| |
İnsan hayatının dönemleri vardır. O gün de benim hayatımın
dönüm noktasıydı. Belki çok geç kalınmış, belki de hiç
yaşanmaması gereken bir dönem. Son üç ayımı babamı kaybetme
korkusuyla geçiriyordum. Doktorlar fazla zamanı kalmadığını ve
diyalize girmesi gerektiğini söylüyorlardı. Meğer ne zormuş
koskoca adamı ikna etmek! Uzun seneler şeker hastalığı illetiyle
dalga geçen bir insandı babam. Tatlı insandı, tatlılara
bayılırdı... Sınırları çok genişti, dilediği hayatı yaşadı ve
sona çabuk ulaştı.
Her zaman hedefleri vardı.Sıradan bir iş adamı, baba, dost
değildi, mükemmeldi. Kızlara babaları dev gibi gelir. Ama o
herkesin gözünde kocamandı. O sene nasılsa dalga geçtiği,
sınırlarını zorladığı şeker hastalığını ele aldı. Keşke
almasaydı. Uzun yıllar tatlı yaşayan adam, tatlıyı kesince
dengeler bozuldu. Belki hep sürdürdüğü hayata devam etseydi o
kadar yorulmayacaktı. Çok acılar çekti ama kendi yaşadı, belli
etmedi. Görmek isteyenler, görmeyi bilenler gördü. Zor insandı,
kendi doğruları vardı ve planları. En önce kendine bir şeker
ölçüm cihazı aldı, perhizlere başladı. Bunu oyun gibi yapardı.
Bu sabah bu sonuç çıkacak görürsünüz derdi. Haklı çıkardı. Babam
her konuda haklı çıktı. Senelerce tavan olan şekeri, her gün
tabana iniyordu. Babacığımın tadı kaçtı! Hesaplarda yanlışlık
yaptı. Vücut alışmış olduğu tempoda çalışmayınca, aksaklıklar
başladı. İlk önce gözleri zarar gördü. O seneki hedefi
gözlerini kaybetmemekti. Birini kurtardı. Daha sonraki hedefi
protez bacağı ile neler yapabileceğiydi. Çünkü sol bacağı dizden
aşağı kesilmişti! Bunu kendi ve bizler kabullenmiştik, toplumun
da kabullenmesi için proteziyle olan barışıklığını
göstermeliydi. O hafta sonu dağda bir otelin kumarhanesinin
açılışı vardı ve şehrin bütün kalbur üstü insanları orada
olacaktı. Bu babam için bulunmaz bir fırsattı. Salon çok büyüktü
ve kalabalıktı. İçeri girerken koluna girdim. İnsanlar
önlerindeki tabaklardan ve masalarındaki insanlardan çok kapıdan
girenlere bakıyorlardı. Kolumdan çıktı ve elimi tuttu. Zor bir
sınavdı. Onun için de, benim için de. Masaya ulaştığımızda
sınavın ilk bölümünden iyi bir not almıştık. İnsanlar artık
masalarındakilerle ilgilenmeye başlamışlardı. Bizde bir oh dedik
ve yemeğimizi yemeğe başladık. Derken harika bir dans müziği
çalmaya başladı. Dans pisti bomboştu ve kocamandı. Aynı anda
birbirimize baktık. Biz güzel müziği her nerede olursa olsun
yakalar, bırakmazdık. Harika bir ikiliydik. Yürümeye başladığım
günden itibaren bana dans etmeyi öğretmişti babam. Ona mükemmel
ayak uyduruyordum. Elimden tuttu ve o koskocaman piste, o
onlarca gözün önüne çıktık. Salonda çıt yoktu. O anda duyduğum
müzik, hissettiğim gurur, gördüğüm iki kocaman gözdü.
Çocukluğumdan itibaren, babam hata yapacağımı anladığı anda
gözlerini kocaman açar beni kendime getirirdi. Çatallar,
kaşıklar bile gürültüsüz masanın üstüne kondu. Dansa
başlamıştık. Muhteşem bir andı. Bu bizim en güzel dansımızdı.
Aklımın köşesinden bile falso vereceğimiz geçmedi.
Salondakilerin ilk bakışları bakalım becerebilecekler miydi!
