|

Kızkulesi Hakkında
Kızkulesi, Asya ile Avrupa'nın
kesiştiği bir noktada, Asya sahillerinden bir ok atımı uzaklıkta
bir taş tümseğe oturtulmuş bir kuledir. İki kıta arasındaki
konumu sebebiyle dünyada eşi benzeri olmayan yapılar
konumundadır.
Geçmişi 2500 yıl öncesine dayanan
bu küçük kule, İstanbul'un tarihine eş bir tarih yaşamış ve bu
kentin yaşadıklarına görgü şahitliği yapmıştır. Antik çağda
başlayan geçmişi ile Yunan'dan Bizans İmparatorluğu'na
Bizans'dan Osmanlı İmparatorluğu'na, tüm tarihi dönemlerde var
olarak günümüze kadar gelmiştir.
|
 |
|
İlk olarak Yunan döneminde
bir mezara ev sahipliği yapan bu ada Bizans Dönemi'nde inşa
edilen ek bina ile gümrük istasyonu olarak kullanılmıştır.
Osmanlı Dönemi'nde ise gösteri platformundan savunma
kalesine, sürgün istasyonundan karantina adasına kadar bir
çok işlev yüklenmiştir. |
Asli görevi olan ve yüzyıllardan
beri varlığı ile insanlara, geceleri ise geçen gemilere göz
kırpan feneri ile yol gösterme işlevini hiç kaybetmemiştir.
Geçmişten geleceğe en çok da düşlere yol göstermektedir
Kızkulesi ...
Yüzyıllar boyu hep hikayeleri ile
anılan bu kule 2500 yıl sonra Hamoğlu Holding'in yaptığı
restorasyondan sonra ilk kez kapılarını insanlara açmıştır.
Yalnızlığın, aşkın, ulaşılmazlığın ve daha birçok şeyin sembolü
olan kule için onlarca şiir yazılmış, yüzlerce resim yapılmış ve
binlerce fotoğraf çekilmiştir. 2500 yaşında ve her dem genç
kalacak olan Kızkulesi'nin insanı büyüleyen gizem dolu atmosferi
ile tanışmak ve gerçek hikayelerini dinlemek için gelin siz de o
küçük pencerelerinden bakın ...
Kızkulesi'nin Tarihçesi
Kızkulesi'nin mimari yapılanma
süreci M.Ö. 341 yılına kadar uzanır. O dönemlerde boğazın
çıkıntısı olan bu burun, (daha önce yarımada olduğu ile ilgili
söylenceler vardır) "vus" adı ile anılır. Bu tarihte Komutan
Chares'in eşi için, mermer sütunlar üzerine yapılan bir anıt
mezar kimliğinden sonra, M.Ö. 410'da Sarayburnu'nun bulunduğu
yerden, kulenin bulunduğu adaya zincir gerilerek, boğazın giriş
ve çıkışlarını kontrol eden bir gümrük istasyonu haline
getirilir.
|
 |
|
M.S. 1110'lara
geldiğimizde ise ilk belirgin yapı (kule), İmparator Manuel
Comnenos tarafından inşa ettirilir. Savunma kulesi olarak
inşa ettirilen bu yapı "Küçük Kale" anlamına gelen
Arcla adını alır. |
Bu yapı ile ilgili net bilgiler
olmamakla birlikte bugünkü boyutlarına yakın olduğu
düşünülmektedir.
İstanbul'un fethi sırasında
savunma amaçlı olarak kullanılan kule, 1453 yılından sonra çok
farklı amaçlarla kullanılmıştır. Osmanlı döneminde savunma
kalesi olmaktan çok bir gösteri platformu olarak kullanılmış ve
Mehterler burada adaya yerleştirilen topların atışları ile
birlikte nevbet (bir çeşit
İstiklal Marşı) okumuşlardır.
|
 |
|
1509 depreminde zarar
gören yapı, daha sonraki yıllarda tekrar inşa ettirilir.
Bunun dışında ilave edilen
fenerle de gemilere yol gösterme işlevi yüklenir. O dönemde
inşa edilen yapı, kule ve kale olarak iki ayrı bölümden
oluşmuş ve içine sarnıç yapılmıştır |
1719 yılında fenerden çıkan alevle yanan kızkulesi, 1725 yılında
şehrin Başmimarı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından tekrar
onarılır. Kule kısmı biraz değiştirilerek üst tarafa camlı bir
köşk ve onun üzerine de kurşunla kaplı bir kubbe oturtturulur ve
bina kagir olarak tekrar yapılır.
