e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Liderin Takım Çantası

Cem Kozlu     

 

 

Ekibini yönetemeyen, astlarını ezen, kurumunu hedeflerine ulaştıramayan, olumsuz değerleri çevresine yayan sözde liderleri iş hayatı kadar siyasette de görmekteyiz. Ama nedense başarısızlık ve kötü liderlik örneklerini inceleyip sonuç çıkarmak ve ders almak, başarılı isimleri izlemek kadar revaçta değil. Liderlik literatürü bu alanda son derece zayıf.

Rakibe yukarıdan bakmak, küstahlık, kendini herkesten akıllı varsaymak gibi yaklaşımlar özellikle başarılı şirket ve liderlerin önündeki tuzaklar. Bunlara karşı en etkin aşı ise kişinin temel inançları.

Evren, zaman, Yaradan konularında zihin jimnastiği yapmak, “Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var” uyarısını hatırlamak insanı bu gibi tuzaklara düşmekten koruyabilir.

Önemli olan, düşünmeye bilinçli, programlı olarak zaman ayırmak. Aksi halde, sabah bilgisayarınızın size boca ettiği birikmiş emailler, günboyu bağlanan telefonlar, gelen konuklar, katılmanız gereken toplantılar hep düşünme molasından çalar, onu öteler, unutturur. Ben “sabahın şerri akşamın hayrından iyidir” sözünden hareketle düşünmeye, kahvaltı öncesi ve sonrası, günün iş çarkı dönmeye başlamadan kısa da olsa zaman ayırmaya; biraz günü veya haftayı biraz da genelde olan biteni düşünmeye; aklıma gelen ve unutmamak istediğim bir şey olursa da, not kağıtlarıma düşmeye çalışıyorum.

 “Çok az ve çok geç” alınmış karar kurum için en zararlı olgulardandır. Bunun son örneği 2008 yılında Amerika’da başlayıp bir tsunami dalgası gibi tün dünyayı vuran mali krizin başında yaşandı: Lehman Brothers yatırım bankası, konut kredilerinden ürettiği rizikolu mali araçlar yaz sonu hızla değer kaybetmeye başlayınca, sermayesini güçlendirmek için Amerikan iş dünyasının gurusu ve dev finansörü Warren Buffet’dan yardım istedi. Varılan ön anlaşmaya göre Lehman’ın beher hissesine yaklaşık 40 dolar değer biçilmişti. Piyasada daha yüksek değerden alıcı bulabileceğini düşünen Lehman CEO’su Richard Fuld son anda imzadan vazgeçti. Ancak, konut değerlerinin hızla düşmesinden etkilenen tüm finansal piyasalar inişe devam ettikleri için, Fuld’un bundan sonra bulabildiği stratejik ortaklık adayı Bank of America Corp.’nın teklifi daha da düşük oldu. Hisselerindeki düşüşün artık duracağını hesaplayan, daha doğrusu ümit eden Fuld bu ortaklıktan da caydı. Kararlarını alırken çevresinde güçlü bir takımı yoktu. Çünkü, yıllar boyunca bankada sivrilen parlak yöneticileri, kendisine rakip olurlar düşüncesiyle hep tırpanlamış ve kendisini “evet efendim”cilerle çevirmişti.

1990’lı yılların başlarında Türk Hava Yolları’ndaki en temel uğraşılarımızdan biri uçaklarımızın büyük bakımlarının sürelerini, kaliteden ödün vermeden kısaltabilmekti. Örneğin, bizim on beş günde tamamlayabildiğimiz Airbus A310 büyük bakımını Lufthansa dört beş günde bitiriyordu. İşçilik ücretleri bizim beş katımız olmasına rağmen verimlilik farkı nedeniyle yaptıkları iş sonuçta bizden ucuza geliyordu. Aramızdaki farkın bir nedeni teknisyenlerinin meslek liselerinde çok iyi yetişip ayrıca kapsamlı bir çıraklık ve staj sisteminde yoğrulmuş olmalarıydı. Ama belki daha da önemlisi proje ve tedarik sistemlerinin gelişmişliğiydi. İstanbul’a yaptığı ilk ziyarette ricam üzerine THY’nın süreçlerini inceleyen Lufthansa genel müdürü Dr. Heinz Ruhnau kendi kurumuyla aramızdaki farkı şöyle özetledi:

“Sizin teknisyenleriniz daha pratik, ama bizimkiler daha disiplinli ve planlı. Biz dokuz zaman dilimini planlama, bir zaman dilimini uygulama için kullanıyoruz. Sanıyorum ki siz planlamaya bir dilim ayırdığınız için dokuz zaman ünitesini yap-bozla geçiriyorsunuz,” demişti.

Etkin stratejistler kendilerini günlük ayrıntılardan soyutlayan değil, tam tersine, onlara dalarken soyut stratejik mesajları alabilen kişilerdir. Ağaçlardan ormanı görebilmek doğru metafor değildir. Çünkü, fırsatlar yaprakların altında saklıdır.

Liderin beyni kadar yüreğinin de derinliği olmalı. Sanat, şiir, edebiyat, müzik bu derinliği besleyebilecek kaynaklar. Tabi ki dinî inanç ve akideler de kaynağın ötesinde, insanın ruhunu temizleyip susuzluğunu giderecek bir şelale. Bu nedenle, liderlerin takım çantalarına, kendi dinleriyle ilgili yapıtlara ek olarak zaman zaman öbür büyük dinlerin temel eserlerini almalarını da öneririm.

 

Halit Yıldırım'a teşekkürlerimizle

Denizce

18.11.2009