| |
Sualtı cenneti
deyince akla ilk gelen yer. Dünyadaki en iyi dalış yerleri arasında
gösteriliyor. Mercan resifleri, büyük sürü balıkları, balon balıkları,
rengarenk melek balıkları, kelebek balıkları,
denizyıldızları, süngerler, kaplumbağalar, yunuslar vb...
Tüm bunlar
Kızıldeniz'deki biyo çeşitliliğin küçük bir parçası ve dalıcılar
tarafından bilinen yönleri. Pek bilinmeyen yönleriyse bu biyo
çeşitliliğinin nedenleri, buradaki yaşam zinciri ve Kızıldeniz'in
jeolojik yapısı...
Sualtının güzelliğin
yanı sıra ülkemize iki saatlik uçuş mesafesinde olması ve bize çok
yabancı gelmeyen kültürleri, çok sayıda Türk dalıcısının Kızıldeniz'e
gitmelerinin diğer nedenleri. Bunun yanında dalış yapan herhangi biri,
dalış hayatı süresince en az bir kez Kızıldeniz'e gidiyor. Zaten
yalnızca Mısır'da günde farklı ülkelerden yaklaşık 3000 dalıcı suya
giriyor. Biz de Kurban Bayramı tatilinde birçok Türk dalıcısının
yaptığı gibi Kızıldeniz'e gittik. Mısır'ın Kızıldeniz kıyısında
Hurghada, El Gouna, Şafağa, Dahap Şarm el Şeyh gibi dalış bölgeleri
var. Bunların arasında seçimimizi, Ras Muhammed Deniz Parkı'ndan
dolayı Şarm el Şeyh bölgesinden yana yaptık. Adı şeyhin sakalı
anlamına gelen bu yerleşim yeri, Sina Yarımadası’nın güney ucunda.
Kaptan Jacques-Yves Cousteau'nun belgeselleriyle tanınmaya başlayan ve
1990'lı yıllarla birlikte dalış turizminin merkezi haline gelen bir
bölge. Kızıldeniz'in hemen kıranda ve etrafı çöl dağlarıyla çevrili
olan ve bundan on yıl önce küçük bir balıkçı kasabası görünümündeki
Şarm el Şeyh, özellikle son zamanlardaki turizm yatırımlarıyla Bodrum
ve Marmaris gibi turizm merkezi olma yolunda ilerliyor. Burada turizm
temelini oluşturansa dalış merkezleri. Tüm otellerde, çok sayıdaki
dalış merkezlerinin birer temsilcisi bulunuyor.
Gezimize başlamadan
önce öncelikle Kızıldeniz hakkında genel bilgilerimizi hatırlayalım.
Kapalı bir deniz görünümündeki Kızıldeniz, Arap Yarımadası'yla Afrika
kıtası arasındaki çöllerin ortasında bulunuyor. Bâb-ül Mendep
Boğazı'yla Hint Okyanusu'na, Süveyş Kanalı'yla da Akdeniz'e bağlanan
Kızıldeniz, Avrupa'yla Asya'yı birbirine deniz yoluyla bağlayan önemli
bir ticaret yolu durumunda. En geniş yeri 350 km ve uzunluğu 2100 km
olan bu iç deniz, kuzey kısmında iki kola ayrılır. Doğuda Akabe
Körfezi, batıda da Süveyş Körfezi. Sıcak ve kuru bir iklim bölgesinde
olduğundan buharlaşmanın çok fazla olduğu Kızıldeniz'e, herhangi bir
akarsu girişi de yok. Tüm bunlar deniz suyunun çok tuzlu ve yoğun
olmasına neden oluyor. Buharlaşmayla kaybedilen su, Hint Okyanusu ve
Akdeniz'den giren sularla tekrar kazanılıyor ve su seviyesinde fazla
bir değişiklik olmuyor. Tuzluluk, genel olarak %o4041 dolaylarında. Su
sıcaklığı kışın 20°C'nin altına düşmüyor. Yazınsa 28°C dolaylarında.
Gel-git olayı hemen hemen hiç görülmüyor.