Yıldırım düşmesinden gemi
çarpmasına kadar pek çok felakete maruz kalan yapı, 18. yüzyılda
sürgün için bir ön istasyon işlevi görür.
1830 senesinde kolera salgınının
şehre yayılmaması için karantina hastanesine dönüşür.
|
 |
|
Osmanlı İmparatorluğu'nun
çöküş devrine girmesi ile tekrar savunma kalesi olarak
kullanılmaya başlanır ve toplarla donatılır.
1832 yıllarında tekrar
bir tadilattan geçerek, kubbenin üzerinden yükselen bir
bayrak direğine sahip olur. |
Ve ünlü hattat Rakim'in yazısı ile
kapısının üzerindeki mermere Sultan II. Mahmut'un tuğrasını
taşıyan kitabe yerleştirilir.
1857'de
tekrar fener ilave edilir ve 1920
yılında fenerin lambası otomatik ışık yapma sistemine kavuşur.
1944
senesinde restorasyon yapılır.
1959
senesinde Askeriye'ye devredilir ve radar istasyonu olarak
kullanılır.
1982
senesinde Türkiye Denizcilik İşletmeleri'ne devredilir, bu
dönemde bir ara geçici olarak siyanür deposu olarak kullanılır.
1992'
den itibaren buranın özel sektöre devri konuşulur, İstanbul
Belediyesi, Üsküdar Belediyesi, Mimarlar Odası, Şairler, Turing,
Ulusoy Şirketler Grubu gibi pek çok kurum çeşitli medyatik
projeler üretirler ...
Efsaneler
Kızkulesi'nin ulaşılmazlığı
nedeniyle, insanlar onun içinde yaşanılanlar hakkında çok fazla
bilgiye sahip olamamışlar ve içi ile ilgili hikayeler anlatmak
ve düşler kurmak ile yetinmişlerdir.
Kızkulesi ile ilgili anlatılan ilk
hikaye; Ovidius'un kaydettiği bir aşk hikayesidir. Hero ile
Leandros adlı iki gencin hüzünlü aşkını anlatan bu hikaye,
Hero'nun kuleden ayrılmasıyla başlar. Hero Afrodit'in
rahibelerindendir ve aşka yasaklıdır. Yıllar sonra Afrodit'in
tapınağında yapılan bir törene katılmak için kuleden ayrılır ve
orada Leandros ile karşılaşır. Birbirine aşık olan iki genç,
Leandros'un gece kuleye gelmesi ile aşklarını kutsarlar.
Kızkulesi her gece iki gencin gizli aşkına ve yasak
sevişmelerine tanıklık eder. Leandros'un yüzerek kuleye geldiği
fırtınalı bir günde Hero'nun yaktığı sevda ateşinin feneri
söner. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros boğazın sularına
gömülür.Sevgilisinin öldüğünü gören Hero da kendini
Kızkulesi'nden boğazın sularına bırakır.
Kavuşamayan aşıklara atfen
anlatılan bu hikayeden başka bir de; Kleopatra'nın sonuna benzer
bir sonun anlatıldığı yılan hikayesi vardır. Kehanete göre
kralın birine, çok sevdiği kızı onsekiz yaşına geldiğinde bir
yılan tarafından sokularak öleceği söylenir. Bunun üzerine kral
denizin ortasındaki bu kuleyi onararak kızını buraya
yerleştirir. Kaderin kaçınılmazlığını kanıtlarcasına, kuleye
gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan, prensesin tenine
süzülerek zehrini boşaltır. Kral, kızına demirden bir tabut
yaptırarak Ayasofya'nın giriş kapısının üstüne yerleştirir.
Bugün bu tabutun üstünde iki delik vardır. Yılanın, ölümünden
sonra da onu rahat bırakmadığına dair hikayeler anlatılır.
En son anlatılan hikaye ise
Osmanlı Dönemi ile ilgilidir. Battal Gazi'nin askerleri ile
Kızkulesi'ne baskın yaparak kuleye saklanan hazinelerin ve
Üsküdar Tekfuru'nun kızını kaçırdığı ile ilgili hikayedir.
