|
|
 |
Ferhat ünlü bir nakkaştır. Sultan Mehmene Banu'nun,
kızkardeşi Şirin için yaptırdığı köşkün süslemelerini
nakşederken Şirin'i görür ve birbirlerine sevdalanırlar. Ferhat,
sultana haber salarak Şirin'i istetir. Ancak sultan,
kızkardeşini vermek istemez ve Ferhat'ı oyalamak için Elma
Dağı'nı delip şehre su getirmesini şart koşar. Ferhat, aşkından
aldığı güçle dağları deler. Bunu gören sultan, Şirin'i Ferhat'a
vermemek için yaşlı dadısını göndererek, Şirin'in öldüğü
haberini ulaştırır. Ferhat, bu acı haber üzerine, elinde tuttuğu
kazmayı havaya atar, düşen kazma Ferhat'ın başına isabet eder ve
Ferhat orada yaşamını yitirir. Acı haberi alan Şirin korku
içinde olayın geçtiği kayalığa gelir. |
Ferhat'ın kanlar
içinde yatan cansız bedenini görünce bu acıya dayanamaz ve
kayalıklardan atlayarak canına kıyar. Bu olaydan sonra Ferhat'tan
akan her kan damlası onun Şirin'e olan ölümsüz aşkını göstermek için
kan kırmızısı renkteki lalelere dönüşür. İşte o gün bu gündür
kırmızı laleler Ferhat'ın Şirin'e duyduğu ölümsüz aşkı simgeliyor.
Lalenin öyküsü günümüzden bin yıl önce Anadolu'da başlıyor.
Bu bitkinin herkes tarafından tanınmasındaki en büyük rolü Osmanlı
İmparatorluğu oynuyor. Yaklaşık olarak 11. yüzyıldan beri Türkler
tarafından yetiştirilen lalelerin, Avrupa kıtasına yolculuğu, batılı
seyyahların Osmanlı İmparatorluğuna yaptıkları ziyaretler sonucunda
yaklaşık 16. yüzyılda başlıyor. Hollanda'daki lalelerin öyküsüyse
1593 yılında Carolus Clusius adlı botanikçinin Hollanda'daki Leiden
Üniversitesi'nin botanik bahçesinin müdürü olmasıyla başlıyor. Daha
önce Prag ve Viyana'da tıbbi bitkileriyle çeşitli çalışmalar yaparak
ün salan Clusius'a o dönemde Kanuni Sultan Süleyman'ın büyükelçisi
De Busbecq tarafından, ilk lale soğanları hediye ediliyor. O da
Avusturya'da tanıştığı laleleri daha sonra Hollanda'ya götürüyor ve
Hollanda'da yazdığı kitapta ilk kez lalelerden bahsedilmiş olunuyor.

Hollandalıların lale çılgınlığı 1624 yılında başlıyor. O
dönemde verilen bir ilanda, satılacak 12 lale soğanından her biri
için 3.000 gulden, (bugünkü yaklaşık değeri 2.000 YTL) isteniyor.
Kısa bir süre sonra fiyatlar hızla yükselerek, bir lale soğanının
fiyatı Amsterdam'da bir ev fiyatına eşdeğer oluyor. Neyse ki bu
çılgınlık 1637 yılından sonra diniyor. 11. yüzyılda Selçuklular
tarafından yetiştirilen lale, Osmanlı İmparatorluğu döneminde
özellikle 16-18. yüzyıllar arasında süs bitkisi ve süsleme motifi
olarak büyük önem kazanıyor. Sultan II-I. Ahmed dönemindeyse doruk
noktasına ulaşıyor ve laleye gösterilen ilgiden dolayı 1718-1730
yılları arasındaki döneme Lale Devri adı veriliyor. Bu dönemde
yabani lale türlerinden seçme ve melezleme yoluyla İstanbul'da elde
edilen lale varyetelerinin sayısı 2000'i buluyor ve o yıllarda
"Mahbup" adı verilen bir lale soğanının 500 altına satıldığı ifade
ediliyor. Avrupa'da 17. yüzyılın ilk yarısında laleyle ilgili tam 34
kitap yazılırken, ülkemizdeyse, içinde 50 adet orijinal olarak
hazırlanmış resim yer alan Lale Mecmuası adı verilen bir kitap
hazırlanıyor. Bugün ne yazık ki laleleri kaybettiğimiz gibi bu
kitabın da aslı elimizde değil.

