e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 8 Mart Dünya Kadınlar Günü

 Nazan Moroğlu    

 

 

152 yıl önce, 8 Mart 1857 ABD'nin New York kentinde bir tekstil fabrikasında çalışan kadınların eşit işe eşit ücret ve günde sekiz saat çalışma ve doğum izni talepleriyle eşitlik mücadelesini başlattıkları ve hakları uğruna can verdikleri  gündür. Fabrikada çıkan yangında 129 kadın yanarak ölmüş, ama bu olay tarihin derinliklerine gömülmemiştir. 8 Mart’lar Eşitlik mücadelesi günü olarak günümüzde bütün dünya ülkelerinde anılmaktadır.

Daha sonra 1910 yılında Almanya Sosyal Demokrat Parti önderlerinden Clara Zetkin, o 129 kadın işçinin anısına 8 Mart'ın Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmasını önerdi. 19 Mart 1911'de Almanya, Avusturya ve Danimarka'da kutlandı. Dünya Kadınlar Günü'nün 8 Mart'ta kutlamasına ise 1972 yılında Sidney'de yapılan Mart Hareketi adlı büyük bir organizasyonla başlandı.

Birleşmiş Milletler'in 1975-1985 yılları arasında "Kadın On Yılı" ilan etmesinin ardından 16 Aralık 1977'de  BM Genel Kurulunda 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak kutlanmasına karar verildi. Öneri oy birliğiyle kabul edildi.

Bunu izleyen yıllarda da Birleşmiş Milletler'e üye ülkeler  8 Mart'ı Dünya Kadınlar Günü olarak kutlamaya devam ettiler.

Böylece 8 Mart, dünyada kadınların yüzyıldır yürüttüğü eşitlik ve özgürleşme mücadelesinin anıldığı ve kadınların güncel sorunlarının ve taleplerinin kamuoyuna duyurulduğu bir gün haline geldi.

Günümüzde 8 Mart, kadınlara karşı ayrımcılığın, kadına yönelik şiddetin ve tüm kadın sorunlarının bir kez daha dile getirildiği gün olmaya devam ediyor.

8 Mart 2009’da ülkemizdeki kadının durumuna bakacak olursak, gelişmiş ülkeler düzeyinde eğitimli, meslek sahibi kadınların yanı sıra,  25 yaş üstü 16.897.656 kadın nüfusunun 13.871.060’ı (4.625.828’i okuma yazma bilmeyen, 1.270.255’i okuma yazma biliyorum diyen ancak ilkokulu bitirmeyen, 7.644.977’si ilkokul mezunu olmak üzere) en çok ilkokulu bitirmişler ve ancak % 17’si istihdam edilebilmekte, düşük ücretli ve iyi olmayan koşullarda çalışmaktadır. Çoğu kez kayıt dışı, sosyal güvenliği olmayan iş bulabilmektedirler. Kadınların sadece % 3.9’u üniversite mezunudur. Eğitim düzeyi kadının işgücüne katılımını güçlendirmektedir, nitekim üniversite eğitimi alan kadınların % 70’i çalışmaktadır.

Kırsal kesimde ise, çoğu kez küçük yaşta evlendirilme, “imam nikahlı” evlilikler, doğum kontrolü uygulamadıklarından çok sayıda çocuk sahibi olma ve aile içi şiddet bir kısır döngü halinde kadının yaşamını çevrelemiştir.

Her yüz kadından dördünün şiddet mağduru olduğu dikkate alındığında “aile içi şiddet, kadının en büyük sorunlarından biri olmaya devam etmektedir. Kadınlar, en korundukları yer diye düşünülen evlerinde daha da yaygın bir şekilde şiddete uğramaktadırlar. Fiziksel, ruhsal, cinsel ve ekonomik şiddet kadınları sindirmekte, onurlarını kırmakta ve özgüvenlerini kaybetmelerine yol açmaktadır. Şiddeti önlemek üzere yasalar çıkarılmıştır, ancak şiddet mağdurunun ilk başvuru yeri olan kolluk kuvvetinden, yargılama sürecini yürütenlerin meslek içi eğitimi olması gereken kararlılıkla sürdürülmemekte; sığınma evleri yetersiz kalmakta, bu nedenle aile içi şiddetin önlenmesi çalışmaları beklenen olumlu sonuca ulaşmaktadır.

