|

İkinci Dünya Savaşı’nda Almanların işgaline uğrayan
Yunanistan’da büyük bir açlık felaketi baş gösterince
yardıma ilk koşan Türkiye oldu. Kızılay, Kurtuluş şilebi ile
Yunanistan’a yiyecek ve ilaç gönderdi. Her seferinde iki bin
ton yiyecek ve ilaç taşıyan gemi Pire Limanı’nda coşku ile
karşılanıyordu. Kurtuluş onlara sadece yiyecek değil, yaşam
getiriyordu. Ama bir gün, Kurtuluş gelmedi...
İkinci Dünya Savaşı’nın tüm şiddetiyle sürdüğü 1941 yılının
13 Ekim günü İstanbul Limanı coşkulu bir uğurlamaya tanık
oluyordu. Kurtuluş şilebi, limandaki diğer gemilerin düdük
sesleri ve kıyıdaki halkın coşkulu tezahüratı arasında
tehlikeli yolculuğuna başlıyordu. Halkın bu heyecanına
karşılık vermek üzere güvertede toplanan personel,
Çanakkale’nin ardındaki savaş bölgesinden geçeceği
yolculukta, seferin dönüşünün olup olmayacağını, eş ve
çocuklarını bir daha görüp göremeyeceklerini düşünürken,
Kurtuluş da kaderine doğru ilerliyordu.
Kurtuluş nereye gidiyordu? Pek az gemiye nasip olan bu
coşkulu uğurlamanın nedeni neydi? Türkiye’ye yakın denecek
kadar kısa bir süre öncesi (1919-1922) ülkesini istila eden
ve Başkomutanlık Meydan Savaşı’nda ağır bir yenilgiye
uğrattığı eski düşmanı Yunanistan’a yiyecek gönderiyordu.
Sokaklarında, evlerinde, hastanelerinde her gün onlarca
insanın açlıktan öldüğü Yunanistan’a ilk yardım elini uzatan
ülke Türkiye olmuştu.
Yunanistan'da temel ihtiyaç maddeleri
dahi bulunmuyordu.
İşgal Açlık
Getirdi
Yunanistan, İkinci Dünya Savaşı başladıktan sonra, önce
İtalya'nın saldırısına uğramış, sınırlı olanaklar içinde
olmasına rağmen bu ani saldırıyı sonuçsuz bırakmıştı.
Yunanistan'ın bu başarısını hazmedemeyen Almanya, bir çığ
gibi Balkanların üzerine inerken, Yunanistan'ın kahramanca
karşı koymasına rağmen, topraklarını işgal etmişti. Alman
güçleri Afrika'daki ordularını besleyebilmek için
Yunanistan'daki tarım ürünlerine el koyarken, müttefiklerden
İngiltere de Almanlara yardım ulaşmaması için Yunanistan'ı
denizden ablukaya almış, bu ikili kıskaç ülkeye açlık ve
ölüm getirmişti. Temel ihtiyaç maddelerinin dahi bulunmadığı
ülkede insanlar sokaklarda açlıktan ölüyor, kamyonlarla
toplanan cesetler toplu mezarlara gömülüyordu. Yemek için
ısırgan otu, bir parça kedi veya at eti bulabilen kendisini
şanslı sayıyordu. Türkiye savaşa girmemişti ama savaşın
getirdiği ekonomik sıkıntıları tüm şiddetiyle hissetmişti.
Yazar Oktay Akbal'ın deyimiyle, önce ekmekler bozulmuş,
ekmek karneye bağlanmış, şeker, tuz, un gibi temel ihtiyaç
maddeleri kayıplara karışmış, buğday ürününün önemli bir
bölümü orduya ayrılmış, pasta yapımı ve satışı
yasaklanmıştı. Halk bulabilirse çayı, kuru üzümle içiyordu.
Özetlemek gerekirse Türkiye'nin durumu da pek iç açıcı
değildi. Buna rağmen Ege'nin öbür yarısından gelen haberler
Türk halkını derinden yaralıyor, büyük üzüntüye yol
açıyordu. Kamuoyu Yunanistan'a yardım edilmesini istiyordu.
