| |
Kahvenin Öyküsü
Daha önümüze
gelmeden kokusuyla baş döndürür. Minicik çekirdeklerden
fincanlara dökülene kadar içinde pek çok geleneği barındırır. Ve
bıraktığı izlere bakarak geleceğe dair yorumlar yapılır.
Yüzlerce yıllık bir içeceğin, Türk kahvesinin öyküsü...
|
 |
|
Geçmişi 14. yüzyıla kadar giden, dünya
yolculuğuna Güney Habeşistan'dan başlayan bir içecek
kahve... Hakkında türlü efsaneler türetilmiş; rivayetlerden
birine göre, Habeşistan'ın Kaffa yöresinde yaşayan Khaldi
adında bir çoban sıcakta hep uyuşukluk içindeki koyunlarının
günün birinde, bir ağacın meyvelerini yedikten sonra
hareketlendiklerini görmüş. Bu mucizeye şaşırmış ve kendisi
de ağacın küçük meyvelerini kaynatıp suyunu içmiş. Bir süre
sonra enerjisi artmış, kalp atışları hızlanmış. Ve tüm
dünyayı saracak olan bu tadın kâşifi olmuş... |
Arabistan yarımadasından sonra Güney
Amerika öncelikli olmak üzere pek çok farklı bölgede değişik
türde kahveler üretilmiş. Türklerin kahveyle tanışmasıysa 16.
yüzyılda, Kanuni Sultan Süleyman döneminde. Kendisine
sunulan kahvenin tadına hayran kalan Kanuni'nin sayesinde bu
sihirli içecek kısa sürede Osmanlı sınırları içinde yayılmış.
Saray mutfağında özel olarak yetiştirilen Kahvecibaşının
yaptığı kahve o kadar lezzetliymiş ki... 1554 yılında,
Tahtakale'de bir kahvehane açılmış. Tahtakale'nin adı da bu
kahvehaneden geliyor; Taht-u Kale... Bu kahvehane, tanınmış
kişilerin, bilginlerin buluştuğu, sohbet ettiği bir mekân
haline gelmiş.
Tohumdan Çekirdeğe
Arabistan kahvesinin anayurdu Etyopya'nın yüksek
yaylalarıdır. Araplar,
XIV
yy. da bunu Yemen'e götürdüler ve uzun süre tekellerinde
tuttular (moka). Kahve üretimi zamanla Hindistan'a,
Bourbon (Reunton) adasına, sonra da Yeni Dünya'ya (Antiller,
Guyana, Brezilya, Meksika, vb) yayıldı. Yapraklarına bulaşan
turuncu pas hastalığı Asya'da arabistan kahvesi üretimini
tehlikeye soktu. Buna karşılık
XIX.
yy'ın sonunda C canephora türü kahvenin
Endonezya'da, Afrika'da ve Hindistan'da yetiştirilmesini
hızlandırdı.
 |
|
Kahve 6 ile 8 m yükseldiğinde tür ağaççıktır,
ama yüksekliği budama yapılarak hep 2 m'de tutulur.
Yaprakların koltuğundan çıkan, kokulu yumakçıklar halindeki
beyaz çiçekteri, 7 ila 11 ayda drupa biçiminde meyveler
yapar. Olgunlaşınca kabuğu kızaran bir meyvenin içinde,
tatlı bir özün ortasında iki çekirdek (kahve tanesi)
bulunur. İnce bir zarla kaplı olan kahve çekirdeğinin sert
bir besidokusu vardır; düz yüzünde de derin bir çizgi
bulunur.
Yüksek teknikli sınai tarım işletmelerinde
ıslah yoluyla, bol verimli klonlar ya da melezler elde
edilmiştir. Gölgelikte ya da yiyecek bitkileriyle birlikte
yetiştirildiği aile işletmelerinde verim daha düşüktür.
Kahve ağaçlarının pek çok düşmanı vardır
(Kabuk böcekleri, bitki bitleri, delici böcekler, koşnif,
ipsisolucanlar). Çeşitli mantar hastalıkları da (pas,
çürüklük, antraknoz, trakeomikoz) büyük zararlara yol açarak
kahve tarımının ekonomik koşullarını önemli ölçüde etkiler.