Battal Gazi tekfurun kızı ve hazinelerini aldıktan sonra
Üsküdar'dan atına atlayıp oradan uzaklaşmıştır. Çokça bilinen
"Atı alan Üsküdar'ı geçti" lafı bu hikayeden gelir.
|
 |
|
Bu hikayeden
günümüze gelen bir diğer şey de küçük kulemizin ismi ile
ilgilidir.
Diğer
efsanelerdeki prenseslere de atfen Türkler buraya Kız-Kulesi
ismini vermişlerdir. Antikçağ'da Arkla (küçük kale) ve
Damialis (dana yavrusu) adları ile anılan kule, bir ara da
Tour Leandros ismi ile ün yapmıştır.Şimdi ise "Kızkulesi"
ismi ile bütünleşmiş ve bu ismi ile anılmaktadır. |
Kent
Plancısı Gözüyle Kız Kulesi
Ö.Faruk CEBECİ, Kent
Plancısı
Güzelliğin, ulaşılamamışlığın
gizeminde saklıydı.
Kız kulesi masallardaki kaf dağı
gibidir. Hakında söylenceler olan bir yapı / bir simgedir.
Eski fotoğraflarda, gravürlerde
gördüğümüz kızkulesi ile resterasyon sonucu oluşan kızkulesi
arasındaki fark kent toplumunun (kentlinin) imgeleminde oluşan
görüntü arasında çelişkilere neden olmaktadır.
Bireyin çevresini algılamasında ve
imgeleminde yaşatmasında nirengi noktaları vardır. Aynı biçimde
bireyin kenti algılamasında da kentsel nirengi noktaları vardır.
Bu genel anlamda dışarıdan başlayarak kentin silüeti, silüete
etki eden önemli yapılar, kentin girişi, meydanlar, sokaklar,
çıkmaz sokaklar (ve çıkmaz sokakların gizemini ve sıcaklığını
bilmeyen imar yasası) tüm bunlar kentsel imgeyi belleğe
çivileyen ve bunun çevresinde dokunan noktalardır - ki bu
noktalar genelde tarihsel yapılardır.

Salacaktan görünen İstanbul
silüeti ve onun önünde yeralan Kızkulesi bir bütün içinde
görünmektedir.
Ancak tüm kentsel imgeler
ulaşılamayan noktalardır diye bir genelleme yapılamaz örneğin
Ayasofya içine elbette girilen, koridorlarında dolaşılan bir
yapıdır ve imgesi de bununla birlikte oluşmuştur zaten. Kız
kulesinin imgesi ise tam tersine uzaktan izlenmesi teması ile
bütünleşmiştir – ki bu bütünsel kavram oraya hiçkimsenin
ulaşamıyor olması ile birliktedir.
Mecnun’un, Ferhat’ın, Romeo’nun bu
denli bir tutkuya kapılmalarının ruhsal çözümlemesini,
ulaşılamayan sevgilinin, bireyin içsel dünyasında büyüyen
imgesinde aramak gerekiyor.
Peki eğer sevgililerine, Leyla’ya,
Şirin’e, Juliet’e ulaşsalardı bu büyük aşklar yaşanır mıydı /
yazılır mıydı ? Belki evet, bence hayır.
Elbette düşlenen sevgiliye
ulaşmanın, birlikteliğin güzelliği, doyumu kuşkusuz doğrudur.
Ancak öyle imgeler, düşler,
varlıklar vardır ki onlara ulaşmak (bir tabu gibi) düş
dünyamızda onları yaşatmak da bireyi zenginleştiren unsurlardır
. Bazı kentsel imgeler de böyledir. Bir kentin görünen silüeti
içine girildiğinde de algılanamaz ve dışardan verdiği güzel
görüntü duyumsanamaz.
İşte kız kulesi tam da böyle bir
imgedir.
Onun güzelliği
ulaşılamamışlığının gizeminde saklıdır.
Kızkulesi'ne olanlar
Kızkulesi'nde
yapılan rezilliklere kim, nasıl izin verdi? Bu işte bizlerin
suçu yok mu?
