|
Mustafa Kemal'in
az bilinen, "çok masum bir gönül hikâyesi"ni anlatacağım.
Selanik'te
öğrenci iken, Nadire diye bir komşu kızı varmış. Ciğerlerinden
hasta olan bu kız Mustafa'ya pek hayranmış. Her geçişinde
pencereye koşar, ona bakarken yüzünü al basarmış.
Bir gün komşu
kızı Hatice'ye açılmış:
"Mustafa Bey,
öteki arkadaşlarına hiç benzemiyor" demiş.
Bu gizli sevdayı
Mustafa'ya hissettirmeye karar vermişler.
Hatice, Zübeyde
hanımların evine girer çıkarmış. Bir cuma, ailece oturmaya
gitmişler. Mustafa evde yokmuş. Hatice, üst kattan bir şey
getirmesi istendiğinde aklındaki planı uygulamaya koymuş.
Sofadan geçerken, saksı içindeki kırmızı karanfillerden birini
gizlice koparmış. Mustafa'nın üst katta soldaki yatak odasına
dalmış. Karyolasının başucundaki masanın üzerinde açık duran
tarih kitabının üzerine karanfili bırakmış. Korkudan titreyerek
koşar adım aşağı inmiş. Çiçeğin Nadire'den geldiğinin
anlaşılacağına eminmiş.
* * *
Az sonra Mustafa
eve gelmiş. Zübeyde Hanım'ın ve Hatice'nin annesinin ellerini
öpmüş. Hatice'nin de elini sıkmış.
O dönem Türkler
arasında el sıkma âdeti olmadığından Hatice şaşırmış biraz...
Zaten gizlice bıraktığı çiçekten dolayı pek heyecanlıymış.
Mustafa bu
heyecanı hissetmiş; gözlerini Hatice'nin gözlerine dikmiş. Küçük
kız ne yapacağını bilememiş.
Mustafa "Ders
çalışmam lazım" deyip yukarı çıkmış. Çıkar çıkmaz da tekrar
aşağı indiği ayak seslerinden anlaşılmış.
Hatice kalbinin
duracağını hissetmiş. Çünkü, geldiğinde Mustafa'nın elinde o
kırmızı karanfil varmış.
"Bu çiçeği benim
kitabımın arasına kim koydu?" diye bağıracak diye çok korkmuş
Hatice...
"Ben ettim, sen
etme" der gibi bakmış ona...
Mustafa,
Hatice'yi müstehzi gözlerle süzdükten sonra dışarı çıkmış.
Hatice hemen
gidip olanları Nadire ablasına anlatmış.
"Ölüyordum
korkudan. Bir daha beni böyle işlere sokmayın" diye yalvarmış.
Nadire,
çiçeğinin adresine ulaşmasının keyfiyle beklemeye başlamış.
* * *
Aradan epey bir
zaman geçmiş.
Bir gün Hatice,
Zübeyde Teyze'sinin kendisini oğlu Mustafa'ya istediğini
öğrenmiş. Ama Hatice'nin annesi, Mustafa asker olup uzaklara
gidecek diye bu izdivaca yanaşmamış. Konu kapanmış.
Mustafa,
Harbiye'de okumak için İstanbul'a gitmiş. Lakin annesine
gönderdiği her mektubun altına "Hemşiremiz Hatice Hanım'a da
mahsus selamlar ederim" cümlesini eklemeyi hiç ihmal etmemiş.
Harbiye'den
erkânıharp yüzbaşısı olarak çıktığında Hatice'yi yeniden
istetmiş. Bu kez Hatice'nin ailesi razı olmak üzereyken sarayda
çalışan bir ahbapları onları uyarmış:
"Ben, onun
hakkında saraya gelen jurnalleri okudum. İstikbali çok karanlık.
Aman uzak durun" demiş.
Hatice'nin
annesi, kızını alelacele bir başkasıyla evlendirmiş.
* * *
Yıllar geçmiş.
Mustafa Kemal,
"Atatürk" olmuş
Evlenip çoluk
çocuğa karışan Hatice, yaşadıklarını 1920'lerde bir kış günü,
Kocaeli'nde Maarif Müdürü olan apartman komşusu Münir Hayri
Bey'e anlatmış.
Münir Hayri,
daha sonra sinema tahsili için yurtdışına gitmiş.
Döndüğünde
Atatürk kendisinden hayatını perdeye yansıtacak bir senaryo
yazmasını istemiş. Senaryonun esaslarını da bizzat dikte
ettirmiş.
"Filme başka
neler koymalıyız?" diye sorduğunda Münir Hayri, biraz da
çekinerek, "Her filmde kadın ve aşk unsuru aranır, bilmem nasıl
emredersiniz" demiş ve yıllar önce Hatice'den dinlediği hikâyeyi
Atatürk'e nakletmiş.
Hatırlamış
Atatürk; gülmüş:
"Ben, Hatice'nin
o karanfili kendi hesabına koyduğunu sanmıştım" demiş.
Ve devam etmiş:
"Hatice zekâsı,
güzelliği ve terbiyesiyle örnek bir kadındı. Her vakit hayatımın
en değerli hatıraları arasında kalacaktır."
Sonra Nadire'yi
de hatırlamış:
"O kızcağızı da
bir kâtiple evlendirdiler. Sonra öldü."
* * *
Hazin değil mi?
Devamı var:
Birkaç gün
düşündükten sonra Münir Hayri'yi yeniden çağırmış Atatürk:
"Tamam" demiş;
"Bizim çocukluk hikâyesini filme koyalım. Yalnız Hatice'nin
ismini koymayalım. Bu, çok masum ve şerefli bir hikâyedir, ama
belki Hatice'nin torunları filan istemezler."
Münir Hayri'nin
senaryosu "Ben Bir İnkılap Çocuğuyum" adını taşıyordu; Atatürk
rahatsızlandığı için çekilemedi.
Hatice mi?
Son sürprizimiz
de bu:
Hatice Hanım
milletvekili seçildi ve Meclis'e girdi.
Torunları
hayatta mıdır acaba?
Yücel Ezergül'e
teşekkürlerimizle
Denizce

|