Yunanistan'daki durumun giderek kötülemesi yardım kararının
alınmasını çabuklaştırdı ve Kızılay tarafından büyük bir
kampanya başlatıldı. Yardımı götürmek üzere Kurtuluş şilebi
seçildi.
Kurtuluş
Sahnede
Kurtuluş, 1883'de İngiltere’de yük ve yolcu gemisi olarak
yapılmış, 1741 gros, 994 tonluk bir gemiydi: Uzunluğu 76,5
metre, genişliği 10,7 metre olan gemi iki silindirli, 900
beygir gücündeki buhar makinesi ile çalışıyordu. Gemi
önceleri Eurupides, SS Michael Archangel gibi isimlerle
italya, Yunanistan ve Rus bandırası altında çalıştı. 1924
yılında Kalkavanzade Kardeşler tarafından satın alınan gemi,
Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk nakliye gemilerinden biri olarak
"Teşvikiye" ve "Bülent" adlarıyla Türk kara sularında
çalıştı. 1934 yılında ise Tavilzade Kardeşler şirketine
satılan gemiye "Kurtuluş" adı verildi. Günümüzün ünlü
işadamlarından -Mudo'nun sahibi- Mustafa Taviloğlu'nun
babası Mahmut Taviloğlu, gemisini seve seve Kızılay'ın
emrine vermiş, gereken bakım ve onarımını da yaptırmıştı.
Geminin adının, geçmişte Yunanistan'la yapılan savaşla aynı
adı taşıması da kaderin tuhaf bir tecellisiydi. Açık denize,
savaş alanına çıkacak olan Kurtuluş'un iskele ve sancak
tarafı ile güvertesine Kızılay bayrağı çizildi. Türk
halkının dişinden tırnağından arttırarak yaptığı yardımlar
yüklendikten sonra gemi 13 Ekim 1941'de saat 15.00 sularında
İstanbul Limanı'ndan hareket etti.
Yunanistan'da Büyük Sevinç
Şilep Türk halkının yaptığı iki bin ton yiyecek yardımı ile
ilaç ve ayrıca İstanbullu Rumların yardımlarını gönderdiği
koli ve mektupları taşıyordu. Bu yardımı kısa sürede
toplamayı başaran Kızılay heyetinin başkanlığını ise üç dili
gayet güzel konuşan gazeteci Feridun Demokan yapmaktaydı.
Geminin kaçta Çanakkale Boğazı'ndan çıkacağı savaşan
taraflara bildirilmişti. Buna rağmen tehlikeli bir
yolculuktu bu. Ege Denizi'nde serseri mayınlar kol geziyor,
suyun altında da denizaltılar cirit atıyordu. Gemi, bu
tehlikeli sularda yaptığı yolculuğu kazasız, belasız
tamamlayıp Pire Limanı'na vardığında yer yerinden oynadı. O
gün sanki bütün Atina halkı Pire'ye akmıştı. Önce limandaki
fabrika ve tezgahlarda Almanların denetimi altında çalışan
yüzlerce Yunanlı işçi, kasketlerini havaya fırlatarak "Hoş
geldiniz", "Yaşasın kardeş Türkiye!" diye bağırmaya başladı.
Açlığın soldurduğu yüzlerde limanda toplanan, bir deri bir
kemik kalmış Yunanlılar da -sesleri fazla çıkmasa da-bu
tezahürata katıldı. Herkes sevinç içindeydi. Kurtuluş onlara
yiyecek getirmişti, ilaç getirmişti, sevdiklerinden,
İstanbul’daki yakınlarından haber getirmişti. Yiyecek demek
hayat demekti, ilaç demek de öyle...
Ve Bir Gün
Kurtuluş Gelmedi...
