Denizce
  e-mail    
denizce@denizce.com
 





Akvaryum
Amatör Denizcilik
Amat.Denizci El Kit.
Anılı Fıkralar
Anında Hava Tahmini
Atatürk ve Tıbbiyeliler
Beklenmeyeni Bekleyin
Bendeki Kulak Van..
Bir Karakaslı
Bismarc Zırhlısının..
Boğaziçi Büyüsü
Buda
Buz
Clara
Cruise The Black Sea
Cruise Ukraine
Çarşılar..Pazarlar..
Da Vinci Şif.Çöz.
Deniz Balıklarımız
Deniz Kirliliği
Denizde Günah
Denizden Gelen A.
Denize Karşı
Derin Mavi Atlas
Düşünmenin Öyküsü
Enerjinin Dansı
Ezan Vakti Beeth.
Ezbersiz Eğitim
Fener Balat...
Gerçekler Bilinir...
Geri Gelmemek Üzere
Hakkımdaki Her Şey
Handbook of Sailing
Harbi Delikanlılar
Hayat Tatlı Zehir
Hayatın Kökleri
İki Kalas Bir..
İki Mülkiyeli
İnsanınYaşayanGeç..
İran Devrimi H.
İzlanda Yolcusu
Kahvehaneler
Kara Göründü
Karia
Kimyasal Tankerler
Kovulduk Ey...
Kuytuda Büyür...
Kuzey Yanım..
Küçük Anılarda...
Latife Hanım
Maviturkuaz
Mutfakta Zen
Ömrümden Uzun...
Operada Gerçekçilik
Ortaçağda End.Devr.
Oyuncaklar
Parlama Noktası
Sarıldım Minik T...
Sessizliğin Rengi-1
Seyir Haritaları
Shark&Rays
Sınavcı
Six Sigma Yolu
Siyasi Satrançta..
Seyyar
Sualtı Maceralarım
Sualtının Yıldızları
Su Ürünleri Mevz..
Tarihin Sınırlarına..
Tatlısu Balıklarımız
Tavuk Suyuna..
Tek Başıma
Tıbbiyenin ve...
Tüfek, Mikrop ve ..
T.Fotog.Kütüphanesi
U.İşaret Kod Kitabı
Uzmanına Sor
Vira Demir
Yollar... Sokaklar...
Yorgun Mayıs Kısrakları
Zekâ Oyunları
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 Kitap Köşesi     

  Kahvehaneler
 
 

 

 Kahvehaneler

 
İlk Basım: 2006, İstanbul

 Yayın hakkı: Eczacıbaşı Holding A.Ş.

 

 Yayın Yönetmeni: Şakir Eczacıbaşı

 Kurgu ve Tasarım: Bülent Erkmen

 Baskı Öncesi Hazırlık: Esin Sarpkan, BEK

 Renk Ayrımı, Baskı, Cilt: Aksoy Matbaacılık
 

 ISBN 975-95037-3-5

 

 

Levent Kızıltan'a teşekkürlerimizle,    

 
 

 

Kahvenin Hatırı

Günümüzün önde gelen düşünürlerinden George Steiner, en yeni kitaplarından birini, “kahve kültürü”nün Avrupalı olma durumunun temel ölçüsü sayılması gerektiği savına ayırmış. Ağır, derin bir yazardır Steiner; ama bu kez belli ki yumuşak bir metin yazmak istemiş: Kahvelerinin çeşitliliği nedeniyle Viyana’yı, Prag’ı, Lizbon’u ‘tipik bir Avrupa şehri’ olarak tanımlaması iyi hoş da, kahvesiz Londra’yı salt bu gerekçeyle haritanın dışına itmesi bana biraz zorlama bir çaba olarak göründü. Beterin beteri: Kitapta İstanbul’un adına hiç rastlanmıyordu.

Anlaşılan, Doğu’nun kahvelerini ayırıyor Steiner de. On yıl kadar önceydi, İstanbul’a kapsamlı bir kahve sergisi tasarısıyla gelen Gérard Georges-Lemaire benimle karşılaşmak istemişti; görüşmemizde, bu standart Batılı kafanın içinde aşılmaz bölgeler olduğuna tanık olduydum: Nerval’den bir buçuk yüzyıl sonra, farklı bir dünyadan hala hiçbir eşiği aşamaksızın sözedilmesi bana hüzün veriyor. Eskiden öfkelenirdim.

