| |
Öğretmen sınıfa
giriyor. Hafif bir toparlanma; ardından biraz daha artan, sonra da
belli bir düzeyde kalan bir uğultu. Sınıf kırk kişi. Arka sıralarda
iki çocuk aralarında hafifçe çekişiyor; çünkü biri, diğerinin saçını
çekmiş. Ortalarda bir iki çocuk daha şimdiden kendi dünyalarına
çekilmiş durumda. Sınıfta durum böyleyken ders nasıl başlayacak?
Öğretmen hangi yöntemleri kullanarak ders işleyecek? Ders bir biçimde
başlasa bile uğultu devam ederken, öğrenciler öğrenebilecekler mi?
Öğretmen, uğultuyu durdurup derse başlamak ister elbette. Bunu yapmak
için belki gözdağı verecek, belki de bağırmayı tercih edecek. Daha iyi
bir olasılık da, öğretmenin olumsuz bir yaklaşıma başvurmadan,
iletişim becerilerini kullanarak, eğitime uygun bir ortam hazırlayacak
biçimde öğrencilerini yönlendirmesi. Peki, kalabalık bir sınıfta
oluşabilecek tek olumsuzluk gürültü sorunu mu? Gürültü, örneklerden
yalnızca biri; kalabalık sınıfın beraberinde getirdiği başka sorunlar
da olabilir. Ancak yine de, yeterli donanıma sahip bir öğretmen
bunlarla başedebilir.
Kalabalık sınıflarda
öğretmenlerin yüz yüze kaldığı sorunlar bir yana, anne-babaların ve
eğitimcilerin kalabalık sınıflardaki eğitimin sonuçlarını
sorguladıklarını her zaman duyarız. Eğitimin sonuçlarının temel
göstergesi, öğrencilerin başarı düzeyi. Anne-babaların ve
eğitimcilerin, kalabalık sınıflarda okuyan öğrencilerin başarı
düzeyleriyle ilgili kaygıları olabiliyor. Yaygın düşünce, kalabalık
bir sınıftaki öğrencilerin başarı düzeylerinin daha düşük olacağı
yönünde. Uzun bir süredir kendi eğitim sistemini sorgulayan ABD'de,
ilköğretimin ilk üç sınıfı açısından, sınıf mevcuduyla öğrenci
başarısının ilişkisini inceleyen birkaç araştırma ve pilot çalışma
yapılmış. İşin ilginç yanı, ABD'de sınıfların zaten ortalama 25
kişilik olması. Bizim ülkemizdeyse, bazen sınıflar 60 kişilik bile
olabiliyor. Amerikalıları kendi ülkelerindeki eğitimle ilgili olarak
düşündüren konulardan biri, ortaöğretim düzeyindeki öğrencilerin Asya
ve Avrupa ülkelerindekilere göre, daha başarısız kalmaları olmuş. Bazı
uluslararası çalışmalar, Japonya ve bazı diğer Asya ülkelerindeki
öğrencilerin matematik ve fen derslerinde dünyada en iyi olduklarını
ortaya koymuş. Sözü geçen bu çalışmalardan birine katılan 38 ülkenin
öğrencilerinin matematik testlerinden aldıkları puanlara göre
sıralamasında Singapur birinciyken, ABD ondokuzuncu, Türkiye ise
otuzbirinci. Sınıf mevcudu açısından şöyle bir düşünecek olursak, bazı
Asya ülkelerindeki öğrencilerin başarılı olmaları, sınıftaki öğrenci
sayısıyla doğrudan ilişkili olmasa gerek; çünkü bu ülkelerde ortalama
40 öğrenciye bir öğretmen düşüyor.
Küçük Sınıflarda
Neler Oluyor?
Küçük sınıfların,
akademik başarının artmasını sağlayacağı düşüncesi çok yaygın. Bu
düşüncenin pek çok açıklaması olabilir. Bunlardan biri, daha az sayıda
öğrenci olan bir sınıfta daha az gürültü ve daha az rahatsız edici
davranış oluşacağı yönünde. Bu durumda öğretmen derse yönelik
çalışmalara daha çok ağırlık verebilir. Aynı zamanda öğrencilerle daha
değişik, daha yaratıcı çalışmalar yapabilir. Ayrıca, küçük sınıflar
öğretmenin, öğrenciler arasındaki sorunları daha kolay halletmesini
sağlar. Bundan başka, küçük sınıflarda dersi işlerken, düşünmeye ve
üretmeye daha uygun olan tartışma yöntemi rahatlıkla uygulanabilir.