Kızıldeniz'in tamamen
çöl olan çevresine bakıldığında, kuraklığın ve verimsizliğin sualtında
da olacağı gibi bir izlenim edinilse de, suyun altına girdikten
sonraki canlı zenginliği çok şaşırtıcı. Ancak, bunun bilimsel
nedenlerine bakıldığında, ortama çok da şaşılacak birşey olmadığı
ortaya çıkıyor. Kızıldeniz'deki biyo çeşitliliğin zengin olmasının
birçok nedeni var. Bunlardan biri, belki de en büyük nedeni, jeolojik
yapısı. Kızıldeniz, yerbilimcilere göre yeni oluşmaya başlayan bir
okyanusun ilk hali gibi. Kızıldeniz'in ortasındaki bir yeraltı kırığı
boyunca Arabistan levhasıyla Afrika levhası birbirinden sürekli
uzaklaşıyor. Bundan dolayı Kızıldeniz sürekli genişliyor. Aradaki
boşluğu mantodan yükselen bazalt bileşimindeki magma dolduruyor
(lehimliyor). Yukarı çıkan sıcak lavlar, deniz tabanına yayılıyor ve
çok hızlı biçimde soğuyarak katılaşıyor. Soğuma sırasında gazların
dışarı çıkması, lavların boşluklu bir biçim almasına neden oluyor.
Denizaltı yanardağlarından püsküren bu lavlarla birlikte mineralce
zengin sıvılar da deniz tabanına taşınıyor. Bu eriyikler, deniz
ekosisteminin beslenme zincirindeki ilk halkasını oluşturan tekhücreli
canlılar için iyi bir beslenme kaynağı. Yani, zincirin ilk halkası
için her şey çok uygun. Bunların sayısının fazla olması, diğer
canlılar için de çok önemli. Yerbilimciler, Kızıldeniz'in Atlas
Okyanusu'nun 180 milyon yıl önceki ilk haline benzediğini söylüyorlar.

Biyolojik zenginliğin
fazla olmasındaki diğer bir etken de su sıcaklığı. Sualtında birçok
canlı üremek için yumurtaların açılabileceği, sıcaklığın yüksek olduğu
mevsimleri seçer. Kızıldeniz'deyse 20 °C'nin altına düşmeyen su
sıcaklığı da sualtı canlılarının üreme zamanlarının uzun bir döneme
yayılmasına, dolayısıyla daha rahat üremelerine neden oluyor. Havanın
neredeyse yıl boyu açık olması, bitkilerde fotosentez için gerekli
olan bol miktarda gün ışığı anlamına geliyor.
Yanardağlarından
püsküren lavlardan sözetmiştik. Bu lavların kıyılarda boşluklu biçimde
oluşması, birçok canlı için yaşama alanları sağlıyor. Volkanik kökenli
bu yapıların varlığı, mercan poliplerinin tutunmaları ve resif
oluşturmaları için uygun zeminin oluşmasını sağlıyor. Mercan
resiflerinin oluşmasıysa balıklar ve omurgasızlar için beslenme,
barınma ve üreme yerleri demek. Ayrıca Kızıldeniz'e tatlısu girişi
olmadığından karasal kökenli kum, çamur, gibi normalde resif oluşumunu
engelleyecek, askıda katı madde girişi de yok.
Dalış Bölgeleri
Sharm'da birçok dalış
noktası var. Tiran Adası yakınlarındaki Jackson, Gordon ve Ras Bob
resifleri. SS Thistlegorm batığı (1941'de batan İngiliz gemisi) ve Ras
Muhammed Deniz Parkı en çok dalış yapılanlar. Kızıldeniz'in dip yapısı
genel olarak çok fazla farklılık göstermediğinden, resifler ve
bunların üzerinde yaşam da genel olarak birbirine benziyor. Ancak bazı
resiflerde besin, akıntı, ışık gibi etkenlerden dolayı canlılık yoğun
olarak görülürken, bazılarında daha az görülüyor. Tiran Adası
yakınlarındaki resifler de canlılığın yoğun olarak görüldüğü yerlerden
biri. Bundan dolayı dalış planımızı bu bölgeye dalmak üzerine
yapıyoruz. Tiran Adası, Şarm el Şeyh merkezinin kuzeyinde kalıyor.
Dalış teknesine malzemeler yüklendikten sonra limandan ayrılıyoruz, 1
saatlik yolculuktan sonra Tiran Adası'na ulaşıyoruz. Burada bizden
önce gelen birçok dalış teknesi var. Bunların hepsi yan yana gelerek
bağlanmış durumda. Bunun da sualtı yaşamını korumak için olduğunu
dalış rehberimizden öğreniyoruz. Kızıldeniz'de sualtı yaşamının
korunması için birçok yasak var. Yalnızca tekneler değil, dalıcılar da
belli kurallara uymak zorunda. Dalış tekneleri suya çapa atarak
demirleyemiyorlar. Bunlar demirlemek için önceden yerleştirilmiş
şamandıralara ya da yan yana gelerek birbirlerine bağlanıyorlar.
