|

İnsanoğlu ortaya
çıktığı günden beri aklı sayesinde doğayı kendi istekleri
doğrultusunda kullanabilmeyi başarabildi. İlk çağlara, insanoğlunun
ortaya çıktığı dönemlere baktığımızda önceleri atalarımızın çok
zayıf bir yapıya sahip olduğunu görüyoruz. Ancak insanlar, sahip
oldukları kültür üretme yeteneği, yani edinilen bilgilerin yeni
nesillere aktarabilme özelliğiyle diğer canlılardan oldukça
farklılaşarak, bir süre sonra en güçlü canlı konumuna geliyor.
İnsanoğlu bu süre içinde yaşadığı ortamda bulunan hemen her türlü
bilgiyi çeşitli amaçlarla kullanmayı deniyor. Bu denemeler
sonucundaysa, bazen kullanabileceği faydalı bilgileri keşfederken
bazen de kendisi için çok zararlı olabilecek ve hatta ölümüne sebep
olabilecek keşifler yapıyor. Bu gözlem ve incelemelerden sonra
edinilen bilgilerin faydalı olanları korunarak gelecek nesillere
aktarılıyor. Ancak, atalarımızın faydalı bilgileri öğrenmesi çok da
kolay olmuyor. Çünkü bu işe yarar bilgilere ulaşılana kadar bazen
onlarca, bazen de yüzlerce insan yaşamını yitiriyor. Zaman içinde bu
faydalı bilgilerin birikmesiyle insanlar karşılaştıkları bir çok
zorluğu aşmayı başarabiliyorlar. Konumuz, insanların doğada bulduğu
ve şeker hastalığının ortaya çıkarılmasında kullanılan bir teknik.
Antik çağın en
önemli bilginlerinden olan ve MS 23-79 yılları arasında yaşamış olan
Plinius o tarihlerde insanların sahip olduğu bilgileri Naturalis
Historia (Doğa Tarihi) adlı ansiklopedisinde topluyor. 37 cilt
olarak yazılan bu değerli eserde, doğa ile ilgili tüm önemli
bilgiler verilirken bu bilgilerin çeşitli alanlarda nasıl
kullanıldığı da anlatılıyor. Plinius’tan öğrendiğimize göre, o
yıllarda henüz enjeksiyon bile keşfedilmemişken insanların şeker
hastası olup olmadığını belirlemek için karıncaları kullanıyorlardı.
Bu ilginç yöntemi açıklamadan önce biraz şeker hastalığı hakkında
bilgi verelim.
 |
Bilimsel adı
diyabet olan şeker hastalığı, başta karbonhidratlar olmak üzere
protein ve yağ sentezlerini ilgilendiren bir metabolizma
hastalığı. Bu rahatsızlığın en önemli özelliği, kanda bulunan
şeker düzeyinin yüksek olması. Diyabet hastalarındaki temel
bozukluk, kan yoluyla taşınan şekerin (glikoz), hücrelerin içine
girememesinden kaynaklanıyor. Normal koşullarda tüketilen
besinlerden elde edilen ya da karaciğerdeki depolardan kana
salınan şekerler, pankreas tarafından salgılanan ensülin
hormonunun yardımıyla hücre içine giriyor ve orada yakılarak
enerjiye dönüşüyor. Sağlıklı bir insanda bulunan tüm hücreler
kanda serbest olarak dolaşan şekerleri içlerine alabiliyor.
Hücrelerin bu şekerleri içlerine alamaması durumunaysa diyabet
adı veriliyor. |
Kısacası diyabet,
hücrelerin üzerindeki glikoz kapısının açılmaması durumu olarak
kabul ediliyor. Şeker hastalarının vücudunda karbonhidrat, protein
ve yağ metabolizması bozuluyor. Şeker hastalığında görülen ensülin
eksikliği veya fazlalığı durumunda kanda dolaşan glikoz belli bir
seviyeyi aştığında ve hücrelere giremediğinde idrar ile dışarı
atılıyor. Bu durumda hücrelerin içine metabolizma için gerekli
enerjiyi üretmekte kullanılacak şekerlerin alınamaması nedeniyle,
diyabet hastalarının iştahı artıyor ve sık sık yeme isteği
duyuyorlar. Ancak tüketilen yiyeceklere karşın şekerlerin kanla
atılmasıyla da gerekli enerji üretimi olmadığı için hastalarda kilo
kaybı görülüyor. Diyabet hastalarında görülen bir başka anormal
durumsa şekerlerin idrarla atılması için sık sık tuvalete gitme ve
buna bağlı olarak sıvı kaybından kaynaklanan ağız kuruluğu.
Binlerce yıl önce
insanlar tuvaletlerini açık havada yapıyorlardı. Bu açık hava
tuvaletleri kullanılırken de idrar bir müddet toprak üzerinde
kalıyordu. İdrar genel olarak içerdiği amonyak ve bazik yapısı
nedeniyle besleyici özelliği olmayan bir sıvı. Ancak diyabet
hastalarının ürettiği şeker seviyesi yüksek idrar, karıncalar için
cazip bir yiyecek haline dönüşebiliyor. Günümüzden yüzyıllar önce bu
özelliği keşfeden insanlar bu bilgiyi, yeşil teknik haline getirerek
uzun yıllar boyunca kullandılar. Bu teknik, sadece açık havada değil
yerleşik düzene uyum sağlamış ve kapalı tuvalet kullanan insanlar
tarafından da yakın zamana kadar kullanılıyordu. Bu tekniği
uygulamak isteyen insanlar, idrarlarını bir kaba koyarak karınca
yuvası olan bir yere bırakıyorlar ve bir süre karıncaların idrarı
yuvalarına taşıyıp taşımadıklarını gözlüyorlardı. Eğer karıncalar
idrarı yuvalarına taşıyorlarsa idrarın sahibi de kanında şeker
seviyesinin yüksek olduğunu anlıyordu. Çağımızda gelişmiş
laboratuarların kurulması ve analiz tekniklerin gelişmesiyle şeker
tahlili yaptırmak çok kolaylaşırken, yeni çıkan elektronik
aygıtlarla sadece parmağınıza küçük bir iğne batırarak elde
ettiğiniz bir damla kanla şeker tahlilini kendi kendinize yapmanız
bile mümkün. Ancak son yıllarda Güney Amerika’da yapılan antropoloji
ve etnobiyoloji çalışmalarında yağmur ormanlarında yaşayan ilkel
kabilelerin şeker tahlili için hâlâ karıncaları kullandıkları rapor
ediliyor.
Cenk Durmuşkahya
cdkahya@hotmail.com
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
Nisan-2005
Cenk Durmuşkahya'ya teşekkürlerimizle
Denizce

|
|