Lalenin doğum yeri neresi diye soracak olursak, bu bitkinin
Rusya ile Çin arasında yer alan Tien Şan dağları ile Pamir dağları
arasında ortaya çıktığı kabul ediliyor. Lalenin ikinci doğum
merkeziyse Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalan Transkafkasya
bölgesi. Ülkemiz de bu ikinci grubun arasında yer alarak lalenin
önemli doğum merkezlerinden birisi olarak kabul ediliyor. Bu
bölgelerin dışında lale Balkanlar, İspanya, Portekiz, İtalya,
İsviçre ve Fransa'da doğal olarak yetişiyor. Türkiye'deyse lalenin
yabani olarak yaşayan 14 türü bulunuyor. Bu türlerden parlak kırmızı
renkli Tulipa armena ve T. julia’nın doğum yerinin Anadolu olduğu
kabul ediliyor. Bu iki tür özellikle Erzurum, Tortum, Hoşap ve Van
çevresinde doğal olarak yayılış gösteriyor. Bugün İstanbul'un ünlü
semtlerinden olan Laleli, adını o dönemde bölgede yer alan lale
bahçelerinden alırken, Erzurum yakınlarında Kayseri ve Sivas
arasında yer alan Laleli geçidi de, adını o bölgede yetişen
lalelerden alıyor.
 |
Lalelerin doğal yetişme ortamlarına bakacak olursak bu
bitkiler her zaman dağlık bölgeleri tercih ediyorlar.
Özellikle yüksek rakımlarda yaşayan laleler, kışı karın
artında geçirerek aşırı soğuklardan kendilerini koruyorlar.
Ancak Hollanda'da yapılan melezleme çalışmaları sonucunda
bugün sayıları 5500'ü aşan lalelerin kültür varyeteleri
hemen her türlü ortamda yetişebiliyor.
Bilimsel adı Tulipa olan bu çok yıllık ve soğanlı bitki
zambakgiller (Liliaceae) ailesinden olup, zambak, çiğdem ve
sümbül gibi bitkilerin de yakın akrabası. |
Genellikle 2-8 yapraklı olan laleler 10-30 cm boylarında olup
uzun bir sap üstünde yer alan çanak şeklindeki çiçekleri, mart-mayıs
arasında açıyor. Çiçek örtüsü 6 parçalı ve serbest olup, sarı,
kırmızı veya beyaz renkli. Her bir parçanın dip kısmında genellikle
koyu renkli olan bir leke bulunuyor. Ancak kültüre alınan
varyeteleri hemen hemen her renkte ve çeşitli desenlerde olabiliyor.
Erkek organları koyu renkli ve 6 adet. Soğan üzerindeki kabuk,
derimsi ya da zar biçimde. Kabuğun iç kısmı sık ya da seyrek tüylü
veya çıplak.
Bugün Hollanda'nın rüzgar değirmenleri ve tahta
ayakkabılardan sonra üçüncü simgesi olan laleler, Hollanda
topraklarının yaklaşık dörtte birinde yetiştiriliyor. Bu büyük
miktarda üretim sonucunda her yıl yaklaşık 3 milyar lale soğanı
üretiliyor ve bunun 2 milyarı diğer ülkelere ihraç ediliyor.
Hollanda lalelerini alan ülkelerin başında ABD, Japonya ve Almanya
geliyor. Ülkemizdeyse laleler son yıllarda önemini yitirmiş durumda
ve doğal alanların tahrip edilmesi sonucunda sayıları hızla
azalmakta. Laleyi dünyaya tanıtan bir ulus olarak, onların doğal
ırklarını koruyup gelecek nesillerin de onları tanımasını sağlamamız
gerekiyor.

Cenk Durmuşkahya
cdkahya@hotmail.com
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
Sayı: 448 Mart-2005
Cenk Durmuşkahya'ya teşekkürlerimizle
Denizce

|
|