| |
Merhaba Denizce
Dostları,
Şu an içinde gezindiğiniz bu keyifli sitenin oluşum sürecinin
son dönemlerini yakından izledim.Yaşanan tempoyu ve heyecanları
gözledim her adımda yaratıcısı kadar heyecan duydum,devamında da
duyacağım. Zira burası galiba artık hepimize ait oldu.
Yazılarımızla, katkılarımızla zenginleşmesinden ve yaşamasından
hepimiz artık sorumluyuz. Doğruyu alkışlamak, hatalıyı
eleştirmek, çevremize tavsiye etmek ortak yükümlülüğümüz. Bazen anılar, bazen tavsiyeler yaşanmışlıklar çoğunluksa
bilgilendirmeler. İlk yazı için hayalimde teknede bulundurduğum
ve her seyahate çıkışta en az iki kez kontrol ederek yola
çıkmayı alışkanlık haline getirdiğim Ecza dolabımdan
bahsedecektim ama düşündüm ki ilk yazı bu olmasın. Belki de bunu
bir Doktorun yazması daha doğru.
Bu günlerde çevremde bir teknem
olsun diyen veya kendi teknemi yapmak isteyen dostların
sayısının epeyce fazla olduğunu gözlemledim ve kendi tekne
edinme hikayemi yazarsam belki cesaretleri arttırmaya katkıda
bulunur, sanıldığı kadar zor olmadığını yaşanmış bir örnekle
aktarabilirim dedim kendi kendime. Şimdi bu işin nasıl olduğunun
tarifine geçelim; Öncelikle gerçekten tekne sahibi olmak
istediğinizden emin olun bekar mısınız? Güzel bu işi
kolaylaştırır. Evli iseniz eşiniz de sizin kadar istekli ve
gerçekten destek verici olmalı. Bir işiniz ve düzenli geliriniz
var mı? Düzenli ödeme yapmak sizin için zor olur mu? İnatçı ve
hedefli misiniz? 6 mt. tekne sizin için çok küçük olur mu? İkinci
el mal kullanımına antipatiniz var mı? Parçalardan bütüne
gitmek,önce küçüğü yaratıp onda egzersiz yapıp denizin üstünde
olmak (Asıl amaç bu olmalı.Varsın kapalı tuvalet olmasın liman
dışında kova da kullanılabilir) sonrasında eldekini sermaye
yapıp bir büyüğe geçmek sizin için zor olur mu?
Her şey 1998 yılında benim yeniden kaşınmamla
başladı. O zamana kadar olan süreçte Sadun Boro'yu yazılarından
izlemiş,çocuklar için çıkarttığı Miço isimli kitabı döne döne
okumuş (Miço sanırım 3 sayı çıkmıştı,maalesef kaybettim.Bulursak
bu sitede çocuklar için bir bölüm açıp oraya koymakta fayda var)
sonrasında Pupa Yelkeni her yere yanımda taşımış idim. Sanırım
12 yaşımda idim. Bir gün okul çıkışı Bodrum Limanının içine
demirlemiş Kısmeti görmüş,hiç tereddütsüz soyunup don gömlek
Kısmete gitmiş ve Sayın Boro ile tanışıp hayatımın ilk
nescafesini Kısmette içmiştim. Sonrasında babam teknesini
bitirince, babamın teknesinde idare etmiş, bir dönem pirat'ta
kısacık ta olsa yarışmış ve bu tekneye aşık
olmuştum.Üniversiteye gitmek demek denizden kopmak demek
olmuştu.(Bu bugün de hala böyle çok yetenekli genç kardeşlerimiz
bu konuda bir düzenleme yapılmadığı için tam en verimli
dönemlerinde yelkenden kopuyorlar.) Sonrasında günlük hay huylar
ama aklımda hep tekne sahibi olmak düşüncesi ile hanımın başının
etini yemeler.Eh birazda palazlandık ya baktım Pirat sınıfı
