
İster ilkokulda ister üniversitede okuyor olalım, düşük bir not
aldığımızda çoğumuzun morali bozuluyor. Oysa aldığımız o kötü
not, yıllar süren eğitim yaşamımızın yalnızca küçük bir parçası.
İşte, buna karşın üzerimizde bu denli büyük etkiler
yaratabilmesi, not sisteminin bir şekilde klasik koşullanma
ilkeleri doğrultusunda bizler için yaşamsal öneme sahip
nesnelerle ilişkilendirilmesinden kaynaklanıyor. Hepimizin
öğrenim görmesinin altında yatan temel nedenin, para kazanarak
yaşamımızın devamını sağlayacak temel gereksinimleri karşılamak
olduğunu söyleyebiliriz. Bu amaç doğrultusunda para, yemek, su
ve hatta uygun bir eş anlamına geliyor. Diploma parayla,
girdiğimiz sınavlarda aldığımız notlarsa diplomayla
ilişkilendirilerek, normal koşullar altında etkisiz uyarıcılar
olan para, diploma ve notlar yemek, su ve eş gibi koşulsuz
uyarıcılarla ilişkilendiriliyor ve koşullu uyarıcılara
dönüşüyor. Sonuç olarak, sınavlarda aldığımız kötü bir not,
bizlerde mutlak hedefimiz olan ve birincil güdülerimizi
karşılayacak nesnelere ulaşmamızda bir engel olduğundan, büyük
oranda kaygı ve üzüntü yaratabiliyor.
Not sistemini ayakta tutan işleyişse aşamalı ödül – ceza
mekanizması. Herhangi bir sınava çalışmadığımızda aldığımız kötü
bir not ceza görevi görerek bir sonraki sınavda bizleri
çalışmaya itiyor. Ya da benzer şekilde çalışıp başardığımızda,
aldığımız iyi not davranışımızı pekiştirerek diğer sınavlar için
de çalışmamızı tetikliyor.
Tüketici Davranışları – Reklamcılık
Televizyon ekranları ya da sokaklardaki reklam panolarında
görmeye alıştığımız bir manzaradır: Reklamı yapılan ürün ve
hemen sağında güzel bir kadın ya da yakışıklı bir erkek resmi.
Tüm firmaların ürünlerini hemen hemen aynı şekilde tanıtıyor
olmaları, bir rastlantı değil. Çünkü tüketici davranışları,
pazarlama sırasında kullanılan birtakım ipuçlarıyla
yönlendirilebiliyor. Halihazırda bahsettiğimiz ipucuysa bize çok
tanıdık: klasik koşullanma. Bu tip reklamlarda kullanılan güzel
kadın ya da yakışıklı erkek resmi, koşulsuz uyarıcı niteliğinde.
Cinsel bir heyecan uyandırdıklarından, birincil güdülerimizle
dikkatimizi yoğunlaştırıp bir tür ödül olarak nitelendirdiğimiz
unsurlardan. Tanıtımı yapılan ürünün hemen sağına yerleştirilen
bu unsur, ürünle ilişkilendirilerek markete gittiğimizde o ürüne
dikkatimizi vermemizi ve satın alma davranışımızı da tetikliyor.
Bu durumda ürün, bir tür koşullu uyarıcıya dönüşmüş oluyor.
Dolayısıyla yapılan reklam, satışlara birebir yansımış oluyor.
Batıl İnançlar
Halk arasında kara kedinin, ayna kırılmasının, iki direk
arasından geçmenin uğursuzluğuna inanılırken, at nalının ya da
denizatı kurusunun şans getirdiği düşünülür. Hemen hemen
toplumun bütününe yayılmış bu batıl inançların yanı sıra kişiler
bireysel olarak da kimi nesnelere “uğur” ya da “uğursuzluk”
atfedebilirler. Örneğin, herhangi bir sınava girdiklerinde
yüksek bir not aldılarsa, o sınavda kullandıkları kalemin
kendilerine şans getirdiğine inanabilirler. Ya da kaza
yaptıkları bir gün üstlerinde olan giysilerin uğursuz olduğuna
inanabilirler. Batıl inançların nasıl oluştuğuna göz attığımızda
karşımıza yine koşullanmalar çıkıyor. Birbiriyle ilişkisi
olmayan iki olay arasında kurulan rasgele ilişkiler, kimi
davranışların pekişmesine neden olabiliyor. Örneklerimizde
sınavdan başarılı olma bir ödül, kazaysa ceza yerine geçmiş
durumda. Bu ödül ve ceza durumu kendilerinden bağımsız kalem ve
giysi değişkenleriyle ilişkilendirilerek batıl inançların
doğmasına temel oluşturuyor. Öyleyse batıl inançlarımız da
koşullanmalar yoluyla gelişiyor.
