|
Türkiye'de 1927 yılında insan nüfusunun
yüzde 75,8'i köy ve beldelerde yaşarken 2009 yılına gelindiğinde
bu oran, yüzde 24,5'e gerilemiş. İl ve ilçe merkezinde ikamet
edenlerin oranı da 82 yılda yüzde 24,2'den yüzde 75,5'e çıkmış.
Bu konuyu açmak gerekirse, 1927 yılında aynı
coğrafyada yaşıyormuşuz ve nüfusumuz 13.648.000 kişi imiş.
Bunların 10.345.184’ ü (% 75,8) köy ve beldelerde; 3.302.816’ sı
şehirlerde yaşıyormuş.
2009 yılına gelindiğinde ise nüfus 72.561.312 kişi olmuş.
Bunların 17.777.521’ i (%24,5) köy ve beldelerde; 54.783.791’i
şehirlerde yaşıyor.
82 yılda köy ve belde nüfusu 1,7 kat artarken şehir nüfusu 16,6
kat artmış !
Şehir Nüfusu Neden Artar?
İnsanların şehre göç etme sebeplerini
yazarken önce kendi aklımdakileri, tahminlerimi bir ortaya
dökmek istiyorum. Şöyle bir düşünürsek köyden kente göç
sebepleri şunlar olabilir:
1.
Köyde güvenlik eksikliği
2.
İşsizlik
3.
Eğitim güvencesi
4.
Sağlık güvencesi
5.
Akrabalara yakın olma isteği (herkes göç edince akrabalar
şehirde daha sık görüşebiliyorlar, kimse köyde son kalan olmak
istemiyor)
6.
Şehir hayatının sürekli reklâmının yapılıyor olması
7.
Köylünün hakir görülmesi
8.
Şehir hayatında daha çok olay ve etkinlik olması
9.
Şehirde lüküs hayat rüyası
Tüm bu sebepler tam da günümüzde gerçek
görünümlü bir aldanmacadır. Mustafa Kemal' in belirttiği gibi
aslında köylü milletin efendisidir. Bu kelamı şehirliler arada
bir okuyup gördüklerinde içlerinden güler de geçerler. Ancak bu
lafın doğruluğu son yıllarda iyice ortaya çıkmaya başlamıştır ve
çok yakında kendini ayan beyan ispat edecektir.
Gelin bunları yazdıktan hemen sonra çeşitli
internet sitelerinden bulduğum köyden kente göçün sebepleri
konusunda okul kitabı bilgilerine bakalım ve bunları
irdeleyelim. (Elbette beklendiği gibi duygusuz ve sadece
ekonomiye dayandırılmış istatistikler göreceğiz.)
(Okul Kitapları ve İstatistiklere
Göre) Köyden Kente Göçün Nedenleri (ve bunların sorgulaması)
Köyden kente göç nedeni 1:
Kırsal alanlardaki hızlı nüfus artışı
Yorum: Eskiden de kırsalda yaşayan kişilerin
doğurganlık oranı aynı idi ancak nüfus artmıyordu. Bu maddenin
doğru yazılışı şöyle olmalı idi:
- Bebek ölüm oranlarının azalması, halk
sağlığı konusundaki gelişmelere rağmen nüfus planlaması ve
bilgilendirmeleri yapılmaması sonucu kırsal alanda hızlı nüfus
artışı
Bu aslında dünyadaki güçler tarafından
bilerek yapılan bir uygulama. Ölüm oranları azalsın ancak nüfus
planlaması yapılmasın. Bu kişilere pek eğitim imkânı da
sunulmasın. Böylece şehre akmak zorunda kalan koca bir nüfus
olsun ki fabrikalarda, kömür ocaklarında köle olarak
kullanılabilsin. Böylece bu fabrikalarda, madenlerde eskiden 100
kişiye iş sağlayan üretim faaliyetleri tek bir makine ve tek bir
işçi ile yapılabilir. Ve böylece işsiz kalan 99 kişinin alacağı
para sadece 1 kişiye giderek onu zengin eder.