canlandırılıyor Mustafa abiler pirat inşaasına başlıyor aldım
hanımı doğru İmes'e. Oturduk konuştuk tatlı tatlı ne
yaptıklarını anlattılar,fevkalade yakınlık gösterdiler,bende bir
sevinç bir heyecan dönüşte oldu bu iş diyorum sonunda benim de
bir piratım olacak gezeceğim yarışacağım. Oppps, Bir şeyi
unuttuk,bizim hanımın zeka katsayısını.O tatlı tatlı yahu biz
böyle bir tekne edineceğimize şöyle basitte olsa kamarası olan
bir tekne alsak ta birlikte gezsek falan demeye başladı.E tabi
bu çok güzelde alacak para nerede. Hanımın düşüncesi ise bu
herif piratı alırsa aradınsa bul, ortalardan kaybolur
şeklinde. Aldımı beni bir düşünce. Elde öyle ciddi bir para falan
yok, piratın cazibesi kooperatif usulü olması,taksit taksit
ödenecek, hesaplı falan ama kamaralı bir tekne? hadi bakalım
kaşın dur. İnat bu ya, biz başladık hafta sonları barınak
barınak,liman liman dolaşmaya. Hatta bir seferinde Çeşme Dalyanköy'e kadar gittik eşimle. İyi tarafı henüz tekne bulamadık
ama bir sürü yeni dost edindik , pek çok teknenin şeceresini
çıkardık. İyi de oldu bilgilendik. Derken aynı yılın 30.Ağustos
günü Fenerbahçe Yat Limanın da kardeşim ile dolaşırken onu
gördük. ''Derin'' 5.92 mt boyu ile efsane scorcher. İlgi ile
izlerken komşu tekneden çıkan bey teknenin satılık olduğunu ve
kardeşine ait olduğunu birazdan geleceğini belirtti.
Bekledik, görüştük fiyatını öğrendik içimiz pır pır eve
döndük.Tekne güzel,fiyat uygun ama para! O yok işte. Evde
hülyalı hülyalı düşünürken müthiş yardım geldi. Hanım ne
dertleniyorsun bu güne kadar nasıl geldiysek bunu da hallederiz
Tüketici Kredisi alır, borçlanır sahip oluruz dedi. Aman buraya
dikkat.
1-Hanım desteği ne kadar önemli.
(Eşim Ankara'lı ve o tarihte
sadece bir yıldır İstanbul'da. Deniz ile ilgisi ise yaz
tatillerinde yüzmek. Sadece bir yıl evvel bir kez Çeşme de
babamın teknesi ile yelkene çıkmış durumda. Bu Ankara'lılarda bir
keramet var arkadaş.)
2-Deliliğin sınırı.
II.El tekne için tüketici kredisi alarak
pahalıya tekne sahibi olmak. Önce pahalıya alıyormuşum gibi
geldiyse de sonrasında öyle olmadığını keşfedecektim tabii.
Sonuçta apar topar Banka ile görüşmeler, kefilleri ayarlamalar,
bordro, nüfus cüzdanı vb. hazırlayıp bankaya
teslimler. Koşuşturmacalar. Fakat o ne süratti öyle.Ve şükür para
elimizde. Allah büyük önümüzde 12 tane ay ve ödemeler var. Haydi
hayırlısı bakalım deyip 05 Eylül 1998 sabahı saat 10.00 da
teknenin eski sahibi ile buluşup belli bir miktar ödeme
yapıyoruz.Ertesi gün ise hanım ile doğru tekneye heyecan ile
içinde oturuş,ilk kahvelerimiz ve yapılacak işlerin
planlanması.15 Eylül'de ise noter satışı ile ''Derin''
ailemizin yeni ferdi olarak aramıza katıldı. Macera tabii ki
burada bitmiyor,inat edilirse daha neler olabilirin cevabı bir
daha ki buluşmamıza sevgili dostlar.
Sevgiyle kalın.
Kaan Erdem

27.01.2002
|
|