Biyolojik Geribildirim
Biyolojik geribildirim tıp alanında kimi hastalıkların
tedavisinde yardımcı bir yöntem olarak kullanılıyor. Kalp atış
ritmi sürekli olarak bozulan bir hasta düşünelim. Hasta, kalp
atış ritimlerini gözlemleyebileceği bir ekranın önüne
oturtuluyor. Ritimler normale göre hızlanmaya başladığında
birtakım nefes alıp verme yöntemleriyle bu ritmi düzene koyması
öğretiliyor. Hangi davranışları sergilediğinde kalp atış
ritminin nasıl etkilendiğini gözlemleyebilen hasta, bir süre
sonra rahatsızlık tekrar başgösterdiğinde beden hareketlerini
ona göre ayarlamaya başlıyor. Böylece kalp ritim hızı gibi
bilinçli olarak kontrol edemeyeceği reflekssel bir eylemi,
geribildirimler yoluyla kontrol edebilmeye başlıyor. Biyolojik
geribildirim yönteminin temelinde, koşulsuz bir yanıtı (kalp
atış ritmi) edimsel yollarla (ekrandan verilen geribildirimler)
kontrol etmeye çalışma yatıyor. Her ne kadar klasik koşullanma
ve edimsel koşullanmada adı geçen sinir sistemleri birbirinden
farklılık gösterse de, biyolojik geribildirim yöntemiyle
koşulsuz bir yanıt, ödül – ceza mekanizmalarıyla belli bir
düzeye kadar kontrol altına alınabiliyor.
Sirk Hayvanlarının Eğitimi
Sirklerde topun üzerinde kayarak ilerleyen köpekler,
birbirlerinin arkalarına başlarını dayayarak şaha kalkan filler,
ateş çemberlerinin içinden geçen aslanlar, hayvanseverlerin
tepkisini çekmeye devam ediyor. Çünkü sirk hayvanlarının bu
davranışları sergilemeleri koşullanma dizilerinden oluşan uzun
ve çoğu zaman acı verici eğitim süreçlerini kapsıyor. Ateş
çemberlerinin içinden geçen aslanları ele alalım. Öncelikle
hayvan o çemberin içinden geçmek için güdülendiriliyor. Bu
güdülenme çoğu zaman vücut ağırlığı belli bir yüzdenin altına
düşecek kadar aç bırakılarak sağlanıyor. Daha sonraysa ateş
çemberinden geçtiği her sefer için etle ödüllendiriliyor. Bir
süre sonra, hayvan ödülü alabilmek için çemberden geçmeyi
öğreniyor.
Gösteri sırasında aslan et görmediği halde davranışı sergilemeye
devam ediyor diyebilirsiniz. İşte, eğitimcinin elindeki kırbaç
tam da bu noktada devreye giriyor. Eğitim sırasında etin
verildiği her seferinde eğitimci kırbacıyla yere vuruyor. Baştan
etkisiz uyarıcı olan kırbaç, tekrarlar sonucu etle
ilişkilendirilerek koşullu uyarıcı haline geliyor ve koşullu
yanıt olan çemberden geçme davranışını tetiklemeye başlıyor.
Dolayısıyla gösteri sırasında kırbacın sesini duyan aslan
otomatik olarak çemberden atlıyor. Bu nedenle de sirk
gösterilerinde kullanılan hayvanlar şaşırtıcı gösterilerini
yalnızca kırbaç, alkış, ıslık gibi herhangi bir uyarıcı
eşliğinde sunabiliyorlar.
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi Eki - Temmuz 2007
İnci Ayhan'a
teşekkürlerimizle
Denizce