Çapa atma mercanlara
ve dip yaşamına çok zarar verdiğinden böyle bir uygulamaya gidilmiş.
Dalıcılar içinse dalış eldiveni ve bıçağı kullanmak yasak. Çünkü
eldivenli dalıcı, kolaylıkla mercanlara dokunup onlara zarar
verebiliyor. Ayrıca dalıcılar, sualtında hiçbir canlıya
dokunulmaması konusunda özellikle uyarılıyorlar. Bu, hem dalıcının
hem de sualtı yaşamının zarar görmemesi için. Çünkü hiç fark edilmeyen
zehirli bir kaya balığı ya da zehirli ateş mercanına dokunmak,
istenmeyen yaralanmalara neden olabilir. Tüm bunlar, dalış öncesinde
kısa bir toplantıyla dalış rehberleri tarafından açıklanıyor.
Toplantıdan sonra
dalış takımlarımızı kuşanıp fotoğraf makinesini de hazırladıktan sonra
bu bölgedeki ilk dalışımıza başlıyoruz. Suya girdikten sonra tüm bu
katı kuralların neden konulduğunu daha iyi anladık. Burası, hiç
müdahale edilmemesi gereken, oluşumları yıllarca süren ve bir palet
darbesiyle bile kırılabilecek hassas deniz canlıları tarafından
kaplanmış ve rengarenk bir dünya. Resifin bir bölümü su yüzeyine
çıkmış ve suyun hemen altında (yaklaşık 1 m derinlikte) kalan kısmıysa
geniş bir düzlük halinde resifin tepe kısmını oluşturuyor. Tepe
kısmının bitiminden itibaren, resif dik bir biçimde 40-50 metrelere
kadar bir duvar biçiminde uzanıyor. Ondan
sonra tortul kayalar ve kumluk alanlar başlıyor ve bu oluşumlar
derinlere doğru devam ediyor. Resifin üst kısımlarının yüzeyi, sert ve
yumuşak mercanlar tarafından kaplanmış durumda. Girintili çıkıntılı
jeolojik yapı ve mercanlar da çoğu omurgasız hayvanlar ve balıklar
için uygun yaşam alanları. Mercan resifleri, bir bölgenin sualtı
yaşamının zenginliğinin göstergesi ve oluşabilmesi için özel koşullar
gerekiyor. Bugün dünya denizlerindeki canlıların % 25'i mercan
resiflerinde yaşıyor. Resiflerin oluşması için öncelikle su
sıcaklığının yıl boyu 20-29 0C arasında olması gerekiyor.
Resifleri oluşturan mercanlarla simbiyotik yaşam (karşılık yararın
sağlandığı) oluşturan, tekhücreli Zooxanthellae denen denizyosunları
için ışık ve sıcaklık çok önemli. Bu denizyosunları mercan polipinin
içinde, üst deri dokusunun hemen altında bir sıra halinde
bulunuyorlar. Deri içinde olmalarına karşın, ışık alıp fotosentez
yapabiliyorlar. Bu yosunlar, fotosentez için gerekli karbonu,
mercanlara solunum sonucu çıkardığı
karbon dioksitten; azot ve fosfor
gereksinimlerini de yine mercanların sindirim ürünü olan amonyaktan
karşılıyorlar. Denizyosunları, bu maddeleri kullanarak oksijen,
karbondioksit ve protein üretiyorlar. Bunların büyük bir kısmını
mercanlar, az bir kısmını da kendileri kullanıyor. Mercanlar da
denizyosunlarına güvenli bir yaşama ortamı sağlıyorlar. Ancak bunlar,
50 metreden daha derin yerlerde yaşamıyorlar. Buradaki resiflerde de
tüm renklerini görebileceğiniz sert ve yumuşak mercanlar bulunuyor.
