Denizce
  e-mail
denizce@denizce.com
 






Güvenlik
. VHF Çağrı Kanalları
. Radyo İstasyonları
. Güvenlik - Donanım
. Denizle Şaka Olmaz!
Sağlık
. AIDS
. Alternatif Tıp
. Alzheimer
. Anılar Nasıl..
. Antibiyotik Direnci
. Antidepresan Yerine
. Aspirin
. Bel Fıtığı ve Deniz
. Bellek
. Bellek Güçlendirme
. Bellek_Zaman
. Beyindeki CEO
. Biyolojik Saat
. Böbrek Nakli
. Çevre-Koruyucu Hekim
. Çocuk Felci
. Çocuk Gelişimi
. Çocuklukta Şişman..
. Dalış Hastalıkları
. Dipten Sesler
. Denizde İlkyardım
. İlk Yardım
. Deniz ve Güneş
. Deva Bitkiler
. Diş Sağlığı
. Doktorluk Nedir
. Ecza Kutusu Malzem.
. Egzersiz
. Gıda Zehirlenmesi
. Gözlerim Aşina Size
. Grip Virüsü
. Güneş ve Sağlık
. Güneşin Etkileri
. Hasta Gözüyle
. Hasta Hakları
. Hasta-Hekim İlet.
. Hastanın Bilgilen.
. Hekim Gözüyle
. İdrar Kaçırma
. İçtiğimiz Su
. İkizler
. İlkyardım
. Kanser
. Kemik Erimesi
. Korkmamayı Öğ.
. Kök Hücre
. Kulaktaki Düğme
. Kuş Gribi
. Meme Kanseri
. Mutfaktaki Tehlike
. Neydik Ne Olduk
. Otizm Nedir?
. Otizm Üzerine
. Pasif Sigara İçimi
. PC Egzersizleri
. Prostat
. Reçete Yazdırmak
. R.S.Hıfzısıhha M.B
. Saçmalamak...
. Sağlığın Niteliği
. Sağlık İçin Hareket
. Sağlıklı Beslenme
. Sağlıklı Yaşam
. Selülit
. Sevimli Tehlikeler
. Stres
. Su
. Tıp Bayramı
. TTB ve Sağlık
. Uyku ve Rüya
. Uzun Boy
. Vitaminler
. Vücut Mekaniği
. Yaşla Gelen..
. Uzak Yol-İlaçları
. Yakın Yol-İlaçları
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

Güvenlik / Sağlık  

 Bir Türk Filmi Olarak Kanser                                                            Dr. Nedim İnce

 

 

Yazının başlığı Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Erözenci’nin Yeni Yaz yayınları tarafından 2003 yılında basılan kitabının ismidir.

Kitabın arka sayfasındaki tanıtım yazısında şu satırlara rastlamaktayız.

(…) Prof. Dr. Ahmet Erözenci, bir akademisyen,-uzman, bir hekim, bir hasta, bir hasta yakını… bir insan olarak “amansız hastalık” ve onun karşısında “biz”i insanı irdeliyor. Çok farklı, özgün, denenmemiş bir yöntemle: Filmlerden edindiğimiz dil, duygu, rol kalıplarının bizi düşündüğümüzden çok daha fazla etkilediğini ortaya koyuyor. Bir Türk Filmi Olarak Kanser, hayatı yakalamanın ve yaşamanın ipuçlarını veriyor(…).

Kanser ismi eski Yunanca’da yengeç isminden türetilmiştir. Yengecin kıskaçlarının yarattığı ürküntü ve kavradığını bırakmamasının oluşturduğu çağrışım bu adın verilmesini sağlamış gibi geliyor bana.

Gerçekten de yukarıda sözünü ettiğim kitapta da ayrıntılı olarak anlatıldığı gibi kanser kelimesi insanlarda ürküntüye ve bir kez yakalandıktan sonra kurtulma şansının olmadığı düşüncesiyle çaresizliğe, umutsuzluğa yol açmaktadır.

