| |
Ekibini yönetemeyen, astlarını ezen, kurumunu hedeflerine
ulaştıramayan, olumsuz değerleri çevresine yayan sözde liderleri
iş hayatı kadar siyasette de görmekteyiz. Ama nedense
başarısızlık ve kötü liderlik örneklerini inceleyip sonuç
çıkarmak ve ders almak, başarılı isimleri izlemek kadar revaçta
değil. Liderlik literatürü bu alanda son derece zayıf.
Rakibe yukarıdan bakmak, küstahlık, kendini herkesten akıllı
varsaymak gibi yaklaşımlar özellikle başarılı şirket ve
liderlerin önündeki tuzaklar. Bunlara karşı en etkin aşı ise
kişinin temel inançları.
Evren, zaman, Yaradan konularında zihin jimnastiği yapmak,
“Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var” uyarısını
hatırlamak insanı bu gibi tuzaklara düşmekten koruyabilir.
Önemli olan, düşünmeye bilinçli, programlı olarak zaman
ayırmak. Aksi halde, sabah bilgisayarınızın size boca ettiği
birikmiş emailler, günboyu bağlanan telefonlar, gelen konuklar,
katılmanız gereken toplantılar hep düşünme molasından çalar, onu
öteler, unutturur. Ben “sabahın şerri akşamın hayrından iyidir”
sözünden hareketle düşünmeye, kahvaltı öncesi ve sonrası, günün
iş çarkı dönmeye başlamadan kısa da olsa zaman ayırmaya; biraz
günü veya haftayı biraz da genelde olan biteni düşünmeye; aklıma
gelen ve unutmamak istediğim bir şey olursa da, not kağıtlarıma
düşmeye çalışıyorum.
“Çok az ve çok geç” alınmış karar kurum için en zararlı
olgulardandır. Bunun son örneği 2008 yılında Amerika’da başlayıp
bir tsunami dalgası gibi tün dünyayı vuran mali krizin başında
yaşandı: Lehman Brothers yatırım bankası, konut kredilerinden
ürettiği rizikolu mali araçlar yaz sonu hızla değer kaybetmeye
başlayınca, sermayesini güçlendirmek için Amerikan iş dünyasının
gurusu ve dev finansörü Warren Buffet’dan yardım istedi. Varılan
ön anlaşmaya göre Lehman’ın beher hissesine yaklaşık 40 dolar
değer biçilmişti. Piyasada daha yüksek değerden alıcı
bulabileceğini düşünen Lehman CEO’su Richard Fuld son anda
imzadan vazgeçti. Ancak, konut değerlerinin hızla düşmesinden
etkilenen tüm finansal piyasalar inişe devam ettikleri için,
Fuld’un bundan sonra bulabildiği stratejik ortaklık adayı Bank
of America Corp.’nın teklifi daha da düşük oldu. Hisselerindeki
düşüşün artık duracağını hesaplayan, daha doğrusu ümit eden Fuld
bu ortaklıktan da caydı. Kararlarını alırken çevresinde güçlü
bir takımı yoktu. Çünkü, yıllar boyunca bankada sivrilen parlak
yöneticileri, kendisine rakip olurlar düşüncesiyle hep
tırpanlamış ve kendisini “evet efendim”cilerle çevirmişti.
1990’lı yılların başlarında Türk Hava Yolları’ndaki en temel
uğraşılarımızdan biri uçaklarımızın büyük bakımlarının
sürelerini, kaliteden ödün vermeden kısaltabilmekti. Örneğin,
bizim on beş günde tamamlayabildiğimiz Airbus A310 büyük
bakımını Lufthansa dört beş günde bitiriyordu. İşçilik ücretleri
bizim beş katımız olmasına rağmen verimlilik farkı nedeniyle
yaptıkları iş sonuçta bizden ucuza geliyordu. Aramızdaki farkın
bir nedeni teknisyenlerinin meslek liselerinde çok iyi yetişip
ayrıca kapsamlı bir çıraklık ve staj sisteminde yoğrulmuş
olmalarıydı. Ama belki daha da önemlisi proje ve tedarik
sistemlerinin gelişmişliğiydi. İstanbul’a yaptığı ilk ziyarette
ricam üzerine THY’nın süreçlerini inceleyen Lufthansa genel
müdürü Dr. Heinz Ruhnau kendi kurumuyla aramızdaki farkı şöyle
özetledi:
“Sizin teknisyenleriniz daha pratik, ama bizimkiler daha
disiplinli ve planlı. Biz dokuz zaman dilimini planlama, bir
zaman dilimini uygulama için kullanıyoruz. Sanıyorum ki siz
planlamaya bir dilim ayırdığınız için dokuz zaman ünitesini
yap-bozla geçiriyorsunuz,” demişti.
Etkin stratejistler kendilerini günlük ayrıntılardan
soyutlayan değil, tam tersine, onlara dalarken soyut stratejik
mesajları alabilen kişilerdir. Ağaçlardan ormanı görebilmek
doğru metafor değildir. Çünkü, fırsatlar yaprakların altında
saklıdır.
Liderin beyni
kadar yüreğinin de derinliği olmalı. Sanat, şiir, edebiyat,
müzik bu derinliği besleyebilecek kaynaklar. Tabi ki dinî inanç
ve akideler de kaynağın ötesinde, insanın ruhunu temizleyip
susuzluğunu giderecek bir şelale. Bu nedenle, liderlerin takım
çantalarına, kendi dinleriyle ilgili yapıtlara ek olarak zaman
zaman öbür büyük dinlerin temel eserlerini almalarını da
öneririm.
Halit Yıldırım'a
teşekkürlerimizle
Denizce

18.11.2009
|
|