| |

Ahşaba söz dinletebilen ustaların sabrı, en güzel
yapıların içlerini süsleyen kündekâri örneklerinden günümüze
yansıyor.
Akıl almaz bir sabrın ve geometri dehasının
eşliğinde sanatçı, ahşabı ‘kündekâri’yle yorumlar ve bir sanat eseri
yaratır. Serbest ve rahatlıkla hareket eden binlerce küçük ahşap
parçası asırlara meydan okur. İşte bu yüzdendir ki, yapımında en
ufak bir hataya dahi tahammülü yoktur kündekârinin...

Kuzey Avrupa, Uzakdoğu ve Yakındoğu gibi ahşap
yapımının yoğun olduğu coğrafyalarda, ahşap işçiliği de büyük
gelişme gösterir. Her kültür kendine özgü bir yorumla, yapılarını
ahşap malzemelerle süsleyerek görsel zenginlik katmayı denemiştir.
İslâm sanatı da ahşabı gerek mimaride gerek
süslemede sıklıkla kullanmıştır. İlk ağaç işçiliği eserlerinde
Helenistik ve Sasani etkileri gözlense de, zamanla İslâm sanatı da
kendine özgü üslubunu bulur. Mimaride ahşap bezeme -yaygın olarak-
taş, çini, tuğla ve alçı gibi malzemelerle birlikte farklı
tekniklerde uygulanır. Dini ve sivil mimaride kapı ve pencere
kanatları, pencere kafesi, dolap kapağı, sütun gövdesi ve başlığı,
saçak, tavan, kiriş, konsol, parmaklık, korkuluk gibi yapısal öğeler
ahşap bezeme alanları olarak kullanılır. İç mekânlarda mihrap,
minber, vaiz kürsüsü, Kur’ân mahfazası, çekmece, mezar sandukası,
maksure, köşelik, rahle, sehpa ve kavukluk gibi çeşitli taşınabilir
ya da yerleşik öğeler genellikle ahşap malzemedendir ve yine bu
öğelerin dış yüzeyleri ahşap işçiliğiyle bezenir. Bu uygulamalar
İslâm sanatında farklı ahşap teknikleri ile uygulanmıştır: Oyma,
kafes, kakma, boyama, torna ve kündekâri (geçme) tekniği.
Üç Boyutlu Bir Sanat
Bugün hâlâ birçok camide kündekâri uygulamalarını
sürdüren Kündekâri Sanatçısı Şehmus Okur şöyle anlatıyor bu tekniği
ve ortaya çıkış hikâyesini: “Kündekâri kelimesi Farsça’dan dilimize
geçmiş olup asıl hali ‘kendekâri’dir. Sanatın ilk örnekleri Memlûk
ve erken Selçuklu döneminde görülmeye başlar. Üç boyutlu bir
sanattır. Başlangıçta sadece oymacılık sanatı varken ahşap ya da taş
yüzeylere geometrik desenler çizilerek bir derinlik kazandırılırdı.
Desenler tek çeşit ağaç ve ahşap bloklar üzerine çizilirdi. Sonra
bunlar yan yana getirilirdi. Cami minberi, bir taş duvar veya
ahşaptan yapılan pano gibi geniş yüzeyler bu yöntemle örtülürdü.
Fakat ahşap blokların üzerine çizilen ve sonra da oyulan bu desenler
zaman içinde birbirinden ayrılıyor ve tek parça olduğu için tekdüze
bir görüntü elde ediliyordu.

Açılan bloklar birbirinden uzaklaşıyor ve
aralarında derin çatlaklar oluşuyordu. Sanatkâr buna çözüm bulmak
için geçme kanal sistemiyle, aynı cins veya muhtelif cins ahşabı bir
araya getirerek çivi ve tutkal kullanmadan kanal sistemiyle
birbirine geçirmeyi ve çok geniş yüzeyler elde etmeyi başardı. İşte
kündekâri böylece Memlûkler, Selçuklular ve sonra da Osmanlı tarihi
boyunca bütün İslâm coğrafyasındaki abide eserlerin kapılarında,
minberlerinde, kürsülerinde kullanılmaya başlandı. Çünkü ahşabın
imkânlarından en üst seviyede yararlanabilen bir sanattır.”
Nasıl Uygulanır?
Kenarları negatif ve pozitif değerlerde oyulmuş,
çokgen ve yıldız biçiminde ayrı ayrı kesilmiş, rumî ve palmet
kabartmalarıyla bezenmiş parçalar ile ahşap kirişlerin birbirine
geçmesi biçiminde uygulanan ve büyük bir ustalık isteyen
kündekârinin, bezeme kompozisyonu geometrik bir şemaya dayanır.
Gökyüzündeki yıldızları ve sonsuzluğu ifade eden yıldız, sekizgen,
ongen, baklava gibi birçok geometrik desenle birlikte uygulanır.
Aralarına farklı tür ve renklerde küçük ahşap plakalar konarak bazı
örneklerde oyma işçiliği, sedef, bağa, fildişi kakma işçiliği de
kompozisyona dahil edilir.

