|

Son yıllarda teknolojinin hızla gelişmesi sonucunda
kaybettiğimiz doğal malzemelerden birisi de kül olsa gerek. Çok
eskilere gitmeden 5-10 yıl öncesine kadar, birçoğumuz ısınmak için
odun ve kömür sobalarını kullanıyorduk. Ancak bugün teknolojideki
gelişmeler sonucunda kazandığımız yeni tekniklerle odun ve kömür
sobaları büyük şehirlerde yerlerini önemli ölçüde doğalgaz ya da fuel
oil ile çalışan kaloriferlere, elektrikle çalışan klimalara bıraktı.
Bununla birlikte, odun-kömür tüketimi büyük kentlerde unutulsa da
birçok küçük yerleşim biriminde kullanılmaya devam ediyor. Ancak,
özellikle soba keyfini çıkaramamış yeni nesiller kül sözcüğünü
duyunca, odun külü yerine sigara külünü anımsıyorlar. Oysa, kül
insanlar tarafından çok uzun süre, çeşitli alanlarda kullanılmış bir
kaynaktı.
Kül, günümüzde her ne kadar unutulmaya yüz tutmuş olsa da,
aslında önemli bir mayalandırıcı ve bir temizlik maddesi özelliğini
taşıyor. Uzun yıllar deterjan olarak ve çeşitli unlu mamullerin
yapımında kullanılan odun külleri şimdilerde yerini bu işler için özel
olarak üretilmiş ticari ürünlere bırakıyor. Fakat günümüzden yüzyıllar
öncesinde bu ticari ürünler olmadığı için, birçok kişi ekmek ve
benzeri besinleri hazırlamak için odun küllerini kullanıyordu.
İnsanoğlu buğdayı ilk keşfettiğinde onu ilkel yöntemlerle ve
herhangi bir işleme tabi tutmadan pişirerek yiyordu. Pişirmeyse buğday
tohumlarının kazara ateşe düşmesiyle keşfedilmişti. Atalarımız pişen
buğdayların daha kolay sindirilebildiğini farkedince, diğer birçok
besin gibi buğday da pişirilerek yenmeye başlandı. Aradan yıllar geçip
insanlar taşları kullanmayı daha yetkin bir biçimde öğrendikten
sonraysa öğütme işlemi keşfedildi. Böylece, buğdayın ilk kez
öğütülmesiyle ortaya un adı verilen malzeme çıktı. Unun keşfinden
sonra insanlar bu besleyici maddeyi kullanmak için çeşitli yollar
aramaya koyuldular. Un haline getirilmiş buğdayı pişirmek çok zordu.
Çünkü tozsu taneler yanıp yok oluyordu. Bunu önlemek için unun başka
birşeyle birleştirilerek, pişirilmesi daha kolay bir şekle sokulması
gerekiyordu. İlk denenen yöntemlerden biri, toplanan meyvelerin püre
haline getirilerek unla karıştırılması ve bu karışımın pişirilmesiydi.
Bu, iyi bir yöntem olsa da bir sakıncası vardı: Her mevsimde meyve
bulunmaması. Özellikle kış aylarında meyve bulunmaması, bu tekniği
sürdürülebilir kılmıyordu. Yeni arayışlar sonucunda bugün yediğimiz
ekmeğin atası olan ve suyla unun karıştırılmasıyla elde edilen unlu
bulamaç keşfedildi. Bu keşif belki de insanların beslenmesinde,
pişirmeden sonra atılmış en önemli adım oldu.

Unlu bulamaç ilk aşamalarda yalnızca su ve unla yapılıyordu.
Karışımın ilk hali bir çorbaya benziyordu. Bu sıvı haldeki ekmek o ana
kadar bulunanlardan daha lezzetli ve daha besleyiciydi. Ancak her
seferinde yeniden pişirilmesi gerekiyordu. Bu işlem de her seferinde
ateş yakılmasına ve daha fazla işgücünün harcanmasına neden oluyordu.
O halde bu bulamacın daha katı bir hale getirilmesi gerekliydi. Bu
aşamadan sonra yapılan çeşitli denemeler sonucu, bulamacın içindeki un
miktarının artırılmasıyla daha katı bir karışım elde edildi. Yeni
karışım hem daha besleyici oluyor hem de daha uzun süre muhafaza
edilebiliyordu. Artık elde edilen yiyecek bizim bugün kullandığımız
ekmeğe benzer bir şekil almaya başlamıştı.
Unlu bulamaç gittikçe geliştiriliyordu ama hâlâ eksik yanları
vardı. En önemli eksiklik, belki de sert oluşuydu. O yüzden bu
karışımın içine, onu yumuşatmak için bazı katkı maddeleri eklenmesi
gerekiyordu. Olasılıkla, unlu bulamaç ateşin üzerinde pişirilirken
rüzgarın etkisiyle ateşin altından savrulan odun külleri karışımın
içine girdi. O gün yapılan yiyecek daha kabarık, daha yumuşak ve daha
lezzetli olmuştu. Böylece unlu bulamaç bugün yediğimiz ekmek şekline
kavuştu.
Ekmeğin binlerce yıllık öyküsü bu şekilde başlıyor. Çok uzun
yıllar ekmek yapımında kullanılan odun külleri, ekmeğin daha iyi
kabarmasını ve az da olsa mayalanmasını sağlıyordu. Ancak ekmeğin
serüveni burada bitmiyor ve insanların, çevrelerinde keşfettikleri
yeni bitkiler ve hayvanlardan elde ettikleri parçalarla ekmek
zenginleştiriliyor. Bugün yediğimiz ekmekler, ticari olarak üretilen
mayalarla yapılıyor. Zaten günümüzde bu eski ve pratik olmayan yöntemi
kullanmak mümkün değil. Ancak, o yıllarda külün bu özellikleri
keşfedilmemiş olsaydı bizler bugün ekmek yerine başka birşey yiyor
olabilirdik.
Bugün kül, çok az da olsa evlerde geleneksel tatlımız olan
kalburabastı veya gerçek adıyla külbastı tatlısının yapımında
kullanılıyor. Nasıl olduğunu merak edenler için, yapılan hamurun
içine, önceden hazırlanmış ve bir gece bekletilmiş küllü su ilave
ediliyor. Bunun sonucunda tatlılarımız daha lezzetli oluyor.
Cenk Durmuşkahya
cdkahya@hotmail.com
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
Sayı: 459 Şubat-2006
Cenk Durmuşkahya'ya teşekkürlerimizle
Denizce

|