Durum böyle karmaşık bir içinden
çıkılmazlıklar sarmalı iken politikacıların her çiftin en az 3
çocuk yapması yönünde verdiği telkinler; beni dünyanın geleceği
hakkında umutsuzlaştırıyor.
Evet, köyden kente göçün okul kitaplarında
sunulan sebeplerini irdelemeye devam edelim,
Köyden kente göç nedeni 2:
Miras yoluyla tarım alanlarının daralması ve ailelerin geçimini
karşılamaması
Yorum: Eskiden de miras yolu ile tarım
alanları bölünüyordu. Ancak bu durum insanları şehre göçe
zorlamıyordu. (Ayrıca insandan başka hangi canlı acaba
kalabalıklaştıkça nüfus yoğunluğu daha düşük olan bir yeri
bırakıp da daha yoğun bir yere gitmeyi tercih eder? Bunu
yapanın, yaratıkların en zekisi kabul edilen insan olması çok
ilginç. Bu durum gösteriyor ki insan, günümüzde özgürlüğü en
kısıtlanmış canlıdır. Düşünün ki sivrisinekler bile böyle bir
zorunlu göçe maruz kalmıyorlar...)
Aslında bunun açılımı çok daha geniş… İlk
maddede bahsettiğimiz gibi kırsal nüfus arttı. Gelgelelim nüfus
planlaması hakkında insanlara bilgi götürülmedi. Hem bu arada
tarım endüstriyelleşti. Çok gerekiyormuş gibi 1 kişi, eskiden
100 kişinin ürettiği tarım ürününü makineler ve bazı kimyasallar
yardımı ile üretmeye başladı.
Gelin şu çarpıklığa bakın: hem nüfus artıyor
ve her kişinin sahip olduğu tarımsal üretim alanı azalıyor; hem
de kişi başına üretilebilen tarım ürünü artıyor! Bu durumda çok
büyük bir kesim için kırsalda iş imkânı son buluyor ve bu
kişiler şehirde benzer bir çarkı döndürmeye gidiyorlar. Önceleri
fabrikalar, kömür ocaklarında çok sayıda işçi gerektiren işler
yapacaklar ve yıllar geçtikçe onların yerini makine ve
bilgisayarlar alacak. Böylece reklâmlardaki gibi tıkır tıkır
işleyen ekonominin çarkları arasında bir çok insanın ezilmesi
ile birileri zenginleşirken birileri fakirleşecek...
Köyden kente göç nedeni 3:
Tarım alanlarının yetersiz gelmesi ve erozyonun artmasıyla
toprağın verimsiz hale gelmesi
Yorum:
Tarım alanlarının yetersiz hale
gelmesi ve erozyon sonucu verimsizliğin sebebi aslında 100 kişi
ile yapılması gereken işlerin yapay gübre, tarım zehri ve
makineler ile 1 kişi tarafından yapılmaya çalışılması çabasıdır.
Bu çaba yeni kuşakta genetiği ile oynanmış tohumlar ile 1000
kişi yerine 1 kişinin çalışması, daha çok gübre ve daha çok
zehir şeklinde gelişiyor (!?).
Görüldüğü gibi çark gitgide daha içinden
çıkılmaz bir hal alıyor...
Köyden kente göç nedeni 4:
Tarımda makineleşmenin artması ve buna bağlı olarak tarımsal
işgücünün azalması
Yorum:
İşte asıl bundan bahsediyoruz.
Makineler aslında insanlar daha az çalışabilsin, böylece işten
arta kalan zamanda mutlu olabilsin diye icat edilip üretildiler.
Ancak ne hikmetse şu anda makineler, insanları işsizlik ve
sonucunda mutsuzluğa sürüklüyor. Buna rağmen insanlar sürekli
daha verimli, en verimli makineyi yapmak çabasındalar.
Garip ki çok garip...
