Türkiye Tarım
Teknolojileri Yönünden Dışa Bağımlıdır
Son yıllarda ülkemizde uygulanan serbest piyasa ekonomisinin
koşulları ile rekabet edememesi sonucu tarımda peş peşe
çiftçiler ve üreticiler açısından olumsuz dönemler
yaşanmaktaydı. İklimde meydan gelen salınımlar sonucu oluşan
kuraklık ve son olarak da dünyada yaşanan küresel ekonomik
krizin yol açtığı olumsuzluklar diğer sektörlerde olduğu gibi
tarım sektörünü de temelde sarstığı görülmektedir. Ülkemiz
maalesef tarım teknolojilerine öngörülen yatırımı yapmaması
sonucu bugün endüstrileşen tarım karşısında dünya piyasaları ile
rekabet edemez duruma gelmiştir. Enerji, gübre, ilaç, tohum ve
diğer tarım teknikleri yönünden dışa bağımlı konuma gelen
ülkemiz tarımı ciddi sorunlar yaşamaktadır. Tabii doğal olarak
nüfusunun %40’ına yakının halen tarımdan geçinen ve kırsalda
yaşayan kesimin bu süreçten fazlası ile etkilendiği
görülmektedir. Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Başkanı Gökhan
Günaydın, Türkiye'nin artık tarımda "kendine yeten 7 ülkeden
biri olma" statüsünü kaybettiğini ve tamamen dışa bağımlı hale
geldiğini belirtmektedir. Ayrıca Günaydın "Türkiye'yi ciddi
açlık tehlikesi bekliyor" uyarısında da bulunmaktadır.
Türkiye Tarımı
Destek Beklemektedir
Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği'nin (TTKMB)
Genel Müdürü Bedrettin Yıldırım, ''Çiftçiler ve dolayısıyla
tarım mutlaka desteklenmeli ki üretim yapabilsin” diyor. Üretim
yapabilmeleri için de gerekli krediyi ve tarım girdilerini
rahatlıkla alabilsin. Aksi halde tarım sektörü için çok zor
günler yaşanabilir" diyor. Geçen yıllarda artan gübre
fiyatlarının gübre kullanımını %30 kadar düşürdüğü ve bunun
doğrudan verim düşüşüne neden olduğu belirtiliyor. Halen
dünyanın en pahalı enerjisini tarımda kullanan bir ülke
konumunda bulunmamız nedeniyle önümüzdeki yıllarda gübre
fiyatlarının pahalı olması, teknolojide dövize bağlı tarım
teknolojilerinin satın alabilme zorlukları nedeniyle bitkisel ve
hayvansal üretimin daha da düşeceği beklenebilir. Bütün bu
faktörler küçük çiftçinin tarımdan kopması ve kent varoşlarına
sığınmasına neden olmaktadırlar. Tarımdan geçinemeyen küçük
çiftçinin kente göç etmesi ile başlayan yeni süreç kentlerde
istenmeyen sosyal sorunların oluşmasına neden olmaktadır.
Tarımda
Korumacılık Kaçınılmaz
Yaşanan Küresel krizin nasıl aşılacağı konuşulurken bir çok
ülkenin küresel etkilerden korunarak korumacı pozisyon aldıkları
görülmektedir. ABD başta olmak üzere sistemlerinin gereği olan
liberal ekonomiyi bir yana bırakarak devlet müdahalesine
yönelmişlerdir. Arjantin, Hindistan, Avustralya, Kanada buğday
satışlarını durdurarak geleceği güvence altına almaya
başlamışlardır.
Yaşanan kriz ile birlikte artan işsizlik, kentlerin
varoşlarına yığılan ve 20 milyon kişinin üzerinde olduğu
söylenen "mutlak yoksulluk sınırının" altında yaşayan
kitlelerin beslenme sorunu gerçekten ciddi kaygı yaratmaktadır.
