|
Gazeteci
Fügen Ünal Şen, “Kuzey Yanım
Ayazım” isimli kitabında 1950 ile 2000 yılı
arasındaki Türkiye’yi anlatıyor. Kız Kulesi’nin günlüğü olarak
okuyucuya sunulan kitap son derece titiz bir çalışmayla
hazırlanmış bir yakın tarih güncesi…
50 yılda
neler yok ki: Savaşlar, darbeler, idamlar, aşklar, skandallar,
mafya hesaplaşmaları, terör mücadelesi, değişimler, hayatımıza
giren yeni isimler, hayatımızdan çıkanlar, gün gün yaşanan
değişim, yasaklar, peşinden koşulan modalar, şarkılar…
Bugün toplumu
peşinden sürükleyen ünlü isimlerin, siyasilerin, sanatçıların,
bilim adamlarının, komutanların hayatlarından şaşırtıcı
kesitlerin de yer aldığı kitapta olayların ardında kalmış
hayatların ayrıntıları gözler önüne seriliyor.
Öyle ki satır
aralarında kendi hayatınızdan izler bulursanız sakın şaşırmayın!
“Kuzey
Yanım, Ayazım” zaman zaman düşündüren, zaman zaman
güldüren, bazen de şaşırtan bilgilerin paylaşıldığı bir kitap.
Gazeteci, yazar Fügen Ünal Şen,
“Yakın tarihin günlük hayatını, o hayatı şekillendiren önemli
olaylar üzerinden anlattım. Bir paket kahve için kuyrukta
bekleyen insanı da anlattım, idama giden Başbakan’ı da, onların
yakınlarının duygularını da. Ünlü sanatçı Zeki Müren’le Türk
halkının radyo programında tanıştığı gün de var kitapta, Kıbrıs
Barış Harekâtı sırasında dost ateşiyle batan Kocatepe de…
Öğrenci olayları, terör yada mafya hesaplaşmalarını da bulmak
mümkün, tarihe geçen aşkları da… 50 yıl boyunca neler yaşandıysa
Kız Kulesi’nin günlüğünün sayfaları bunları anlatıyor.” diyor.
Epsilon
Yayınları’ndan çıkan Kuzey Yanım Ayazım
isimli kitapta yer alan bazı ilginç konu başlıkları şunlar:
ATATÜRK’ün naaşı Etnografya Müzesi’nden alınıp inşaatı
tamamlanan Anıtkabir’e nakledilirken, Ata’nın kız kardeşi
Makbule Hanım’ın koluna girip tabuta kadar eşlik eden kimdi?
KORE
SAVAŞI çok uzaktaydı. Halil Kore’deydi, Samiye İstanbul’da. Bir
şehidin vasiyetiyle birbirlerini hiç görmeden nişanlandılar.
Peki iki genç insan savaşın getirdiği acıların arasında yeni bir
hayat kurabildiler mi?
SEZEN
AKSU henüz İzmirli genç bir sanatçı adayıydı. Bir gün bir rüya
gördü, uykuya yatıp, hayata uyandı. O rüyayı görmeseydi bugün
Sezen Aksu diye birisi olmayacaktı. Sezen’i hayatta tutan rüya
neydi?
27 MAYIS
ihtilalinden sonra Adnan Menderes idam cezasına çarptırıldı.
İdam sehpasına giderken elleri titreyerek oğlu Yüksel’e ne
yazdı?
ABDULLAH
ÖCALAN İmralı’da yargılanırken Yıldız Hemşire’ye ne dedi?
İSTANBUL’da, ilk gecekonduyu kim, nerede yaptı? Ya haşereyle
mücadelede İstanbullu bir saatte ne kadar sinek avladı? Peki Dr.
Kimble karısını öldürmüş müydü gerçekten, ya Dallas’ta JR’ı kim
vurmuştu?