|
Kaliteli bir kahve elde etmek için, birkaç defada
yapılan toplama işlemi bol el emeği gerektirir ve toplama
giderleri gelirin % 50'sine ulaşır. Toplamanın
makineleştirilmesi sorunu henüz çözülememiştir. Ürün, kabuklu
kahve şeklindedir. Kahve tanelerini üzerlerindeki tabakalardan
kurtarmak için fabrikalarda iki yöntem uygulanır. Yaş sistemde
taze meyvelerin etli kısmı hızla alınır, kalanı bir teknede
mayalanmaya bıkarılır. Bir süre sonra mayalanmayla çürüyen meyve
özü ve kabuğu yıkanarak ayıklanır, elde edilen kahve taneleri
kurutulur (güneşte ya da sıcak havayla); sonra sürtüştürme
yoluyla çekirdek zarı sıyrılır. Kuru yöntemde, meyveler önce
ince bir tabaka halinde serilerek güneşte kurutulur (12-15 gün),
ondan sonra kuru meyvelerden basit bir kabuk çıkarma işlemiyle
ticari kahve elde edilir. Yıkanmış kahve yeşildir, kuru yolla
elde edilen kahve sarımtıraktır. 100 kg taze meyve ortalama 20
kg yeşil kahve ve 16.5 kg kavrulmuş kahve verir: kahve çuvallara
(64 kg) doldurulmadan kusurları ve katışıklıktarı yok etmek
ıçin, renge, yoğunluğa ve çapa göre ayrılır.
Yetiştirilen türler arasında, arabistan
kahvesi (Coffea arabica) en önemlisidir ve dünyada ticari
kahvenin %70 ini oluşturur. Bundan sonra, % 29 ile C canephora,
robusta tipi, % 1 ile geri kalan türler gelir.
Hoşsohbet Süleyman Ağa
Türklerin damak tadına uygun, en sevdiği tür Brezilya kahvesi.
Yüzyıllardır içilen kahvenin kavrulma, pişirme, sunma şekline
getirdikleri farklılıkla yeni bir kahve kültürü yaratılmış ve
adına "Türk kahvesi" denmiş. İstanbul'da kahvenin tadına
bayılan Venedikli tacirlerin bu tadı kendi ülkelerine
götürmesiyle yavaş yavaş dünyada adı duyulmaya başlanmış.
Marsilya'ya ilk kahve 1650'de ihraç edildiyse de Türk kahvesinin
bu ülkede adının duyulması Osmanlı Sefiri Hoşsohbet Süleyman
Ağa'yla (1669) olmuş. Paris'te yaşadığı yıllarda özellikle
kadınlar Süleyman Ağa'nın saray yavrusunda bir kahve içme
onuruna erişmek için çok çabalamışlar; küçük fincanlarda
törensel bir şekilde sunulan bu içeceğin töreni mi, tadı mı
ilgilerini çekti bilemeyiz, ama Paris sosyetesi arasında moda
olmuş Türk kahvesi... Ve Osmanlı'nın Viyana Kuşatması sonrasında
geride çuvallar dolusu kahve çekirdeği bırakmaları, sonra
kuşatma esnasında Osmanlı cenahına çok gidip gelen birinin
bununla ne yaptıklarını anlatması... Denemelere girişmeleri...
O günün Tahtakale Sokağı, bugün adını bölgeye
vermiş halde; bugünkü adı, Tahmis Sokak. Tahmis zaten
kurukahveciler demek. Mısır Çarşısı'nın Tahtakale kapısından
çıkınca, taze çekilmiş kahvenin o nefis aroması daha ilk anda
başınızı döndürür.
Kahve tadının tutkunu ünlüler
Türk Kahvesi, çeşitli sanat dallarında da işlenmiş. Klasik müzik
arşivinin unutulmazları arasındaki J. S. Bach'ın ünlü Kahve
Kantatı'nı, sanatçı bir kahve tutkunu olduğu için bestelemiş;
"Ah, kahve ne tatlı / binlerce öpücükten daha tatlı / muscat
şarabından daha yumuşak..." Dünyaca ünlü kahve tutkunları
arasında Madame de Pompadour, Alexandre Dumas, Andre Gide,
Moliere, Pierre Loti, Victor Hugo, Balzac sayılabilir.
Türkiye'de ünlü ressam Ali Rıza Bey, karakalemlerinde kahveyi ve
ondan doğanları resmetmiş.
Yemek sonrası tadına doyulmayan bir fincan kahve,
yüzyıllardır kız isteme törenlerinde kahvelerin sunulmasıyla
tatlıya bağlanan evlilikler, umutlu günlerin habercisi kahve
falı... Nesilden nesile geçen bu lezzet geleneği, bir fincanın
40 yıllık hatırıyla gelecek nesilleri de kendi tadıyla
büyülemeyi sürdürecek.
Türk kahvesi, Güneydoğu’da çok yaygın olarak
içilen Mırra ile İtalyanların "Espresso"su arası bir tür.
Kahvemizi tüm kahve çeşitlerinden ayıran özellik, şekerin pişme
sırasında ilave edilmesi. Bu arada bir de dipnot: Yunanlılar,
yıllardır Türk kahvesine "Greek Cafe" demekte ısrar
etseler de Yunanlı yazar Elias Petropoulos, "Türk Kahvesi"
adlı kitabıyla bir gerçeği tüm dünyaya itiraf etti.
Kaynakça:
Sky Life - Ağustos'2002
Büyük Larousse Ansiklopedisi
|
|