| |
Karadeniz’i Marmara
bağlayacak bir kanal projesi Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan
tarafından açıklandıktan sonra hakkında birçok tartışma yaşandı.
Başlangıçta ülkenin gündemine oturan bu proje, üzerine yazılan
çizilenler arttıkça, uygulanabilirliğine dair inanç azalmaya ve
gündemden düşmeye başladı.
Açılacak kanalın mühendislik
zorlukları, maliyeti gözleri korkuturken
su ve orman havzalarındaki tahribat,
yaratacağı aşırı yapılaşma
baskısı, uluslararası
antlaşmaların kısıtlılıkları projeye olan ilgiyi
azaltan başlıca unsurlar oldu.
Bir yandan Sayın
Başbakan’ın gündem değiştirme arzusu, diğer yandan harcanacak
paranın büyüklüğü ve yaratacağı rantın, sermayenin iştahını
kabartması… Tüm bunlar yine de kamuoyunda projeye yönelik ilginin
azalmasını engelleyemedi.
Umarım bu ilgi azalması
projenin her şeye rağmen yaşama geçirilme isteğini ortadan kaldırır.
Çünkü:
“Beni bu köşede hep tozların etkileri veya meteoroloji ile ilgili
haberler ile tanıdınız. Ama benim asıl uzmanlık alanım deniz
bilimleridir. Uzmanlığım da
Türk Denizleri özellikle de Marmara Boğazlar ve İstanbul Haliç'idir.
Yani bu konularda uzmanım, konuşabilirim hem de göğsümü gere gere.
Şimdi gelelim en son proje önerisine. Size çok basit dilde
anlatayım. Karadeniz'i bir tatlı su havuzu olarak düşünün. Nedeni de
basit çünkü bu havuza giren tüm sular (nehir veya yağmur suyu) tatlı
su. Peki, o zaman Karadeniz neden tatlı su havuzu değil?
Çünkü Çanakkale ve İstanbul Boğazı
altından gelen ve belirli eşikleri belirli rüzgâr
koşulları altına aşan tuzlu ve de dolayısı ile yoğun Akdeniz suları
Karadeniz’i bugünkü tuzluluk seviyesine getirdi. Geçmişi o kadar da
taze ki en son hali 3500 senelik ve bildik tarihi de 12.000 senecik.
Durduk yerde neden Karadeniz havuzu diyorum değil mi? Karadeniz'i
az tuzlu bir havuz diye düşünün hem de Akdeniz'den ortalama 30 cm
yüksek. İşte bu nedenle bu havuzun fazla suyu Boğazlardan akar durur
ama havuza giren su belli ve doğanın açtığı bu kısıtlı musluktan
çıkan su belli. Yani Karadeniz havuzunu boşaltan bir musluk vardı.
Ama doğanın yarattığı bir musluk ve dengesini ancak son 3500 senedir
sürdüren bir musluk.
Şimdi siz bir ikinci musluk takmayı planlıyorsunuz hem de 25 metre
derinlikte, yani musluk sadece Karadeniz'in suyunu Marmara'ya
akıtabilecek ama alttan girmesi gereken su bu yeni kanala
giremeyecek. Doğanın dengeleri bozulacak ve ne olacak? Ne olur
biliyor musunuz, ah keşke bilebilsek.
Ama her ne olursa hiçbir zaman geri dönüşü olmaz, doğal dengeler
bozuldu mu geri dönüş maalesef yok.