Tüm bunlardan anlaşılacağı gibi, küçük sınıflarda öğretimin daha
yararlı olması, biraz da öğretmenin küçük sınıflara uygun yöntemleri
kullanabilmesine bağlı. Sonuç olarak, bazı eğitimciler, ilköğretimin
ilk birkaç yılında küçük sınıflardaki öğrencilerin olumlu davranışlar
geliştirmeye daha yatkın olduklarını, özgüvenlerinin daha yüksek
olduğunu; ayrıca bu davranışları bir kez kazandıktan sonra, normal
sınıflara geçtiklerinde de bu olumlu tablonun süreceğini düşünüyorlar.
Elbette tüm bu düşünceler, henüz yalnızca birer tahminden öteye
geçemiyor.
Veriler Ne Söylüyor?
Öğrenci başarısını
uluslararası düzeyde yükseltmeyi hedefleyen ABD, eğitimi geliştirmeyi
sağlayabilecek pek çok fikir arasından, daha basit ve yapılabilir
görünenlerinden birini, yani sınıf mevcudunu azaltmayı gündemine
almış. İlköğretimin yalnızca ilk üç sınıfına yönelik olarak, bazı
eyaletlerde başlatılan bu deneysel uygulamanın görünürdeki bedeli,
maliyetinin yüksekliği. Daha çok öğretmen, daha çok sınıf, daha çok
karatahta... Ancak, yine de diğer seçeneklere göre daha düşük
maliyetli olması nedeniyle, sınıf mevcudunun azaltılması yönünde
ilerlemek üzere yola çıkılmış. Araştırmacılar, 1969-1997 yılları
arasında öğretmen başına düşen öğrenci sayısının giderek azaldığını,
ancak bunun başarıyı artırdığına ilişkin herhangi bir veri olmadığını
saptamışlar. Buna benzer biçimde yapılan yüzlerce araştırmada sınıf
mevcudu irdelenmiş. Ancak, bazı araştırmacılara göre, bu çalışmaların
çoğunun zayıf noktaları var. Bu araştırmaların en kayda değer
olanlarından biri, 1985'te Tennessee'de başlatılan STAR Projesi. Bu
araştırmada, anasınıfından üçüncü sınıfa kadar olan düzeylerdeki
öğrenciler üç farklı grupta toplanmış. Birinci grupta 13-17 öğrencilik
küçük sınıflar, ikinci grupta 22-26 öğrencilik normal sınıflar,
üçüncüdeyse yine 22-26 öğrencilik sınıflara bir öğretmen, bir de tam
zamanlı bir yardımcı öğretmen olacak şekilde bir düzenleme yapılmış.
Üçüncü sınıftan sonra, öğrenciler yeniden normal sınıflara alınmış.
Öğretmenlerin sınıflara atanması rastgele yapılmış ve çok az bir
kısmına küçük sınıflara eğitim verme konusunda özel eğitim verilmiş.
1989'da biten bu araştırmadan elde edilen veriler üzerinde çok sayıda
inceleme yapılmış. Araştırmacıların hemfikir olduğu noktalardan biri,
yardımcı öğretmenin varlığının herhangi bir fark yaratmadığı; ancak,
farklı düşündükleri bazı konular var. Bu konulardan biri, öğrencilerin
kaçıncı sınıfa kadar küçük sınıflarda kalmasının gerektiği ve bunun ne
kadar yarar sağladığıyla ilgili. New York Eyalet Üniversitesi'nden
Jeremy Finn ve Doğu Michigan Üniversitesi'nden Charles M. Achilles'in
veriler üzerinde yaptıkları incelemede, birinci sınıftan başlayarak
öğrencilerin başarısının normal sınıflardaki öğrencilerinkine göre
daha yüksek olduğu sonucu ortaya çıkmış (başarıdaki artış, siyah ve
Latin kökenli öğrenciler söz konusu olduğunda daha da yükseliyormuş).