Korhan GÜMÜŞ
Gazetenin biri geçenlerde yazdı:
Müjde! Kızkulesi bitti. Halkımız bir an önce ona kavuşmayı
bekliyor! Bunun üzerine uzun zamandır birlikte çalıştığımız
İstanbul Kültür Varlıklarını Korumak İçin Tavşanlar Grubu
(İKVKİTG) olarak her zaman olduğu gibi kendi aramızda çok gizli
bir toplantı yaptık ve çok gizli kararlar aldık. Bu toplantı
gizli olduğu için sizin bundan haberiniz olmayacaktı. Ancak
toplantı bittiğinde bir arkadaşımız, "Zaten her şey milletin
gözünün önünde oluyor, bu toplantının gizli olmasının ne anlamı
var" diye sordu. "Yıllardır hep kendimizi gizlemek için
İstanbul'a olan bitenlerden şikayetçi olduk. Ama gerçekten bir
şeyleri değiştirmek isteseydik hem böyle yapmaz, hem böyle de
adlandırılmazdık". Bu konuşma toplantıda soğuk bir rüzgar
estirdi. Herkes başını önüne eğdi. Bunun üzerine arkadaşımız
"gerçekleri söylemenin zamanı geldi mi?" diye sordu. Bunun
üzerine konuştuklarımızı size iletmeye karar verdik.
Kamuoyuna açıklama:
İstanbul
bitecek, Kızkuleleri bitmeyecek.
Yıllardır hafızalarımızda beyaz
rengi ile yerleşmiş olan Kızkulesi birden bire sararmış bir
hayalet gibi çıktı karşımıza. Sıvaları kazındı, kale kısmına
asma kat yapılıp, dizi dizi pencereler açıldı. Kulesine çelik
kelepçe takıldı. Daha fazla müşteriye hizmet vermek için ada
platformu genişletildi. Giriş bölümü İstanbul'da "restore"
edilen ahşap yapılara benzetildi.
Şu İstanbul'da nelere şahit
olmadık ki...
Kızkulesi'nin yanlış restorasyon
uygulamasına kurban edildiği söyleniyormuş. Bizim gibi bazı "çok
bilmiş de az bilmişler", hatta bu açıklamayı kaleme alanlar,
yalnızca Kızkulesi'ne değil, bütün İstanbul'a olup bitenleri,
kamoyuna anlatmak için çaba gösteriyorlarmış.
Hadi canım, siz de.
Kızkulesi'ni biz bu hale getirdik.
Sizin haberiniz bile yok.
Kızkulesi'ni yapanın bizden
başkaları -mimar veya müteahhit- olduğunu düşünüyorsanız
yanılıyorsunuz.
O uzaktan küçücük gözüken
Kızkulesi aslında öyle büyük ki, bütün İstanbul sığabilir içine.
Bu şehirde dünyanın en kötü, en
çağdışı, en berbat mimari koruma uygulamalarına seyirci kaldık.
Hatta içimizde utanmadan yapılanları alkışlayanlarımız bile
oldu.
Bizden duyacağınız bir kapı
gıcırtısı, o kadar. Siz bizim gıcırtılarımızı duyup Kızkulesi'ne
yapılanlara karşı çıkıyoruz zannediyorsunuz. Yanılıyorsunuz.
Söylenmekten, şikayet etmekten başka hiçbir şey yapmıyoruz.
Biz aslında hiçbir şey yapmak
istemiyoruz.
Bir şeyler yapmak şöyle dursun,
sorumluluklarımızdan sıyrılmak için büyük bir gayret sarf
ediyoruz.
Bizim bu işte hiç mi
sorumluluğumuz yok?
Bizim çevredeki yaygın yaklaşıma
göre bu şehirde bütün olup bitenler gibi, Kızkulesi'ne
olanlardan beğenisi gelişmemiş, araştırmaya önem vermeyen,
bilimsel kriterleri dikkate almayan, çıkar peşinde koşan kişiler
sorumlu. Bizim bu işte sorumluluğumuz yok. İşi bilenlerin,
doğruyu söyleyenlerin sesi ne yazık ki çok güçsüz.
Yöneticilerin aklı başında
kararlar almasını, proje müelliflerinin, müteahhitlerin çok daha
dikkatli olmasını bekleyebilirsiniz. Ama onlardan bunları
beklemek için önce kendi yapmanız gereken şeyler de var.
Kamuoyunu neyin nasıl yapılacağı
konusunda asıl bilgilendirmesi gerekenleri -yani eksper denen
grupların- seyretmek yerine sonuçları değiştirmeye
çalışmalarını, için gerekli adımları atmalarını beklemeniz
gerekir. Çünkü yönetimlerin, çıkar çevrelerinin, işi
bilmeyenlerin ne yaptığından çok, bizim gibilerin ne yaptığı
önemli.