Ama sonunda herkes büyük haz aldı. Ben onur duydum bu kadar
güçlü bir insanın kızı olduğum ve kollarında olduğum için.
Babamın duygularını anlamak için gözlerine bakmak yeterliydi,
birçok şeyi sözleriyle değil, gözleriyle anlatırdı. MUTLUYDU.
Kaldığımız yerden o güne gelmeye devam edeyim. Protezle
barışık hayatı dört sene sürdü. Ve zor yıl. Böbrekleri iflas
etti. Bununla barışık yaşamasına veya üstesinden gelmesine imkan
yoktu. Yeni hedefi sona hızlı gitmekti. O asla makineye
bağlanacak bir insan değildi. Hiçbir şekilde ikna edemedik.
Edemedim! Doktorlar her an komaya girebileceğini
söylediklerinden sonra üç ay geçmişti. Dedim ya güçlüydü, her
bakımdan. O gece evden bir ambulansla aldılar babamı. Nefes
alamıyordu. Üre ciğerlerine yayılmıştı. Hiç konuşmuyordu. Sona
geldiğini biliyordu ve hiçbir şeye mani olmuyordu. Odasına
çıktığımızda yapılabilecek her şey yapılmıştı. Zor nefes aldığı
için yatamıyordu. Yatağın kenarında protezini çıkarmış, ayağını
aşağıya sarkıtmış bir şekilde oturuyordu. Ben de yanında...
Konuşmaya başladık. Bu bir babanın kızına söylediği son
sözlerdi. Her kelimesi aklımdan çıkmayacak sözler. Çok konuştuk
yoruldu. Ve sırtını bana dayayarak uyumaya başladı. Duvarla
babam arasında sıkışmıştım. Bilseydim ki son kucaklaşmam, kalkıp
yatırır mıydım yatağına? Bilseydim ki kucağımda sona varmış,
doktorlar gelene kadar koklamaz mıydım doya doya? Uyuduğunu
sandığım babacığımı yatırdıktan sonra ayak ucuna yattım. Yarın
uzun bir gün ve gece olabilirdi ve ben o uyanıkken hep yanında
olmalıydım. Ne kadar uyuduğumu bilmiyorum. Kapının açılma sesi
ve ardından içeriye giren doktorlarla neye uğradığımı şaşırdım.
Babama baktım o kadar huzurlu uyuyordu ki. Dinlendi diye
düşündüm. Ağzı açıktı. Yanağımı dayadım, nefesiyle yanağımı
itsin diye, nefesinin sıcaklığını duyayım diye. Yok ... o anda
anladım koca adam çok derin uyuyor. Bir saniye daha kalamadım.
Dayanamadım... Dışarı çıktığımda hala odanın kapısına
bakıyordum, odadan çıkan doktorlar merak etmeyin şimdi iyi
desinler diye. Ama bana başınız sağ olsun dediler. Şaşkınlar!
Nasıl başım sağ olabilir, başımı kaybettiğim anda? Büyük bir
boşluk, kayboldum sanki o anda. Odasına bir daha giremedim.
İstedim ki hep dinleniyormuş gibi düşüneyim. Yok olduğunu
görmeyeyim, varlığıma sığdırıp, var edeyim. Bağıramıyor
haykıramıyordum. Dedim ya kaybolmuştum... Sabah saat beşti.
Hastaneden çıktım ve yürümeye başladım. Bu hayatımın yeni
başlayan dönemine doğru bir yürüyüştü. Artık yapayalnızdım.
Babasız bir hayat vardı önümde. Bana söylediklerini tekrar
düşündüm, en acılı anımda düşünüp unutmayayım diye. Ve bu yeni
başlayan hayatımda yaşayacaksın dediklerini yaşadım.
Yaşatacaksın dediklerini yaşattım. Kendine dikkat et, güçlü ol
dedi, başardım. Ben koskocaman adamın kızıydım. Sabahın ilk
ışıklarıyla babamın veda ezanı okundu. Dinledim ama ben veda
etmedim. O hep benimle, yanımda, içimde... Seni çok özledim
kocaman adam...
19 şubat 1990 büyük acı, büyük kayıp.
19 şubat 2010 acım, özlemim, sevgim hiç azalmadı.
A. Sara Aman'a
teşekkürlerimizle
Denizce

13.03.2010
|
|