart yerel seçimleri için
aday listeleri hazırlanırken başta sosyal demokrat ve kadın
erkek eşitliğini yaşama geçirmek Atatürk devrimleriyle kendine
miras kalan bir partide olmak üzere yine kadınlar unutuldu. 2009
yılında da demokrasi kadınlara uğramadı, ya da son günlerdeki
deyişle demokrasi kadınları teğet geçti. 1934 yılında Atatürk
devrimlerinin en önemli halkası olan kadınlara seçme seçilme
hakkının verilmesinin ardından 1935 seçimlerinde 18 kadın
milletvekili seçilmişti, çünkü listede seçilecekleri sıralarda
yer verilmişti, henüz olumlu ayrımcılık ya da “kota”nın dünya
gündemine bile girmediği bir tarihte.. 2004 yerel seçim
sonuçlarını anımsarsak, 2009 seçimlerinde de bir gelişme
olmayacağı anlaşılmaktadır. 2004 Yerel Seçimlerinde 81 il, 883
ilçe ve 2281 beldede 3225 Belediye Başkanının sadece 18’i kadın
olduğunu ve 2007 Genel seçimlerinde TBMM’ye seçilen 550
milletvekilinin sadece 50’sinin kadın olduğunu dikkate
aldığımızda; Anayasanın 10. maddesinin “devlet kadın erkek
eşitliğini yaşama geçirmekle yükümlüdür” hükmü gereğince,
siyasette kadınlara yapılan haksızlığın telafisi ve eşitliğin
anahtarı olan ve 96 ülkede uygulanarak siyasette eşitliği,
temsilde adaleti sağlayan “cinsiyet kotasının” bir an önce
yaşama geçirilmesi gereklidir.
Bu yıl 8 Mart’ta kadınlar, demokrasinin olmazsa olmaz kriteri
olan kadın erkek eşitliğinin, aileden başlayarak toplumsal
yaşamın her alanında, eğitimde, çalışma yaşamında, siyasette
çağdaş koşullara uygun şekilde yasal temele dayandırılması ve
uygulamaya geçirilmesi; kadına yönelik ekonomik, fiziksel,
sözel, cinsel ve psikolojik şiddete son verilmesi; yasal
haklarını kullanmalarında karşılaştıkları engellerin
kaldırılması taleplerini yineliyorlar. Eşitliğin yaşama geçtiği,
gerçek demokrasinin yaşandığı günlere ulaşana kadar eşitlik
mücadelelerini kararlılıkla sürdürüyorlar. Çünkü, Mustafa Kemal
Atatürk’ün 5 Aralık 1934’de söylediği “ .. Kadınlarını geri
bırakan milletler, medeniyetten nasibini alamazlar” sözünün
önemini biliyorlar.
Nazan Moroğlu