Avrupa’nın doğu kapısı kimilerine göre Viyana’dır, kimileri içinse ‘öteki kıta’ İstanbul’dan başlar. Bu sınır ölçüsünü hiçesayanların sayısı son yıllarda neyse ki arttı. Kahvehaneler, kahve kültürü, bir fantezi olmanın ötesinde, Avrupalılığın göstergesi olarak değerlendirilebilir mi, ayrı; bir başına olguyu ele aldığımızda, olabildiğince nesnel tartımlarla, Asri Zamanlar’ın, modernitenin belirleyici topografik kesitleri arasında yeraldığını gördüğümüz kahve konusunda, İstanbul’un ayrıksı, özel bir anlamı, tarihi olduğunu duraksamadan söyleyebiliriz sanıyorum.

Bir kere kim ne derse desin, kahvehanenin doğum yeri İstanbul: Günümüzdeki anlamının belki biraz uzağında görülebilir ortaya çıkma gerekçesi, aslında değildir: Keyif, bütün imparatorluk merkezlerinde, şah şehirlerinde olduğu gibi burada da sınır ihlaline teğet bir durum yaratıyordu. Osmanlı Tarihi, tütün ve kahve bağlamında, tıpkı alkollü içecekler konusunda rastlandığı türden iniş çıkışlara, yasaklamalara ve yasak delme girişimlerine sık sahne olmuştu.

Daha önemlisi, kıraathanenin, kolektif mekan kimliğiyle bir bakıma muhalefetin yuvası görünümüne bürünmesiydi. Daha önce de dile getirmiştim: Okumak, zaten bir muhalif tavırdır, kitabın dikenli tellerle kuşatıldığı topluluklarda. Osmanlı’da yeniliğin, değişme isteğinin makbul karşılanmayan sesi önce kıraathaneden duyulmuştu. İstanbul’un ilk Batılı seyyahları bu olguyu fark etmişlerdi: Théophile Gautier’nin yazıları, Doğu’dan Sanayi Devrimi Avrupa’sına selim urlar gibi yayılan kahvehane üslubunun derinlemesine gözlemleriyle doludur.

Batılılaşma zihniyetinin gitgide alan kazanmasının, kahve yaşantısında çift yönlü bir etkilenmeyi doğurduğu biliniyor. Pera’dan başlayarak, eril bir ortam olmaktan çıkar kahvehaneler: Salah Bey Tarihi’nin farklı bölümlerinden “kafe”lerin, “pastane”lerin yarattığı yeni buluşma mekanı olgusunun gelişimi izlenebilir. Artık, düzeni korumaya çalışanlarla çözmeye uğraşanların bitişik masalarda oturdukları bir çağ başlamıştır.

Bugün’den Dün’e, dosdoğru Bugün’e bakıldığında, bir paraleller dünyası yarattığımız söylenebilir. Türkiye, ruhsat almış kahve sayısıyla rekor sahibi.çoğu, geleneksel kıraathane tarzının uzantıları ya da çeşitlemeleridir. Her türünün ayrı bir hikayesi, kendine özgü bir tarihi vardır. Bir an için “köy kahvesi”ne bakalım: O erkekler evreninin bir açıdan tek yanlı bir meclis gibi çalıştığını görürüz. Emeklilerin kahvesi, işsizlerin kahvesi, öğrenci kahvesi, figüranlar kahvesi, briç kahvesi... uzar gider liste.

Selam verilerek girilir, “eyvallah” diyerek çıkıp gidilir. Bir uğultu, bir arı kovanı musikisi yeretmiştir çekirdeğine, arasıra dayanılmaz sessizlikler oluşur. Koyu, ayrıştırılması olanaksız bir kokusu olur, hemen alışılır. Duman, ağır salvolarla hareket eder içeride, iyi bakılırsa yüzdüğü anlaşılır.

Bizim insanımız, ama kahve ama café, nicedir orada buluşmaya alışmış. Göçmenlerimiz bu geleneği yabanele taşımıştır: Kreuzberg’de, Sydney’de, Paris’te kendi kahvelerini açmışlardır. Gezmenlerimiz, yurtdışında en çok kahvelerde gurbet tedirginliğini giderirler. Yerel siyasetçi nabzı orada ölçer. Sevgililerin gözde uğrak yerleridir. İlk edebiyat dergisi girişimleri kahve masasında başlatılır. Akademik tartışmaların kıvılcımı oradan çıkar.

Kahvenin hatırı bundandır bitmez.

Enis Batur