ÇİÇEK
PASAJI çöktüğünde, enkazdan ölüsü çıkarılan yaşlı kadın, hangi
Osmanlı Paşası’nın inzivaya çekilmiş kızıydı?
KIBRIS’ta küçük mücahitler el fenerlerini sopaların ucuna
bağlayıp hava kararınca bir tepeye doğru yürüyüşe geçtiler. Bu
yürüyüşle babalarının hayatlarını nasıl kurtardılar?
DENİZ
GEZMİŞ Ankara’dan kaçıp Gemerek’e saklandı. Onu Gemerek’e çeken
neydi? Kız Kulesi, Deniz idam edilirken neden “bırakın ölsün
çocuk” diye feryat etti?
AJDA
PEKKAN, 1966 yılında, Adana’da sahneye çıktığı ilk gün “olmuyor,
yapamıyorum. Bu bir anlık hevesti, beni affedin” dediğinde
seyircilerden aldığı tepki neydi?
KUZEY YANIM,
AYAZIM
isimli kitap Kız Kulesi’nin anlatımıyla okuyucuya ulaşıyor. Kız
Kulesi kitabın ilk sayfasında bakın okuyucuya şöyle sesleniyor:
“Zamanı
bir yorgan gibi üstüme serip, uykuya daldım.
Uyudum,
uyandım...
Anlatmaktan usanmadığım nice masallar yazdım, hiç kahraman
olmadım ama her masalda vardım.
Bir
vardım, hep vardım o garip kayboluş içinde, yok yazdım kendimi
İstanbul’un gözünde.
Küskün
ve yalnızdım.
Denizin
orta yerinde, beyaz bir kule.
Öyle...
Hep iç
içe ama o kadar da uzaktım.
Yandım,
külümü lodosa serdim, kâh Adalar’a vardım, Marmara delirdi, kâh
dalgayla savrulandım.
Hep
vardım.
Bilmediğim, anlatamadığım bu tuhaf varoluşun içinde; hep
yarımdım.
Nice
olay yaşadım kendimde, büyüdüm, olgunlaştım.
Bin
yılları geçen yaşımla hep “genç bir kız”dım, şaşırdım kaldım.
Oysa
bunca yorgunluk, kimsesizlik ve elbette yaşanmışlık, yorgun taş
duvarlarıma sonsuz çizikler attı.
Meraklısı hikâyemi bilir, bilmediği benim o hikâyelerdeki
halimdir.
Ağlayışımdır, gülüşümdür, bağırış, çağırışımdır.
Bilmedikleri benim yaşamımdır, gün içinde...
Ah,
benim yüreğim yekpâre bedenimdir.
Asırlardır bu denizdeyim, uğruna ölümün göze alındığı genç güzel
kızlara korunak oldum, savaş zamanlarında kale.
Gün
geldi meşaleler yakıp yol gösterdim denizcilere.
Taş
avlumda tanıdık adımlar da dolaştı, martılar da.
Yalnızlıktı tek iz bırakan; kimseler bilmedi ya, ben hep buna
yandım.
Kimse
sesimi duymadı, hikâyemi de.
Bir gece
dolunaya çevirip yüzümü, Boğaz’ın yakamozlarıyla süslendim.
Rüzgârı, geceyi, yıldızı yok sayıp, bir kendimi dinledim.
Duyduklarımı, siz de duyun diye, suya yazdım son zamanları, gün
içinde sıkışıp kalan yaşamımı.
Sizinle
güldüm, sizinle ağladım, gülüşlerimde de siz vardınız,
yaşlarımda da...
Gün
geldi lanet ettim kaderime, gün geldi şükrettim.
Siz hiç
bilmediniz ya, ben hep sizden biriydim.
Sizdim.
Diyeceğim odur ki, birazdan okuyacağınız benimmiş gibi görünen,
asıl sizin hikâyenizdir.
Gülüşlerim sizindir, yaşlarım sizin.
Kuzey
yanım, ayazım; hayata bakan yüzüm; sizindir.
KIZ
KULESİ”
|