Yüzeye yakın yerlerde lirkuyruklu
mercan balıkları, çavuş balıkları sürüler halinde. Yaklaştığınız zaman
belli bir mesafeye kadar sizden korkmuyorlar. Ancak, aradaki mesafe
çok azaldığında yavaşça mercan kayalıkların arasındaki güvenli
yarıklara girerek saklanıyorlar. Siz uzaklaşır uzaklaşmaz tekrar
dışarıya çıkıp resif üzerinde dolaşmaya başlıyorlar. Bunların yanında
çeşitli papağan balıklarını da görmeniz mümkün. Çok güçlü çene
yapısına sahip olan bu balıklar mercan polipleriyle beslendiklerinden,
devamlı olarak resiflerinden bir şeyler koparmaya çalışıyorlar. Tüm
bunlar buradaki canlı çeşitliliğinin çok küçük bir kısmı.

Şarm el Şeyh'deki bir
başka dalış noktası da Sina Yarımadası'nın en güney noktasındaki Ras
Muhammed Deniz Parkı. Yarımadanın uç kısmı, aynı zamanda kuzeydeki tüm
akıntıların kesiştiği bir nokta. Bu durum birçok besin maddesinin,
dolayısıyla birçok balığın buraya gelmesinin nedeni. Bundan dolayı
buradaki zengin biyo çeşitlilik Ras Muhammed'in dünyanın en iyi dalış
noktası olmasını sağlıyor. Ras Muhammed'de dalış yapmak için ayrıca
bir ücret alınıyor ve bu, deniz parkının korunması için harcanıyor.
1983'te koruma altına alınan ve 11.000 km2'lik büyük bir
alanı kaplayan bu deniz parkının yalnızca % 6'lık bir kısmında dalış
yapmaya izin veriliyor. Ras Muhammed'in dalıcılar için en popüler olan
yerleriyse Köpekbalığı ve Yolanda resifleri. Yan yana olan bu
resifleri aynı dalışta görmek mümkün. Ancak, burada tek günlük bir
dalış yeterli değil. İki gün dalış yaptığımız bu bölge de genel
olarak, diğer yerlerdeki benzer türler görülmekle birlikte tür
sayıları ve renklilik burada biraz daha yoğun. Mercan resifleri,
özellikle deniz yelpazeleri (bir tür mercan) ve kırmızı renkli yumuşak
mercanlar yaklaşık 800 metrelik bir duvar boyunca uzanıyor. Ayrıca
dalgıçların da girebileceği küçük mağaralar da var. Burada sürü
oluşturan büyük balıkları görmek de mümkün. Özellikle akıntının fazla
olduğu yerlerde büyük sürüler oluşturan ve dalıcılardan kaçmayan
barakudalar ve yarasa balıkları, bunların yanında napolyon balıkları,
dev mürenler de göze çarpanlar. Dalış rehberimizin verdiği bilgiye
göre: bu bölge nisan ya da temmuz-ağustos aylarında en zengin dönemini
yaşıyormuş. Bu dönemlerde köpekbalığı, kaplumbağa, manta gibi
canlıları da görmek olasıymış. Gerçekten de bu zamanlarda tekhücreli
sayısında çok fazla bir artış olur ve bunlar kıyıya doğru yaklaşırlar.
Buradaki dalışlarımızı da bitirdikten sonra limana doğru yola
çıkıyoruz. Şehir merkezine yaklaştıkça yeni turistik tesislerin inşaat
halinde olması ve buradaki nüfusun giderek artıyor görünmesi, bunların
sualtı yaşamına nasıl etki edeceği sorusunu aklımıza getiriyor. Ne
kadar önlem alınırsa alınsın denize mutlaka kirli su, çöp gibi şeyler
karışacak. Bunlar ilk olarak mercan resiflerine, dolayısıyla da diğer
canlılara zarar verecek. Bunun için bunların sıkı biçimde kontrol
edileceğini umuyoruz.
Yalnızca Dalıcılar mı
Görebiliyor?
Tüm bu zengin
biyolojik yaşamı görmek için dalıcı olmak gerekmiyor. Maske, palet ve
şnorkel yardımıyla da resiflerin üzerinde çok rahat dolaşılabiliyor.
Zaten biyo çeşitliliğin en yoğun olduğu ilk 10 metre. Bu derinlik de
çok rahat görülebiliyor. Üstelik bunun için tekneyle çıkmanıza bile
gerek. Kaldığınız otel deniz kıyısına yakınsa bu etkinliği rahatlıkla
yapabilirsiniz. Ancak, tüplü dalışın avantajlarının daha fazla olduğu
da unutulmamalı.
Fotograflar: Recep Dönmez
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
S: 448
Mart-2005
Bülent Gözcelioğlu ve
Recep Dönmez'e
teşekkürlerimizle
Denizce
 |
|