Üzerinde anlaşılan ve bütün
bileşenlerinin korumak için seferber olduğu sistem - bu ülkede
korunan tek şey- şöyle çalışıyor: "Bir iş yalnızca bizi
ilgilendirir. Bilimsel bir konu olduğu için halk zaten anlamaz.
Ayrıca bu halka da hiç ama hiç güvenilmez!.."
Evimize bir eşya alırken bile
konuşup karar veriyoruz, ama en önemli projelerde açıklık ve
mutabakat aramıyoruz. Bu yüzden ancak iş işten geçtikten sonra
tartışıyoruz. Avrupa'nın falanca şehrindeki bir proje hakkında
bilgi alabiliyorsunuz da, burnunuzun dibindeki Kızkulesi'ne ne
yapılacağı konusunda -göbeğinizi çatlatsanız dahi- bilgi
alamıyorsunuz. Başka ülkelerde imar ve kültür varlıklarının
korunmasına dair mevzuat, her şeyden önce karar organlarının
bilgiyi paylaşma sorumluluğunu getiriyor. Bu yüzden kentsel
koruma konusundaki çağdaş uygulamalarda projelendirme aşaması
sağlam mutabakatlara dayanıyor.
Proje denen şey yöneticilerin
duvarlarını süslemeyi değil, bir iş yapılmadan önce neyin
yapılacağını önceden görmek, bilmek, tartışmak ve kararlaştırmak
için gerekli. Hukuk toplumlarında şeffaflık laf olsun diye
değil, kararların şekilciliğe hapis olmaması için önemli.
Plan, proje gibi kavramlar hukuk
toplumunun kavramları. Bir şeyin korunması için toplumsal bir
konsensüs oluşturmaya yararlar. Örneğin kentsel kültürel mirasın
korunması için bir yasa yapılmışsa, bu yöneticilerin halka
inşaatlarını nasıl yapmaları gerektiğini söylemeleri için değil,
karar alma mekanizmalarının nasıl işlediğini göstermek içindir.
Bu süreç kamu projelerinden kişilere tanınan imar haklarına
kadar uzanır.
Kızkulesi örneğinde "proje"den
önce, bir kentsel simge için -bütün dünyada olduğu gibi-
uygulanacak koruma ilkeleri tanımlansaydı, belirlenseydi,
aşağıdaki sorulara şimdi, iş işten geçtikten sonra cevap aramak
zorunda kalır mıydık? Kamuoyunda bu ilkeler paylaşılaydı, kamu
yönetimleri bu kadar "gevşek" davranabilir miydi? Projeyi
yönlendiren ve işlevini belirleyen ilkelerin önceden bilinmesi
gerekli değil mi? Yasal çerçevenin aslında sorumlulukları kamu
yönetiminde toplayan şekilci bir denetimi değil de bilgi
paylaşımını sağlayan mekanizmaları tarif etmesi gerekmiyor mu?
Ne yapılacağını bilmek yalnızca projenin doğru olup olmadığını
tespit etmek anlamında değil, kamu otoritesinin görevini yerine
getirmesini sağlamak için önemli değil mi?
Haklı olarak "Kimler kurul üyesi
olmalı, kimler yerel yönetimlerden hangi projeleri kapmalı,
projeleri kurullardan nasıl geçirilmeli gibi konularda
uğraşanların yorgan kapma mücadelesi bizi ilgilendirmiyor"
diyebilirsiniz. Ama İstanbul'da olup bitenleri sonuçlarının
hepimizi fazlasıyla ilgilendirdiğini düşünürseniz, İstanbul'un
yaşanabilir bir şehir olması için imar planlarının, kentsel
kamusal projeler ile ilgili kararların şeffaflaştırılmasını
talep etmeliyiz. Çünkü aşağıdaki sonuçları kurgulama
aşamasındayken bilme hakkımız var.
Bilmeyi talep ediyoruz
Tavşanlar Grubu'nun artık hiçbir
gizliliği kalmayan gündemi:
1. Kızkulesi'nin
çevresindeki platformun genişletilmesi nasıl oldu? Buna kim,
nasıl izin verdi? Eğer kimse izin vermedi ise, neden
durdurulamadı? Kazık çakılırken görülmedi mi? Platformun
kenarlara dikilen beton babalar da neyin nesi? Yoksa platformun
kenarı da parapetle mi çevrelenecek?
2. Kızkulesi'nin
tıpkı bir deniz feneri gibi beyaz olan rengi neden sarardı?
