e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Karbeyaz Köpük Lületaşı

 Ömer Alp Hatipağaoğlu    

 

 

Efsaneye göre onu bir köstebek bulmuştu ilk. Deniz köpüğüydü adı, lületaşı oldu sonra. Yerin altından çıkıp ustaca işlendi, gönüllere taht kurdu.  

Bizler soluk renkli dört duvar şehirlerimizde serin mavi hayaller kurarken, Anadolu'nun bir köşesinde deniz köpüğünden düşlere dalar kara, beyaz demeyen ustalar. Yerin altında saklanır ay parçası deniz köpüğü, ta ki birgün ustasının elinde beden buluncaya değin.

On bin yılı aşkın geçmişiyle Eskişehir, Sakarya nehri (Sangarius) ile Porsuk Çayı'nın (Tembris) çevrelediği verimli topraklarda, bir yandan günümüz Türkiyesi'ne kaliteli kentleşme örneği sergilerken, diğer taraftan pipo kültürü ve bezeme sanatı açısından dünyanın en değerli minerallerinden biri olan 'deniz köpüğü'ne (lületaşı) hak ettiği değeri yeniden kazandırabilme gayretini sarf ediyor.

Kentin güneyindeki tepelerde sit alanı olarak korumaya alınmış Odunpazarı semti, ahşap süslemeli, cumbalı evleri, kıvrımlı yolları, çıkmaz sokakları ile deniz köpüğü sevdalılarını içine çeker. Etaplar halinde sürdürülen restorasyon ve kentsel dönüşüm çalışmaları sonucunda, bir zamanlar metruk halde yıkılmayı bekleyen tarihi Atlıhan, artık avlusuna bakan atölyelerde hayalin ve maharetin bembeyaz köpüklerde anlamlı çizgilere dönüşmesine tanıklık ediyor.

 

Deniz Köpüğü mü Lületaşı mı?

Eskişehir'de beşbin yıldır deniz köpüğüyle hayaller demleniyor. Uygur Türkçesi'nden günümüze ulaşan biçimiyle 'Taloy Köfigi' yani 'Deniz köpüğü' adı, birçok yabancı dile bu anlamıyla çevrilmiş ve yaygın olarak 'Meerschaum' olarak anılır hale gelmiştir. Bilim dünyasındaysa, mürekkepbalığının 'sepio' kemiğine benzetilmesi sebebiyle, yine denizden gelen ilhamla 'sepiolit' olarak adlandırılır. Deniz köpüğünün lületaşı adıyla benimsenmesi, Osmanlı toplumunun tütünle tanıştığı 1600’lü yıllara rastlar.  Kolay işlenebilirlik, yüksek emicilik ve hafiflik gibi nadide özellikleriyle 'çubuk' denilen zamane kil lülelerin yerini almış ve ilk pipoların işlenmesinde kullanılmaya başlanmıştır. Işığı adeta içine hapseden bu değerli taş, bir yandan dünyanın en iyi pipo malzemesi olarak nam salarken, diğer yandan keyif içindeki zihinlerde 'Lüle' ile özdeşleşerek 'Lületaşı' adını alır.

 

Yumuşacık Bir Mineral

Lületaşı, sanki canlı bir organizmaymış hissini uyandıran doğal bir davranış tarzına sahiptir. Bilimsel anlamda, magnezyum hidrosilikat bileşiminde alkali bir mineraldir ve düzensiz bağlanmış kristalleriyle mikroskobik süngersi bir doku oluşturur. Yerin farklı katmanlarında irili ufaklı yumrular halinde bulunan lületaşı, oluşumunu sağlayan zeolitik su ve tepkimeler dolayısıyla, çıkarıldığında nemli ve yumuşaktır. Kolayca ve incelikle yontulabilir. Doğrudan veya işlendikten sonra kurutulan lületaşı, kaybettiği nem oranında hafiflerken, fiziki etkilere karşı direnç; sıvı ve gazlara karşı yüksek emicilik özelliği kazanır. Kurutulmuş lületaşı suya konduğunda kısa sürede yeniden doğal yumuşaklığına kavuşur.