Akıl mantık basit. Havuza takılı bir musluk vardı şimdi ikinci
musluğu takmayı planlıyorsunuz. Eh iyi de havuza gelen su miktarı
artmayacak ki. Yani Tuna, Dinyeper, Dinyester siz musluk taktınız
diye debisini arttırmayacak ki. Diğer bazı kanalları örnek göstermek
demek Karadeniz'in Marmara'nın oşinografik gerçeklerini bilmemek
demektir. Böyle bir sisteme sahip bir deniz yerkürede yok, sadece
bizde ama değerini bilirsek elbette. Ben talebelerime derslerde
Marmara'yı anlatırken ona sağlıklı Akdeniz ve sağlıksız Karadeniz'in
astımlı doğan çocuğu derim. Yani doğuştan solunum zorluğu çeken bir
deniz ve de dikkat edilmesi şart olan bir deniz. Onu kurtaran
Karadeniz'den gelen ve jet akım halinde Boğazdan Marmara'ya çıkan ve
25 metrelik üst tabakayı 3 ayda bir değiştiren Karadeniz suyu. O
çıkışta öyle harika işler yapıp alt tabakadaki suyu yukarı çekiyor
ki sormayın gitsin. Marmara'ya oksijen pompalayan ise Çanakkale'den
gelen alt su. Takın bu sisteme tek taraflı bir musluk ve seyreyleyin
olacakları. Ben karada
olacaklardan bahsetmiyorum denizdekiler benim uzmanlık alanım(..).
(..)Kiminiz bu hoca da her şeyi biliyor demişsinizdir. Ama ben
aşağıda verilen ve Marmara Denizinin bütçesini çıkartan ekibin
parçasıydım. İstanbul
Boğazının altını 4 defa al bayrak rengi kırmızıya boyayan (Rhodamin
boyası ile) ekibin başı idim. Yani İstanbul
Kanalizasyon Deşarj projesinin gerçekleşmesinde, Haliç'in
temizlenmesinde emeğim, alın terim çoktur. Ve de dediklerim
doğrudur. Havuza ikinci musluk takarken havuzun daha hızlı
boşalacağını da hesaplamalısınız öyle iki mimara ısmarlama ile olmaz
bu işler.
Keşke iş, en boy yükseklik ve debi ile hallolabilseydi. Ben size
hemen şimdiden diyeyim. Karadeniz’in su rejimini değiştirirseniz
size hesap sorarlar daha da dos doğrusu yaptırmazlar. Hani neden
boğaza köprü yaparken 64 metre yapmak zorunda kalıyoruz, 50 yapsak
neden olmuyorun cevabı gibi. İşte aşağıda Marmara’nın su ve tuz
bütçesi, öyle şapadanak ortaya çıkan bir şey değil, kaç kişinin alın
teri var ve bu sistemi sürdüren yegâne güç Karadeniz'e giren ama
sadece Boğazdan çıktığı hesap edilen tatlı su. O da yüzde 95 Tuna
suyu, yani Tuna'nın debisi bizim için hayati öneme sahip. Siz durduk
yerde Karadeniz havuzuna
giren tatlı suyun debisini arttırmadan havuzu tek muslukla boşaltmak
yerine bir musluk daha takarsanız sistem alt üst
olur.
Aslında bunu anlamak için ne bilim adamı olmak gerek ne de âlim,
basit havuz problemi hani şu ilkokul çocuklarına çözdürülen cinsten”
Diyor, ODTÜ Erdemli Deniz Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi(Emekli),
Hacettepe Üniversitesi Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof Dr A.
Cemal Saydam
Öyle anlaşılıyor ki doğanın, Akdeniz, Ege, Marmara, Karadeniz
arasında binlerce sene içinde kurmuş olduğu dengenin açılacak kanal
ile bir daha onulmaz şekilde
bozulma tehlikesi oldukça büyük ve bu denge bir kez
ortadan kalktığında neler olabileceğini şimdiden kestirmek mümkün
değil. Ama görünen o ki olabilecekler,
felaket kavramının anlatmaya
yetemeyeceği olumsuzluklar potansiyelini
taşımaktadır.
Tanrı bizi sermayenin ve onun etki altına aldığı insanların aç
gözlülüğünden korusun…
Dr. Nedim İnce
www.mersinyasam.com
Dr. Nedim İnce'ye
teşekkürlerimizle
Denizce

24.05.2011 |
|