Sıvalar neden söküldü? Kızkulesi'nin yakın tarihteki (geçen
yüzyıl başındaki) son görüntüsü esas alındıysa, yapının
cephesini surların beden duvarlarının görünümüne benzetmek bir
mimari fantezi değil miydi? Bu önemli değişiklik projede yer
alıyor muydu? Bu değişikliklere kim izin verdi? Vermediyse neden
kimsenin haberi olmadı?
3. Kızkulesi'nin
çelik strüktürle dıştan takviyesi için yapılan değişiklikler
nedeniyle mi oldu? Bu takviyenin yapının görünümünü
etkilemeyecek biçimde (örneğin Hidiv Kasrı seyir kulesinin
yapımında olduğu gibi) içten yapılması mümkün değil miydi? Çelik
takviyelerin yapılması zorunlu muydu? Çelik takviyeler geçici
mi, kalıcı mıydı?
4. Kızkulesi'nin
girişinde yer alan ahşap bölümün karakterini kaybetmesi çok
gerekli miydi? Beyaz olan rengi neden değişti? Yapının bu
bölümünü bu kadar "cilalı" bir "touch"a sahip olması projede
öngörülüyor muydu? Girişteki servis fonksiyonlarının öne
çıkmasının nedeni, bu yapının yeni fonksiyonunu belirlemek için
miydi?
5. Dendalar (kale
duvarı dişleri) nasıl pencereye dönüştürüldü? Dendanların
pencereye dönüştürülmesi projede yer alıyor muydu? Kale
bölümünün içine yapılan asma kat için kim izin verdi? Yer
döneşemeleri cilalı granit döşemek, mekânın içini bir otel
restoranı gibi donatmak çok gerekli miydi?
6. Kulenin seyir
balkonunun da cilalı granit döşenmesinin gerekçesi neydi?
Pencere ve kapı kolları için örneklerden hareketle özel bir
üretim yapılamaz mıydı? Yoksa... Burası zaten bir otelin
restoranıydı da, birileri gelip burayı orjinallik olsun diye mi
Kızkulesi'ne benzetti? Kızkulesi'ni kim restorana benzetti? Kim
bir restoranı Kızkulesi'ne benzetti?
Arkadaşımızın söylediğine göre
eğer grubumuzun adı tavşanlar grubu olmasaydı, bugün bu soruları
boşu boşuna sormazdık.
Çünkü ne
yapılacağını bilirdik...

Kızkulesi
Gece Programı
20:30-02:00
Kızkulesi rezarvasyonlu
olarak özel menüsü ile İstanbul halkına, yerli ve yabancı
turistlere hizmet ediyor. Akşam programında Kızkulesi için özel
olarak kurulmuş “Grup Leandros” Roma, Bizans, Osmanlı
dönemlerinden Cumhuriyet’e ve günümüze dek uzanan
repertuarlarıyla Kızkulesi akşamlarına renk katıyor.
Kızkulesinde uygulanan “Banket
Menü” her iki haftada bir değiştirilmektedir.
Kişi başı akşam yemeği 40 $ (
içecek hariç)
Kızkulesi
Yaz Gündüz Programı
10.00-19.00 Pazartesi hariç
her gün...
Kızkulesi gündüz programında haftanın 6 günü halka
açık...Kızkulesinde; kahvaltı,Fast Food tarzı yiyeceklerin yanı
sıra asma katta 12:00-15:00 arası yemek servisi
alabiliyorsunuz.
Gündüz Ulaşım
|
Kabataş |
T.Moda İsk. |
Kadıköy |
Eminönü |
Sarayburnu |
|
12:30 |
16.30 |
16.45 |
14:15 |
14:30 |
|
15:30 |
|
|
|
|
|
17:30 |
|
|
|
|
|
19:30 (Pazar) |
|
|
|
|
Salacak-Kızkulesi
Salacak’tan 12:00-19:00
arası devamlı ring seferler yapacaktır.
Gece Ulaşımı
Ortaköy-Kızkulesi
Ortaköy (Ziya Kalkavan
Lisesi Önü’nden) 20:30-21:15-23:30-01:00’de Kızkulesine,
Salacak-Kızkulesi
Salacak’dan 20:30-02:00
arası ring seferler yapılmaktadır.
Kaynakça:
www.kizkulesi.com
www.arkitera.com
www.magazin.com
www.geocities.com
Radikal
Gazetesi (02.04.2000)
Denizce

|