Kentli, eğitimli, çalışan kadınların sorunları ise kağıt üzerinde “yasalarla” çözüme kavuşturuldu. İş Kanununda “eşit işe eşit ücret; 16 haftalık doğum izni; iş yerinde cinsel tacize uğrayanın iş aktine son vermesinin haklı neden olarak kabulü; işe alınmada ve çıkarılmada cinsiyete dayalı ayrımcılık yasağı” ayrıntılı bir şekilde düzenlendi. Ama uygulamaya geçebiliyor mu?

2009 yılında yine bir 8 Mart. Ama ne yazık ki çok fazla ilerlemeden söz edemeyeceğimiz yeni bir 8 Mart.

Karar verici konumda SİYASETTE ise yoklar kadınlar.

Oysa, bu 8 Mart’ta da bütün parti başkanları “kadınların olmadığı bir Meclis’te gerçek demokrasiden söz edemeyiz” diyecekler, ama ne yazık ki aynı gün unutacaklar... Kadınlar ülkeye hizmet etmekte kararlılar. 29 Mart yerel seçimleri için deneyimli, donanımlı, eğitimli, halkı yakından tanıyarak hizmet etmiş, halkın da yakından tanıdığı, güvendiği, bu nedenle partisine seçim başarısını yaşatacak çok sayıda kadın aday adayı oldu, kaydını yaptırdı, başvuru ücretini erkeklerle eşit miktarda yatırdı. Ancak, ne yazık ki 29 Mart yerel seçimleri için aday listeleri hazırlanırken başta sosyal demokrat ve kadın erkek eşitliğini yaşama geçirmek Atatürk devrimleriyle kendine miras kalan bir partide olmak üzere yine kadınlar unutuldu. 2009 yılında da demokrasi kadınlara uğramadı, ya da son günlerdeki deyişle demokrasi kadınları teğet geçti. 1934 yılında Atatürk devrimlerinin en önemli halkası olan kadınlara seçme seçilme hakkının verilmesinin ardından 1935 seçimlerinde 18 kadın milletvekili seçilmişti, çünkü listede seçilecekleri sıralarda yer verilmişti, henüz olumlu ayrımcılık ya da “kota”nın dünya gündemine bile girmediği bir tarihte.. 2004 yerel seçim sonuçlarını anımsarsak, 2009 seçimlerinde de bir gelişme olmayacağı anlaşılmaktadır. 2004 Yerel Seçimlerinde 81 il, 883 ilçe ve 2281 beldede 3225 Belediye Başkanının sadece 18’i kadın olduğunu ve 2007 Genel seçimlerinde TBMM’ye seçilen 550 milletvekilinin sadece 50’sinin kadın olduğunu dikkate aldığımızda; Anayasanın 10. maddesinin “devlet kadın erkek eşitliğini yaşama geçirmekle yükümlüdür” hükmü gereğince, siyasette kadınlara yapılan haksızlığın telafisi ve eşitliğin anahtarı olan ve 96 ülkede uygulanarak siyasette eşitliği, temsilde adaleti sağlayan “cinsiyet kotasının” bir an önce yaşama geçirilmesi gereklidir.

Bu yıl 8 Mart’ta kadınlar, demokrasinin olmazsa olmaz kriteri olan kadın erkek eşitliğinin, aileden başlayarak toplumsal yaşamın her alanında, eğitimde, çalışma yaşamında, siyasette çağdaş koşullara uygun şekilde yasal temele dayandırılması ve uygulamaya geçirilmesi; kadına yönelik ekonomik, fiziksel, sözel, cinsel ve psikolojik şiddete son verilmesi; yasal haklarını kullanmalarında karşılaştıkları engellerin kaldırılması taleplerini yineliyorlar. Eşitliğin yaşama geçtiği, gerçek demokrasinin yaşandığı günlere ulaşana kadar eşitlik mücadelelerini kararlılıkla sürdürüyorlar. Çünkü, Mustafa Kemal Atatürk’ün 5 Aralık 1934’de söylediği “ .. Kadınlarını geri bırakan milletler, medeniyetten nasibini alamazlar” sözünün önemini biliyorlar.

Nazan Moroğlu


Aylin Moralıoğlu'na teşekkürlerimizle

Denizce

08.03.2009