| |

Antik
tapınaklar, Roma villaları, Venedik apartmanları ve İngiliz
tarzı kiliselerle sarayların yanı sıra Yunan mutfağının eşsiz
tatlarını, serin deniz sularını ve kızgın kumsalları vaat ediyor
Korfu Adası...
Yunanistan'daki
dostlarım Litsa, Tasia ve Angelos cep telefonuma gönderdikleri
mesajda, Ortodoksların Paskalya Yortusu kutlamaları için Korfu
Adası'na gideceklerini söylüyor, bu kutlamaya beni de davet
ediyorlardı. Korfu ile ilgili bildiğim tek şey Litsa'nın evinde
gördüğüm, Yunanistan'ı ve ülkenin tüm adalarını anlatan kitaptan
aklımda kalan birkaç fotoğraftı.
18. yüzyıl ile
20. yüzyıl arasında İngilizler, Venedikliler, Fransızlar,
Ruslar, İtalyanlar, Almanlar, İspanyollar ve hatta Türkler
arasında gidip gelen coğraf ya harikası Korfu'nun ziyaretçileri,
anılarını bırakmakta oldukça cömert davranmış. Özellikle Korfu
Town yani Eski Korfu olarak bilinen adanın merkezindeki tarihi
mimarinin içinde kendinizi bazen İtalya, İspanya hatta kimi
zaman Bodrum'da hissedeceksiniz.

Otomobilimle
başlattığım Korfu seyahati, İpsala Gümrük Kapısı'ndan sonra
Yunanistan karayollarında sürdü. Otoyolda sırasıyla
Alexandropoli, Komotini (Gümülcine), Xantia (İskece) ve
Kavala'yı ardımda bıraktıktan sonra Theseloniki'ye yani bizdeki
adıyla Selanik'e geldim. Selanik daha önce birkaç kez geldiğim
Ütsa, Angelos, Tasia, Eleni ve daha birçok arkadaşımın yaşadığı
şehir. O geceyi Selanik'te geçirip sabah erken saatte, Korfu'ya
doğru yola koyulacaktık. Selanik'ten Korfu'ya karayoluyla
gitmek, Yunanistan'ın kuzeyinde doğudan batıya doğru bir çizgi
üzerinde hareket etmek demek. Yolun sadece bir kısmı otoban;
çoğu bol virajlı dağ yollarında süren yaklaşık beş saatlik bir
yolculuk bu. Türkiye'den Korfu'ya uzanan bir karayolu
yolculuğunun ne tatlar içerdiğini anlatmak olmaz. Kıvrıla
kıvrıla tırmandığınız dağ yolları gayet düzgün ve tehlikesiz.
Yolda Yunan kültürünü yansıtan yapıları, yüzleri izlerken Yunan
mutlağının küçük ama lezzetli temsilcilerini de ziyaret
edebilirsiniz. Anadolu'daki küçük bir lokantaya ya da pideciye
uğrayıp bir şeyler atıştırdığınızda damağınızda kalan izler,
Korfu yolunda da sizi yalnız bırakmayacaktır.

Korfu, İtalya
ile Yunanistan arasında, Arnavutluk ve Yunanistan kıyılarına
yakın bir noktada yer alıyor. İonnian ile Adriyatik Denizi
arasında kalan ada, 200 kilometrelik kıyılarıyla ve yemyeşil
bitki örtüsüyle ünlü... Otomobille Korfu'ya gidiyorsam:,
Ioneses'den hemen her saat başı kalkan feribotla, ortalama bir
saat on beş dakika süren bir yolculuk yapacaksınız demektir.
Korfu'da limanın bulunduğu küçük körfeze yaklaştıkça adanın
havasını koklamaya başlıyorsunuz. Yeşil bitki örtüsü Korfu'nun
sunduğu ilk görüntüler... Limanı çevreleyen ve tipik Akdeniz
mimarisini andıran eski binalar da kadrajınızdaki yerini alıyor.