Köyden kente göç nedeni 5:
Kırsal kesimde iş imkanlarının sınırlı olması
Yorum:
Bu da tarımda suni gübre, tarım zehri
ve makine kullanımı ile 100 kişinin işini 1 kişinin yapması
sonucu ortaya çıkan bir olgudur. Şu an Türkiye' de tüm tarımsal
üretim gerçek anlamda ekolojik (organik) olarak yapılsa, tüm
işsizler fazlası ile iş bulurlar. Zaten biraz da bu gerçeği göz
ardı etmek için istihdam verilerindeki önemli göstergelerden
biri "tarım dışı istihdam" dır.
Köyden kente göç nedeni 6:
Ekonomik istikrarsızlık ve sosyal problemler
Yorum:
10.000 yıldır günün büyük bölümü belli
işler yapmaya alışmış insanoğlu kahvede, kapı önlerinde işsiz
güçsüz oturmak zorunda kalırsa; elbette ekonomik istikrarsızlık
ve sosyal problemler ortaya çıkar. En azından çalışmanın yerini
tutacak sosyal faaliyetler geliştirilmesi gerekir.
Günümüzde bu sorun televizyon ile çözüldü
aslında. Dünyanın en fazla TV izlenme oranı sanırım Türkiye’ de.
Yazık bize ki gerçek hayat yaşanılabilir olmadığı için, beyaz
camda başkalarının sahte hayatlarını yaşamaya çalışıyoruz...
Köyden kente göç nedeni 7:
Eğitim ve sağlık hizmetlerinin yetersizliği
Yorum:
Hem bazı güçler insanların şehre
yerleşmesini istiyor olmaları; hem halk tıbbının bilimciler
tarafından hakir görülüp yok edilmesi ve hem de sağlık
sektörünün yoğun nüfusta hastaya daha kolay ulaşabilmesi amaçlı
sağlık hizmetleri belde ve köylere götürülmedi.
Eğitim ona keza. Zaten mevcut eğitim
sistemimiz ve tüm otoriteler okuldaki eğitimden başka hiçbir
aktiviteyi “eğitim” olarak kabul etmediği için insanlar mecburen
kalabalık şehirlere gitmek zorunda hissettiler kendilerini. Ne
de olsa okula gitmemiş, özel ders bile almamış olan Kemalettin
Tuğcu; ortaokul terk olan Yaşar Kemal bize göre eğitimsiz
kişilerdir değil mi?
Köyden kente göç nedeni 8:
İklim ve yer şekillerinin olumsuz etkileri
Yorum:
Burada asıl bahsedilmek istenen deprem
sanırım (Çünkü maalesef iklim değişimi dendiği zaman
vatandaşımız aslında yanı başımızdaki felaketin farkında değil).
Ekonomik sebepler ile ve kültürel birikim
hiçe sayılarak derme çatma yapılan binalar sonucu depremlerin
fazla öldürücü olması da göçün sebeplerinden biri olarak
sayılıyor. Son Elazığ depremi haberlerinde, derme çatma
yapıldığı iddia edilen evler yüzünden ölümler olduğu iddia
ediliyor. Yani yeni teknoloji ile yapılsa kimse ölmezmiş...
Arkadaşlar, o köyde kimsenin yeni
teknolojiye ulaşacak durumu yok! Biz asıl, orada yaşayan
insanlara geleneksel sağlam yapı kurma bilgi ve becerisini nasıl
kaybettirebilmişiz, bunu sorgulamalıyız. (Ayrıca kimsenin
depremlerin oluş saatlerini sorguladığı yok. Şili’ deki deprem
gün ortasında olmuş. Elazığ’daki deprem sabaha karşı 4’te.
Gölcük depremi de sabaha karşı olmuştu. Herkesin uyuduğu saatte
olan depremlerin daha ölümcül olması doğal değil mi?)
Emin olunuz yoğun şehirleşme ve kocaman
binalar her koşulda kırsaldaki basit konutlardan daha
tehlikelidir. Şimdi TOKİ oralara gidecek ve insanlara ruhsuz,
tek tip evler yapacak. İnsanlar sağlam evlerinde, kırılgan
hayatlar yaşayacaklar.
