e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Lozan - Sevr

 R Bülend Kırmacı    

 

 

“Fetih” kaldıracının kapitülasyon sarmalını hazırladığı, çağcıl gelişmelere yüz çevirmiş Osmanlı İmparatorluğu, Sevr Andlaşması ile (19 Ağustos 1920) tükenişini ilan ediyordu.

Buna karşılık, öncü kadrosunun dağarcığında –geciktirilmiş- “aydınlanma” bilincinin de taşındığı Kuvay-ı Milliye hareketi, “güçle, hak edişle ve eylemli” olarak bir ulusun bağımsızlığını Lozan’da (24 Temmuz 1923) belgeliyordu.

Sevr, bir tükenişin senedidir. 

Lozan ise, Sevr’e giden sürecin tarihsel izlekteki yeni bir aşaması olmaktan öte, “biçilmiş” tarihi aşan bir devrimsel gelişmenin adı ve andıdır.

Bu iki olgu aynı toplumu ilgilendirse birbirine taban tabana zıttır; tamamen asimetriktir.

Bu gerçeğe karşın şimdilerde Lozan ile Sevr karşılaştırılmaya, dahası yer yer Sevr’in “erdemlerinden” dem vurulmaya kalkışılıyor…

Sevr; kaygılı tebaanın kör itaatine dayalı bir monarşinin erki/gücü, birden çok hukuk-ticaret-siyasal katılım kurallarıyla üleştirmesi ve bu düzenin denetimini tümüyle yabancıya ihale etmesinin sonu(cu)dur.

Çivisi çıkmış bir ülkenin boğazlarına kadar Galata bankerlerine duçar oluşunun tablosudur.

Oysa,  Lozan sürecinden Türkiye Cumhuriyeti’ne giden yol: ulusal varlık bilincine dayalı, eşitliği özgürlüğün, özgürlüğü de ‘bütünlüğün’ temeli sayan ve tüm kurallarıyla halk egemenliğinin önünü açan bir çağdaş yapılanmanın yoludur.

Kuruluş böyledir… Ancak,  Kurtuluş Savaşımız öncesi Anadolu’da (Doğu’da Ermeni, Batı’da Rum, diş artığında da Türk devleti) düşleyenler  “yüzlerce yıllık kapanmamış hesapları”nı dayatmaya yeminlidirler.

Belli ki o hesabın boşa çıkmışlığı halen bazılarını incitiyor..

 

Öylesi gerektiğinde: Musul konusunda olduğu gibi; “ne anlar o Kürtler plebisitten” diyenler, Batı Trakya’nın yaşam gerçeğinin halkoylamasına sunulmasından- belki de Hatay’ınkine benzer bir sonucun- falcılığını yaparak kaçınanlardır.

Şimdilerde ırk, din, dil olgularını manipüle ederek, Türkiye’mizi emperyalizmin sömürü alanında tutsaklamak iştahı iyicene kabarıyor…

Eğitim birliğinin zayıflatıldığı, teknoloji ile modernizmi ayrıştırmış anlayışın dal budak saldığı, “az gelişmiş” yörelerimizde ekonomik sorunlar üzerinden siyasi rantlar yaratıldığı bir dönemde “Lozan ölüyor, Sevr hortluyor mu?” denilebilir.

Ancak ben, dağarcığında ulusal-varlık bilinci bulunduğuna inandığım halkımızın bu tür gelişmelere direneceğine inanıyorum.

Emperyalizme karşı ilk uyanan bu Ulus, günümüzün yeni-emperyal açılımlarına karşı da en son uyuyacak olandır.

                                

R Bülend Kırmacı'ya teşekkürlerimizle

Denizce