Bunun en iyi ilacı kendi buluşumuz olan yerli malı tüketimini
teşvik etmektir. Batı ülkeleri korumacılığa geçtiyse ülkemizde
tarım ürünlerine koruma getirmesi anlamlı olacaktır. Gerekirse
Gümrük Birliği, IMF ve Dünya Bankası anlaşmalarını delebilir.
ABD, AB tarımda yüksek destek sağlayarak çiftçisini korumakta ve
ihracat yapabilmektedirler. AB’de tarım ve gıda ürünlerinde kota
uygulamasına geçmişlerdir. Türkiye de benzer uygulamalara
geçebilir. En azından doğrudan desteklemeyi üretime ve ürün
kalitesi vererek ülkemiz tarımını korumaya alabilir.
Tarım Gittikçe
Önemli Olmaktadır
Diğer taraftan artan kuraklık ve iklim değişimleri
beraberinde tarımı daha önemli duruma getirmektedir. Dünyada
tarım yapılabilir Afrika ve Asya alanları batılı ve Arap
sermayedarların ilgi alanına girmiş bulunmaktadır. Ekolojik
tarım ürünlerine olan talep, milli geliri yüksek ülkeleri daha
az kirlenmiş alanlarda tarım yapmaya yönelterek bu konuda yeni
bir alan oluşturmaktadır. Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım
Örgütü (FAO) Başkanı Jacques Diouf, tarım alanlarında “yeni bir
sömürgecilik” anlayışının ortaya çıkmasından endişe ettiğini
belirtiyor.
Yerli Malı
Kullanımı Küresel Krizin Ülkemiz İçin Yumuşak Aşılmasında Önemli
Çıkış Kapılarından Biri Olabilir
"Yerli Malları ve Tutum Haftası" başladı. Türkiye'de her yıl
12-18 Aralık tarihleri arasında kutlanmaktaydı. Ülkemiz yıllar
öncesinde ilk kalkınma hamlelerini toplumu bilinçlendirmeye ve
kendi değerleri üzerinde geliştirmeye yönlendirmişlerdir.
Şimdilerde pek kutlanmadığı için gençler ve çocuklar
tarafından pek bilinmiyor. Günümüzde artık ilk öğretim
okullarında "nostaljik" bir kutlama düzeyine indirgenmiştir.
Ancak uygulandığı dönemdeki önemi ve yarattığı etkinin önemli
olduğu biliniyor. İlginçtir, ülkemiz yerli malı kullanımından
vazgeçtikçe tarım ürünleri yönünden dışa bağımlılığı da
artmıştır. Bugün ülkemiz tarım ürünleri yönünden dışa bağımlı
hale gelmişse, bunun nedeni, verimsizlik değil, sanırım uzun
yıllardır uygulanan tarım politikalarıdır.
Ülkemiz yaşamın her alanında yerli ürünlere yönelerek iç
pazarı canlandırabilir, ithalatını azaltarak cari açığı
daraltabilir.
Türkiye Tarıma
Önem Vermelidir
Türkiye de benzer uygulamalara geçebilir. Türkiye sahip
olduğu iklim ve toprak özellikleri nedeniyle bir çok ürünü
planlı yapılanma ile üretebilir ve gerektiğinde ithal yoluna
gidebilir. Bugünden yarını ön görerek, ülkemizin krizin
nedenlerini ve sonuçlarını iyi analiz etmesi ve olası
gelişmeleri de hesaplayarak geleceğe hazırlıksız yakalanmaması
gerekir. Öngörümüz önümüzdeki dönemlerde tarımın yeniden
birincil sektör konumuna geleceği yönündendir. Ülkemizin tarıma
yeniden önem vermesi ve 80 milyonluk nüfusunu dışa bağımlıktan
kurtarması zorunludur. Bunun için toplumun bilinçlendirilmesi,
kendi iç enerjisini doğru değerlendirmesi açısından yerli malı
haftası iyi bir fırsattır.
Prof. Dr. İbrahim Ortaş
Çukurova Üniversitesi
iortas@cu.edu.tr