Araştırmacılar, bu başarı durumunun öğrenciler normal sınıflara
geçtikten sonra da sürdüğünü ileri sürüyorlar. Ancak, Stanford
Üniversitesi Hoover Enstitüsü'nden Eric Hanushek, STAR Projesi'ni
özellikle bu yönüyle eleştiriyor. Hanushek'e göre, küçük sınıflardaki
öğrenciler başlangıçta yarar görebilirler; ancak bu veriler, onların
gelecekte gidecekleri normal sınıflarda aynı başarıyı
yakalayacaklarını göstermiyor. Ayrıca Hanushek, ABD'de öğretmen başına
düşen öğrenci sayısının son 20-30 yıldır zaten giderek azaldığı halde
öğrenci başarısının herhangi bir gelişme göstermediğine dikkat
çekerek, bunun çok masraflı bir uygulama olduğunu belirtiyor. Bugün
California ve Wisconsin'de de bu konuyla ilgili bazı pilot çalışmalar
sürdürülüyor. California çalışmalarından elde edilen veriler sınıf
mevcudunun başarıya etkisi konusunda fazla bir sonuç ortaya koymasa
da, Wisconsin'deki çalışmanın sonuçları STAR Projesi'ninkilere
benziyor. Tüm bu çalışmalardan elde edilen sonuçlardan kesin yargılara
varmak biraz güç; ancak küçük sınıflarda eğitim görmenin başarıya
katkısını görmezden gelmek de mümkün değil. Eğitimciler, öğrenci
başarısını yalnızca sınıf mevcuduyla ilişkili olarak ele almanın doğru
olmadığını düşünüyorlar. Çünkü daha birçok etken var başarıyı
belirleyen...
Bu amaçla, başarıya
etkisini incelemek üzere başka etkenlerin de peşine düşmek gerekiyor.

Kalabalık Sınıflar,
Yüksek Notlar, Mutlu Anılar...
Japon eğitim sistemi,
sınıf içi disiplin açısından dünyaca ünlü. Bunun nedeninin sert
tutumlu, bağırıp çağıran öğretmenler olmadığı söyleniyor. Tersine,
öğrenciler ders anlatma göreviyle ödüllendiriliyor ya da sırayla sınıf
düzeni sağlama görevi alıyor. Böylece sınıf düzenini sağlamanın
önemini yaşayarak kavrıyorlar. Bir başka konu da, Japonya'daki
öğretmen rolünün batılı ülkelerdeki öğretmenlerden farkı. Batılı
ülkelerde öğretmenle öğrencinin etkileşimi sınıf dışında çok az
oluyor. Öğretmen, para kazanmak için gündüz bu işi yapıyor ve akşam
evine "normal" bir insan gibi gidiyor. Oysa Japonya'da öğretmenin
işlevi, para kazanmanın daha da ötesine geçiyor. Japon öğretmen, o
ülkede bir doktorun ya da bir politikacının gördüğü saygıyı görüyor.
Bu ülkede, başarı için eğitimin önemine içtenlikle inanılıyor ve buna
inanıldığı ölçüde de öğretmenlere "özel" bir değer veriliyor. Başka
bir deyişle ortalama insandan daha "değerli" kabul ediliyorlar.
Öğretmene sonsuz bir güven var. Bununla birlikte öğretmenin
sorumlulukları da daha büyük. Onlar, öğrencinin yalnızca akademik
başarısından sorumlu değiller. Görev tanımlarında öğrencilerin ahlaki
değerlerinin geliştirilmesi, sağlıklarının izlenmesi, kişilik
gelişimlerini sağlamaya dönük destek verilmesi, gerek okul zamanı
gerekse diğer zamanlarda tehlikelerden uzak durmalarının sağlanması,
başkalarıyla birlikte çalışma becerilerinin geliştirilmesi de var.
Öğretmen telefonunu ailelere veriyor ve gece gündüz onlara açık.
Herhangi bir acil durum söz konusu olduğunda aileden sonra aranan kişi
öğretmen. Hatta öğrenci hastalandığında ödevlerini evine öğretmeni
götürüyor. Disiplindeki başarıyı etkileyen etkenler yalnızca
öğretmenle sınırlı değil. Bu ülkede ailelerde boşanma oranı da batılı
ülkelere göre daha düşük. Bu örnekleri daha da artırmak mümkün. Ancak,
her şeyden önce temel düşünce güzel. Öyle ki bir Japon öğretmen, kendi
mesleğiyle ilişkili hedefini "öğrencilere
mutlu anılar kazandırmak" şeklinde özetliyor.