Pire Limanı'na gelişi de gidişi de ayrı bir olay olan
Kurtuluş Gemisi, daha sonraki haftalarda Yunanistan'a dört
sefer daha yaptı. Kurtuluş her gelişinde "Hoş geldiniz",
"Yaşasın Türkiye" tezahüratıyla karşılanıyor, gidişlerinde
de "Güle güle gidin bizi unutmayın, çabuk gelin" sözleriyle
uğurlanıyordu. 20 Ocak 1942 günü Kurtuluş'un Pire Limanı'na
altıncı kez gelmesi bekleniyordu. Karşılayıcılar her
seferinde olduğu gibi limanı doldurmuşlardı. Ama hızla
ilerleyen dakikalar yerini saatlere bıraktığı halde
Kurtuluş'tan bir iz, bir haber yoktu. Bekleyenler giderek
endişelenirken, yürekleri daralmaya başlamıştı. Kısa süre
sonra gelen telsiz mesajı korkulan olayın gerçekleştiğini
halka duyurdu. Kurtuluş, Marmara Denizinde fırtınaya
yakalanarak batmıştı, içindeki 34 kişi ise mucizevî bir
şekilde kurtulmuştu. Yunanlılar Kurtuluş'un battığına
inanmadılar, inanmak istemediler. Pire'de duyulmaya başlayan
çan sesleri Atina'ya kadar uzanıyordu. Çanlar "Kurtuluş"
için çalıyor, binlerce kişiyi açlıktan, ölümün eşiğinden
çeviren Kurtuluş için sanki ilahi bir ağıt yakılıyordu. O
gece Atina ve çevresindeki yerleşim birimlerinde yaşayan
halk Kurtuluş için yas tuttu. Kaza, Türkiye'de de büyük
üzüntüye yol açmıştı.
Yardımlar
Sürüyor
Yunan halkının en büyük korkusu, Kurtuluş'un batmasıyla
birlikte Türkiye'den gelen yardımın kesilmesiydi. Ancak
bunun tam aksine Türk Hükümeti bu kez Kurtuluş'tan daha
büyük olan Dumlupınar Gemisi'ni yardım taşımakla
görevlendirdi. Daha sonra da bu görevi sırasıyla Tunç,
Güneysu ve Aksu Gemileri üstlenecek, Yunanistan'a gönderilen
yiyecek miktarı 30 bin tonu aşacaktı. Ama bu gemilerin
hepsinin adı Yunanlıların gözünde Kurtuluş'tu! Kurtuluş bir
simge, efsane olmuş, öyle ki Atina'da bir sokağa da O'nun
adı verilmişti.
Yunan Kızılhaç'ının verdiği bilgiye göre yardım süresince her
gün tam 700 bin kişiye yemek verme imkanı sağlanmış, böylece
100 bini bulan açlıktan ölenlerin sayısının artması
önlenmiş, Türk Kızılay'ı bu büyük sınavı başarıyla vermişti.
Kurtuluşun bir diğer hizmeti de Yunanistan'daki açlık
dramını tüm dünyaya duyurmak olmuştu. Kafile başkanı Feridun
Demokan, Almanların yasaklamasına rağmen Atina'daki açlık
görüntülerinin fotoğraflarını çektirmiş, bunları Kurtuluş'la
Yunanistan dışına çıkarttıktan sonra Amerika'ya göndermişti.
Fotoğrafların Life dergisinde yayınlanmasıyla Amerika ve
Kanada ayağa kalkmış Yunanistan'a yardıma başlamışlardı.
Kurtuluş'un öyküsü geçen yıla kadar solmuş sararmış gazete
sayfaları arasında kalmıştı. Ancak geçen yıl araştırmacı
yazar yönetmen Erhan Cerrahoğlu'nun 15 kişilik Demo
Productions ekibiyle birlikte hazırladığı belgeselle yeniden
günışığına çıktı. 1,5 yılı aşkın bir çalışma döneminde
hazırlanan, çekimlerinin bir bölümü Atina'da yapılan
"Kurtuluş: Barışı Taşıyan Vapur" belgeseli beğeniyle
izlendi. Belgesel, sualtı çekimleri sırasında hayatını
yitiren Prof. Dr. Erdoğan Okuş'a ithaf edildi.
Kaynakça: Sea Life
Temmuz 2007 Sayı: 34
Ertan Ünal'a teşekkürlerimizle
Denizce

03.08.2007
|
|