Hazırlanan parçalar birbirine ayrıca bağlayıcı
bir malzemeyle tutturulmadığından, kündekârinin uygulandığı ahşap
yüzeylerde zamanla ayrılmalar olmaz. Kündekâri tekniğiyle yapılmış
bazı örneklerde dayanıklılığı artırmak için geçmelerin arkasında,
yine ahşaptan yapılmış bir iskelet kullanılır. Değişen mevsim
şartlarında ısıdan ve nemden etkilenmeyecek nitelikte bir ağaçla
çalışılır ve birleşme yerlerindeki kanallarda bırakılan hava payları
sayesinde, ahşap işçiliğinde zamanla ortaya çıkan çatlak ve şişmeler
önlenir. Bu nokta göz önünde bulundurulduğunda kullanılan malzemeler
iç mekânlar için ceviz, şimşir, armut, kiraz, sapelli (maun);
bezemelerde abanoz, tik, yılan ağacı, venge, peleseng, sapelli,
altın varak, bağa (deniz kaplumbağası kabuğu), gümüş, fildişi,
sedef, yakut ve zümrüt gibi değerli materyallerdir. Dış mekânlarda
ise, meşe, sapelli, ireko, tik, dişbudak gibi sert hava şartlarına
dayanıklı ağaçlar kullanılır.
En Seçkin Örnekler
12. yüzyılda Mısır’da, Halep’de ve Anadolu’da
karşımıza çıkan teknik, Mısır’da Türk ve Çerkez Memlûkleri
zamanlarında gelişme gösterir. Özellikle fildişi ve sedef şeritlerin
yerleştirildiği ince işçilik bu dönemlerde göze çarpar. Fatımi
döneminden Kahire’deki Seyyide Nefise Türbesi’nin ve Seyyide Rukiyye
Türbesi’nin mihraplarında, Salih Talayi Camii’nin kapısında, Eyyubi
döneminden yine Kahire’deki İmam-ı Şafii Türbesi’nin sandukasında,
Melik Salih Necmeddin Eyyub Türbesi’nin kapısında ve İbn Tolun
Camii’nin minberinde, Memlûk döneminden Kahire Kayıtbay Camii’nin
minberinde kündekâri, Anadolu dışındaki en seçkin örnekleriyle
karşımıza çıkar. Anadolu’da, Anadolu Selçuklu dönemindeki en erken
örnek ise Konya Alaaddin Camii’nin minberidir. Beyşehir Eşrefoğlu
Camii’nin, Niğde Sungurbey Camii’nin, Ürgüp’teki Taşkın Paşa
Camii’nin, Birgi Ulu Camii’nin, Manisa Ulu Camii’nin, Bursa Ulu
Camii’nin, Balıkesir Zağanos Paşa Camii’nin minberlerinde; Bursa
Yeşil Cami ve Türbesi’nin kapısında Anadolu’nun eşsiz kündekâri
örnekleri bulunur.

Zıvanalar deliklere ve tablalar kiriş sitemi ile
birbirine oturur, binlerce parçayı sadece iki dış seren ayakta
tutar, bu yetmezmiş gibi, üzerine Ebced hesabıyla tarih ve isim bile
düşürülür. İşte böyle derin manalar eşliğinde derin bir el
maharetidir kündekâri, sabırla nakşedilir.
Yazı: Sanem Eyigün - A. Burak Metin
Foto: Ege Zilci
Kaynakça:
SkyLife - Ağustos 2007
Sanem Eyigün - A. Burak Metin ve
Ege Zilci'ye teşekkürlerimizle
Denizce

19.09.2007 |
|