Zuhal Özer
Kalabalık Sınıf
Nitelikli Öğretmen
Sınıf büyüklüğü,
öğretmenin öğrencilerle olan etkileşimi, seçeceği öğretim araç, yöntem
ve teknikleri, güdüleme yolları, öğrencilerin henüz tam biçimlenmemiş
ya da rahatsız edici davranışlarıyla nasıl başedileceği vb. konularda
engelleyici ya da destekleyici bir rol oynar. Küçük sınıfların öğrenci
başarısını artırdığına ilişkin bulguların yanında, bu başarının ancak
"bazı koşullarda" istenen sonucu sağladığına ilişkin bulgular da var.
Öte yandan, sınıfları daha küçük hale getirme, daha çok sayıda ve
nitelikli öğretmen anlamına gelir. ABD'de yapılan bazı sınıf büyüklüğü
azaltma çalışmalarının sonuçları, sınıfları nitelikli öğretmenlerle
doldurmada sıkıntı çekildiğini ortaya koyuyor. Bu tip uygulamalarda,
öğretmenlerin görevlendirilmeden önce, küçük sınıflarda eğitim vermek
için gereken becerilerle donatılması da bir zorunluluk. Ayrıca,
sınıfları küçültmek, daha çok sınıf ve daha çok öğretmen
gerektirdiğinden, maliyeti de oldukça yüksek.
Sınıf büyüklüğüyle
öğrenci başarısı arasındaki ilişki söz konusu olduğunda, sorulması
gereken sorulardan biri de, başarıya etki eden başka değişkenlerin
olup olmadığı. Okul dışı etkenler (öğrencilerin televizyon seyretme
alışkanlıkları, evdeki bilgisayar kullanımı, ailenin sosyoekonomik
durumu, temel demografik özellikler, çocuğun içinde yer aldığı akran
grubunun değer ve normları vb.) ve okul içi etkenler (eğitim
programlarının niteliği, okul yöneticilerinin ve eğitim uzmanlarının
yeterlilikleri, sınıf düzeyi, dersin türü ve niteliği, eğitim
araçlarının niceliği ve niteliği vb.) başarıyı etkileyen çok sayıda
değişkeni içinde barındırır. Bir başka deyişle sınıf büyüklüğünü
azaltmak, tek başına başarının garantisi değildir; diğer değişkenleri
de gözönüne almak gerekir.
 |
|
ABD'de, sınıf
büyüklüğünü azaltarak öğrenci başarısını artırmak amacıyla
projelere çok yüksek miktarda harcamalar yapılıyor. Bu projeleri
inceleyen eğitim ekonomistleri, küçük sınıfların gerçekten
başarıyı artırıp açtırmadığı; artırdıysa hangi eğitim
kademelerinde başarının en üst düzeyde olduğu; hangi
özelliklerdeki öğrencilerin en çok yarar gördüğü ve hepsinden
önemlisi yararın ne kadar büyük olduğuna bakıyorlar. |
Bu amaçla yapılmış
bir incelemede, sınıftaki öğrenci sayısının 15'ten 25'e çıkarılması
durumunda, başarıda sadece % 2'lik bir azalma olduğu belirlenmiş.
Benzer biçimde, Dünya Bankası'nın 1980 Dünya Gelişim Raporu'nda,
sınıfların küçültülmesinin ya da büyütülmesinin öğrenci başarısında
çok küçük değişmelere neden olduğu belirtiliyor. Örneğin, öğrenci
sayısının 40'tan 15'e düşürüldüğü bir sınıfta öğrenci başarısında % 5
puanlık bir iyileşme; öğrenci sayısının 35’ten 40'a çıkarıldığı küçük
bir artıştaysa yalnızca %1 puanlık bir azalma oluştuğu saptanmış.
Raporda "Büyük Her Zaman Kötü Değildir" başlığıyla verilen bu
sonuçlar, özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ve kıt kaynakları
daha etkili kullanma baskısını sürekli olarak üzerinde hisseden
ülkeler açısından önemli bir bulgu. Sınıf tekrarları ve okul terkine
neden olan olumsuzlukları gidermek; öğretmen-öğrenci oranlarını ve
sınıf büyüklüklerini artırmak; eğitime ayrılan kıt kaynakları eğitim
hizmetini yaygınlaştırmak ve birim maliyetleri azaltmak için
kullanmak, gelişmekte olan ülkeler açısından daha akılcı bir çözüm
olarak düşünülebilir.