Yaşantımız boyunca vücudumuzun bazı hücreleri ölür ve yerini yenileri alır. Bu bir denge çerçevesinde gerçekleşir. Henüz nasıl olduğunu tam çözemediğimiz bir mekanizma ile bu denge bozulur ve hücreler anormal çoğalmaya başlar, bu program dışı çoğalma ile oluşan hücreler bir süre sonra tüm vücudu da istila eder: Kanser adını verdiğimiz hastalık oluşur.

20. yüzyılın ilk yıllarında mikropların yaptıkları hastalıklar, salgınlar ölüm nedenlerinin en başında yer alıyordu. 1920’ li yıllardan sonra mikrop öldürücü ilaçların bulunması bunu Penisilin ve diğer antibiyotiklerin izlemesi enfeksiyon hastalıklarını korkulur olmaktan çıkarmıştır. Enfeksiyon hastalıklarının tahtına kanser oturmaya başlamıştır.

Artan tanı olanakları yanında sanayileşen toplumun yaşam tarzı her geçen sene kanserli hasta sayısını daha da arttırmıştır. İnce hastalık korkusu yerini kanser korkusuna bırakmıştır.

Gelişen endüstrinin oluşturduğu yaşam tarzı kalp ve damar hastalıklarının da hızla artmasına neden olmuştur, o kadar ki ölüm nedenlerinde birinci sıraya oturmuştur.

Ölüm nedenlerinde birinci sırada olan kalp ve damar hastalıkları, ölüm nedenlerinde ikinci sırada olan kanserin korku tahtını eline geçiremedi. Nedenleri üzerine sağlık psikologlarının kafa yorması belki bazı yanıtlara ulaşmayı sağlayabilir.

Kanserin neden olduğunun bilinmemesi, tedavisinin her zaman mümkün olmaması, yaşamın sonlanmasına doğru çoğunlukla yoğun acılar çekilmesi, geçmişten gelen olumsuz deneyimler daha fazla korkulmasına neden olabilir düşüncesindeyim.

Geçmişte kanser hastalarına neredeyse hiçbir şey yapılamıyordu. Şimdi gelişen tanı teknikleri,  geliştirilen ilaçlar, cerrahi teknikler, radyoterapi teknikleri birçok kanser türünü tedavi edebilecek olanaklar yaratmıştır. Artık tıp kanser karşısında çaresiz değildir. Kanseri tam iyileştirebilmekte, hastanın ömrünü uzatabilmekte, yaşam kalitesini arttırabilmektedir. Tüm bu gelişmelere rağmen kanser korku tahtını bir süre daha elinde tutacak gibi görünmektedir. İnsanların eski deneyimlerinden gelen olumsuz duyguları silip atmaları zaman almaktadır.

Kanserde tartışılan konulardan biri de hastaya kanser olduğunun söylenip söylenmeyeceğidir. Aslında bu tartışmanın kaynağı da eski olumsuz deneyimlerin yarattığı derin korkudan kaynaklanmaktadır. Önceleri kansersin demek acılar içinde, bir şey yapılamadan öleceksin demekti ve hala kansersin kelimesi bu anlamı yoğun olarak içermektedir.

Hastaya hastalığının söylenmesini istemiyorsanız bu konudaki sorun bitmiştir. Şayet söylenmesinden yana iseniz sorun derinleşerek artıyor demektir. Batı kültüründe olduğu gibi hastanın duygularını fazla önemsemeden mekanik olarak hastalığının ve olası sonuçlarının söylenmesi doktorun işini kolaylaştırır ama hastanın sorununu arttırabilir yani sorun hasta cephesinde derinleşebilir. Galiba hastanın duygu durumunu dikkate alarak, hastayı hazırlayarak söylemek, bazen de tüm bu hazırlıkların sonucunda çıkan duruma göre söylememek doğru bir davranış olabilir.

Kısaca her hastalıkta olduğu gibi bunda da her kanserli hastada hastaya yönelik davranmak, her hastada yeniden ve yeniden değerlendirme yapıp söyleyip söylememe, söylenecek ise söyleme tarzı hakkındaki kararları ona göre almak işin doğrusu gibi duruyor.


Dr. Nedim İnce'ye teşekkürlerimizle

Denizce

13.04.2006