Kalacağımız otel
merkeze birkaç kilometre mesafede, genellikle yabancı
turistlerin tercih ettiği Dasia bölgesinde... Ancak güneşli öğle
sonrasında otele gitmeden kendimizi şehir merkezine, Korfu
Town'ın daracık sokaklarına bırakıyoruz. Yortu nedeniyle sık sık
karşımıza çıkan bando takımlarının müziği eşliğinde, insanları,
satıcıları tekrar tekrar inceliyorum. Korfu'nun bu en eski
yerleşim yerinin mimarisi yıllar önce yaptığım küçük Toscana
turundan, Floransa, Monte Catini ve Lucca şehirlerinden aklımda
kalan yapıları hatırlatıyor. Her birinin usta tasarımcıların
elinden çıktığı kolayca anlaşılan taş binaların panjurlu küçük
pencerelerinden sarkmış ada sakinleri, bando takımını ilgiyle
izliyor.
Korfu Town için
kullanılan "Spianada" adı "Spain"den, yani "İspanya"dan geliyor.
Bu ad, bir dönem yönetimi ele geçiren ve adanın inşasını
gerçekleştiren İspanyollar'dan miras kalmış. Merkezi içine alan
bu alanda gösteriler üç gün boyunca sürüyor. Kalabalığın içinde
yaptığımız yürüyüşün sonunda, bizden bir gün önce adaya gelen
Eleni'lerle buluşmak için bir meydan kahvesinde soluğu alıyoruz.
Acıktığımızda bir Yunan lokantası bulmak vakit alıyor, çünkü
bütün lokantalar tıklım tıklım. Nihayet dört kişilik bir masa
buluyoruz ve mezeler! Bu duruma gerçekten dayanamam. Yunan
mutlağının dayanılmaz ağırlığı ilk günden üzerime çöküyor.

Öğle üzeri
masalara kurulan halk yemekle beraber Yunan Reçina şarabını ya
da uzosunu yudumlamaya başlıyor. Saatin pek önemi yok burada,
zaten Yunanistan'ın her köşesinde kahveler ve meyhaneler öğleden
sonra yavaş yavaş dolmaya başlıyor. Biz de her öğleden sonrayı
Korfu'da bir kahve ya da lokantada geçiriyoruz. Yemeklerin
tatları ve isimleri bizim mutfağımızla hemen hemen aynı. Pilatı
(pilav), kalamari (kalamar), musakka, zaziki (cacık), pilaki...
Yemek yerken bando takımları birbiri ardına geçiyor, dikkatle
bakıyorum. Hepsi aynı gibi görünse de hayır, bütün takımların
kıyafetleri birbirinden farklı. Korfu halkının tamamı bando
takımı üyesi olsa bu kadar kalabalık olmaz diye düşünüyorum. Bu
arada sürekli çalan bandoyu, ilahiler okuyan bir koro izliyor.
Üçüncü gün daha da garip bir durumla karşı karşıya kalıyorum:
Halk, yortunun geleneksel faaliyetlerinden birini
gerçekleştiriyor; içi su dolu saksıları pencerelerden aşağı
fırlatıyor. Saksı eylemleri sona erdikten sonra her yer saksı
parçalarıyla doluyor, ilginç...

Korfu pek tabii
ki sadece şehrin merkezi Spianada'dan oluşmuyor. Yemyeşil bitki
örtüsü ve harika kumsallar, tarihi yerler, birkaç güne
sığdıramayacağınız kadar çok şey sunuyor. Unutmadan söyleyelim,
Eski Korfu turlarını faytonla yapabilirsiniz.
Korfu dönüşü
şehirleri, kasabaları birer birer ardımda bırakırken unutulmaz
anları teker teker kafamdan geçiriyorum. İrlanda barında sürekli
konuşan, biraz sevimli biraz zampara Yunan barmen Nikos, yortu
gecesi düzenlenen törenlere katılmadığımdan akşamları beraber
eğlendiğimiz Hollandalı arkadaşlar, masmavi deniz, nefis Yunan
mutfağının damağımda iz bırakan tatları, kısacası her şeyiyle
Korfu'yu yaşatıyorum belleğimde, taze taze... Birbirine yakın bu
iki kültürü tanıyan herkes gibi, Türk-Yunan ilişkilerindeki
anlamsız bozukluğu anlayamayanlar kervanına ben de katılıyorum.
Aynı kültürü böylesine derinden paylaşan insanların birbirinden
bu kadar uzak durması, birbiri hakkında önyargılı olması ne
tuhaf!
Gel de çık şimdi
işin içinden...

Kaynakça:
Ulusoy Travel S: 73
Levent Özçelik'e teşekkürlerimizle
Denizce

|
|