Gelişmekte olan
ülkelerde sınıf büyüklüğünü azaltıp azaltmama sorununa, öğretmenlerin
sınıf yönetim becerileri açısından da bakmak gerekir. "Sınıf yönetimi"
kavramı, olumlu öğrenci davranışını ve başarısını ortaya çıkarıcı
uygun öğrenme ortamlarını oluşturmak için, öğretmenin göstermek
zorunda olduğu tüm becerileri kapsar. Bu beceriler beş grupta
toplanabilir. Birinci boyut, öğretmenin, öğrencilerin kişisel,
psikolojik, akademik, sosyal gereksinimlerini belirleyebilmesi; bu
gereksinimlerle öğrencilerin sınıfiçi davranışları arasındaki ilişkiyi
görebilmesi ve bu gereksinimleri etkili bir biçimde
karşılayabilmesiyle ilgili becerileri kapsar. Buradaki temel varsayım,
öğrencilerin gereksinimleri karşılandıkça daha iyi öğrendikleridir.
İkinci boyutta sınıfta olumlu insan ilişkilerinin kurulması ve
sürdürülmesiyle ilgili beceriler yer alır. İyi insan ilişkileri, hem
gereksinimlerin bilinmesi, hem karşılanması, hem de daha etkili bir
öğrenme ve öğretme için temeldir. Üçüncü boyut, öğrencilerin akademik
gereksinimlerini bireysel ve/veya topluca karşılayarak,
öğrenmeyi/öğretmeyi kolaylaştıran etkili öğretim yöntemlerini içerir.
Öğrencilerde sıkça rastlanan güdülenme eksikliği, öğrenmeye karşı
olumsuz tutum ve başarısızlık, uygun olmayan öğrenme koşullarının bir
sonucudur. Bunları gözlemleyen bir öğretmen, sınıfın öğrenme
koşullarını değiştirme becerisine sahip olmalıdır. Dördüncü boyutta,
sınıfta davranış, yaşam, malzeme düzenini oluşturma ve bunları
geliştirmede öğretmene gerekli olan örgütleme ve yönetim becerileri
yer alır. Beşinci boyut sınıf yönetiminin, öğrencilerin uygun olmayan
(istenmeyen) davranışlarını saptamaya, incelemeye ve düzeltmeye dayalı
olan boyutudur. Bu beş boyut birbirinden bağımsız olmayıp etkileşim
halindedir. Öğretmenden beklenen, beş boyutun her birinde yer alan
becerilerde "en uygun düzeyi" yakalamasıdır. Burada "en uygun düzey”
denmesinin nedeni, yukarıda sözü geçen değişkenlerden ötürü, "en üst
düzeyde" denilebilecek ideal durumun her zaman, her koşulda
sağlanamayacağı gerçeğidir. Öğretmenin, sözü geçen boyutlarda
gerçekten en uygun düzeyde davranışlar sergilemesinin, sınıftaki
davranışları üzerinde toplam (sinerjik) bir etkisi vardır. Eğer bu
etki, öğretmenin sınıfını etkili olarak "yönetebilmesine" yetecek
düzeydeyse, kalabalık sınıflarda öğretimin niteliğini azaltacak
durumlar tümüyle ortadan kaldırılamasa bile, azaltılabilir.
Genç nüfusun daha
fazla olduğu Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, bir yandan kıt
kaynaklarla daha yaygın bir eğitim hizmeti verilmeye çalışılırken, öte
yandan ABD'dekinin tersine, kalabalık sınıflarda öğretim yapabilecek
nitelikte sınıf yönetim becerilerine sahip öğretmenler yetiştirmek,
kısa ve orta vadede daha uygun bir çözüm olabilir. İki ayrı sınıfa
giren "iki ikinci kalite öğretmendense" bir sınıfa giren "nitelikli
bir öğretmen" daha iyidir.
Berrin Burgaz
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
S: 420
Kasım-2002
Zuhal
Özer ve
Berrin Burgaz'a
teşekkürlerimizle
Denizce
 |
|