Bir de daha önceki bir yazımdan bir alıntı:
“Dünyanın en büyük fay hattı olan Afrika’ daki Büyük Rift
Vadisi'nde insanlar taş devrini yaşıyor iken çok büyük depremler
olmuş ancak, hemen o civarda yaşayanlar hariç, insanlar pek
zarar görmemiştir. Oysa aynı depremler bugün olsa bir atom
bombasından çok daha fazla zarara ve ölüme sebep olur.”
Görüldüğü gibi deprem, insanlar kendileri ev
inşa etmeye başladıktan itibaren ciddi anlamda ölümcül olmaya
başlamıştır. Evler büyüyüp sıklaştıkça da öldürücülüğü
artacaktır. İlkel insan için rüzgar kadar doğal bir vaka olan ve
korkulmayan deprem; ne ilginç ki günümüz modern insanının belki
en korktuğu doğa olayıdır.
Köyden kente göç nedeni 9:
Kentlerde sanayinin gelişmiş olmasından dolayı iş imkânlarının
fazlalığı
Yorum:
Evet görünürde şehirde iş imkanı
fazladır. Ancak zamanla işverenler (kendileri iyi niyetli olsa
da ayakta kalabilmek için) daha çok makine-bilgisayar alırlar;
bazı işleri teknolojik altyapısı kuvvetli uzman firmalara
devrederler ve her sene işçi çıkarırlar. Bakkal açsanız iki
sokak öteye bir süpermarket kurulur ve batarsınız. (Bence bu
aralar şehirdeki en iyi iş çöpten kağıt toplayıcılığı.. Geleceği
var, iş saatleri esnek, kıyafet yönetmeliği yok, geliri fena
değil, kolayca başlanabiliyor, rekabet düşük, uzmanlık ihtiyacı
minimum, hem de dünyaya çok faydalı)
Teknolojik gelişmeler ve bölgesel nüfus
yoğunluğu arttıkça daha çok kişinin ihtiyaçları daha az kişinin
çalışması ile sağlanır. Ayrıca ne hikmetse bu daha az sayıdaki
çalışanın çalışma saatleri de sürekli uzatılır.
Daha da ilginci ortaya 2 grup insan çıkar;
gün boyu neredeyse hiç iş yapmayanlar ve gün boyu nerdeyse
durmadan çalışanlar. Kimse “çalışanların çalışma saatlerini
azaltalım ve çalışmayanlara pay edelim. Böylece herkes mutlu
olsun.” demez. (Ne mutlu ki son zamanlarda birkaç akıllı kişi bu
amaçla kampanyalar başlatıyor bakınız:
http://yesilgazete.org/2010/02/15/haftalik-calisma-saati-21e-indirilsin-cagrisi)
İşte kitaplarda öğretilene göre köyden kente
göçün sebepleri ve tarafımdan yorumlanan gerçek içerikleri.
Peki, ne yapmalı?
Ben diyorum ki artık şehirlerin devri geçti.
Ben bu yılın başında bir beldeye yerleştim ve şehirdekinden çok
daha iyi imkânlara kavuştum. Teknoloji bağımlısı bile olsanız
birçok beldede ulaşamayacağınız bir imkan neredeyse pek
kalmamış gibi. Hele bir de ufak bir hususi ulaşım aracınız ve
belde içinde kargo-posta hizmeti var ise; köylerde bile
şehirdeki imkanlar yanı sıra kırsalın nimetlerinden
faydalanabilirsiniz.
Günümüzde Belde ve Köylerde Yaşamanın
Şehirlere Göre Avantajları
Kendi deneyim ve gözlemlerime göre iyice
alışmadan farklılıkları yazayım:
·
Kendiniz üretemiyorsanız bile pazardan en iyi tarhanayı,
salçayı, yoğurdu yapan kişilerden muhabbet ederek şehirdekinin
üçte biri fiyatına harikulade gıdalar alacaksınız.
·
Belediye başkanı, muhtarı, kaymakamı yolda görüp derdinizi
anlatabileceksiniz.
·
Çocuğunuz okula yürüyerek, birçok arkadaşı ile şehre göre çok
daha fazla güven içinde gidecek.
·
Çocuğunuz sadece ilkokul mezunu bile olsa; eğer televizyonu
kaldırıp eve sadece radyo alır, evde 1000 kadar kitap içeren
çeşitli ilgi alanlarında çeşitli romanlardan oluşan bir kitaplık
oluşturur ve çocuğunuzun ayda bir kitapçık okumasını
sağlayabilirseniz; çocuğunuz doğayı gözlemleme ve bolca oyun
oynama imkanlarını da kullanarak büyüdüğünde şehirde asla
olamayacağı kadar eğitimli bir insan olacak.
·
Günümüz pozitif bilimlerinin tümünün temeli doğadır. Pozitif
bilimleri anlamanın ve bu alanda gelişmenin temel yolu doğayı
gözlemlemektir. Kırsalda bu imkânınız şehre göre çok fazla
olacak.
·
Belde ve köylerde hava temiz, gıdalar daha sağlıklı olduğu
için daha az hasta olacaksınız. Ayrıca artık kırsalda iyi sağlık
hizmetine hızlı ulaşmak belki de şehirden çok daha kolay. (Biz
buna geçen hafta bizzat şahit olduk. Şehirde 3 gün doktor
peşinde koşup ulaşamayacağımız bir sağlık hizmetini bulunduğumuz
beldede yarım saat içinde alabildik. Hem de doktor günde
yaklaşık 15 kadar hastaya baktığı ve iş yoğunluğundan stres
altında olmadığı için bizimle uzun uzun ilgilendi; 2 günde
sağlığımıza kavuştuk.)
·
Daha düşük bedelli daha güzel bir eve sahip olur veya
kiralarsınız. Daha büyük bir evde olmanıza rağmen giderleriniz
şehirdekinin yarısından azdır.
·
İnternet teknolojisi ile birçok işinizi şehre gitmek zorunda
kalmadan yapabilirsiniz. (Artık birçok işte, hizmet alanlar için
sizin fiziki olarak nerede olduğunuzun önemi yoktur. Ve artık
bir çok köyde internet teknolojisi mevcut.)
·
Küçük bir bahçeniz de olursa geliriniz düşük, işiniz yoksa
bile ekip biçtiğiniz ile hayata tutunabilirsiniz. Ayrıca
komşuluk ilişkileri daha sıkıdır. Komşularınız siz açken
şehirdeki kadar kolayca uyuyamaz.
·
Şehirlerde şehir ışıkları yıldızların parlaklığını emer.
Belde ve köylerde yıldızlar çok parlaktır.
Sonsöz
Son bilgilerimize göre Türkiye’ de 81 il,
923 ilçe ve 35.000'den fazla köy bulunmaktadır. Şehir nüfusları
düşse ve ilçe, köy nüfusları 3 kat kadar artsa herkes daha mutlu
olacaktır. Ancak güç odakları ekonomik zarara uğrayacağı için bu
fikrin kötü ve zararlı olduğu konusunda sürekli beynimizi
yıkamaktadır.
Peki kitleler aslında tek tek bireylerden
oluşmaz mı? Ve dünyayı iyi ya da kötü yapan, bu bireylerin
verdikleri kararlar değil midir?
Ben derim ki eğer şehirde yaşama
talihsizliği içerisindeyseniz, çok da fazla düşünmeden pılınızı
pırtınızı toplayıp size en cazip gelen ilçe ve hatta köye gidin.
Benim bildiğim en büyük düşünürlerden biri
olan Tebrizli Şems’ in şu lafı, bana şehirden beldeye göçme gücü
verdi. Umarım size de yardımcı olur:
"Düzenim bozulur, hayatım alt üst olur" diye
endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden iyi
olmayacağını? (Tebrizli Şems)
Saygı ve sevgilerimle
Hakan Ozan
Erzincanlı
Kaynakça:
http://www.tarimsal.com
Hakan Ozan Erzincanlı'ya
teşekkürlerimizle
Denizce

07.01.2011
|