 

Bir Yeniçeri Keyfiydi

Yüzlerce yıllık lületaşı işlemeciliğimizin tarihi serüveni, günümüzde sahip olduğumuz çoğu yeraltı cevherinin hazin işletmecilik hikâyeleri ile neredeyse özdeştir. Osmanlı tarihinin baş aktörlerinden olan Yeniçeriler, 1683 yılında Viyana kapılarına dayandıklarında kuşatmadan umduğunu bulamasa da, muharip faaliyetlerden arta kalan zamanlarda tüttürdükleri lületaşı çubuklar sayesinde, farkında olmadan hayli yüksek hacimli uluslararası lületaşı pipo sektörünün doğmasına sebep olurlar. Çok kısa zamanda talebi karşılamak üzere, lületaşının tam kapasiteyle ham olarak ihracatına başlanmıştır. İhraç edilmeden önce, çırpma, saykal, kaba alımı, arış, perdah, tandırlama, ıslak aba, ovma, yağlı aba, parlatma, tasnif ve kutulama (sandıklama) işlemlerinden geçirilmek üzere birçok atölye kurulur. Avrupa'dan gelen ham taş talebinin ulaştığı boyut, Eskişehir'den başlayarak İznik, İstanbul, Sofya, Belgrad, Budapeşte üzerinden Viyana'ya uzanan 'Lületaşı Yolu'nun oluşmasını sağlar.

 

Deniz Köpüğünün Yolculuğu

Lületaşı sanatçısının eline aldığı her bir taş bambaşka bir hikâye, bir öncekinden farklı bir mücadele anlatır. Kendini uysalca ustasının eline teslim etmiş olsa da, fazladan bir bıçak dokunuşu ile beyaz altına işlenen tüm emek uçup gidebilir. Ustalığın temel sırrı ustanın elinde yetişmekte saklıdır. Pipo dışında, satranç takımı, büst, rölyef, bilezik, kolye, küpe ve benzeri aksesuarlarda da zarafetini sergileme imkânı bulur. Sanatçılar, özgün olarak biçimlendirdikleri yaklaşık elli çeşit bıçak ve benzeri alet çeşidiyle lületaşı üzerinde her türlü bezeme hünerini şekillendirebilirler. Taşın en az fireyle değerlendirilmesi için doğal biçimine ve cinsine en uygun model seçilir. Bedenine kavuşan lületaşı dolaylı ısıtmayla uzun sürede kurutulur ve en küçük kusuru gösterecek mükemmellikte çok ince zımparalanır. Beyazlatılmış ve yeteri kadar ısıtılmış balmumuna batırılarak cilalandıktan sonra yüzeyden itibaren sıcak balmumu emdirilmiş lületaşı eserler ovularak parlatılır. Sonunda ışık ve gölgenin, üzerinde en cilveli oyunlarını oynadığı lületaşı, tüm görkemi ve benzersiz fildişi görünümüyle kendine yaşam ortağı bulmaya hazırdır. 

 

Dünyada Lületaşı Üretimi

Bugün aralarında ABD, Avusturya, Hollanda, Belçika ve Almanya'nın bulunduğu birçok ülkeye yılda en az 1-1.5 milyon dolarlık lületaşı ihracı gerçekleşiyor. Türkiye dışında Yunanistan, İspanya, Rusya, Fransa, Fas, ABD, Madagaskar ve Kenya'da da lületaşı ve benzeri minerallerin üretimi yapılıyor. Dünyanın beyazlık, hafiflik ve verimlilik yönünden en kaliteli sepiyolit mineraliyse Eskişehir'dedir. Bu sebeple deniz köpüğü ya da lületaşı adı kullanıldığında, anlatılmak istenen mutlaka ‘Eskişehir taşı’dır. Eskişehir'den geçen fay hatlarının ve buna bağlı kaplıca oluşumlarının bu bölgedeki taşın kalitesini artırdığı düşünülüyor. Eskişehir civarında Nemli, Yakaboyu ve Karatepe bölgeleri başta olmak üzere yerin 380 metreye kadar muhtelif derinliklerinden lületaşı çıkarılıyor.

 

Çoban ile Lületaşı Efsanesi

Pipoları kadar meşhur bir de efsanesi vardır lületaşının. Bu nadide taşı ilk bulan ve bu taşın yeraltı yolunu ilk ortaya çıkaranın bir köstebek olduğu söylenir. Bir gün genç bir çoban, Karatepe yöresindeki köylere gider. Yorgun düşünce oturup azığını çıkarır ve yemeğini yemeye başlar. O anda, bir köstebeğin beyaz beyaz taşları delikten dışarı çıkardığını görür. Çoban taşlardan birini çakısıyla yontmak için elini alır. Ama ilk çakı darbesiyle taş birdenbire ay parçası gibi güzel bir kıza dönüşüverir. Dile gelen güzel kız “Ey ademoğlu! Bana nasıl kıyarsın!” diye kızarak köstebeğin açtığı delikten içeri girip gözden kaybolur. Büyülenen genç çoban, kızın peşisıra deliğe dalar. Günler geçer ama çobandan bir daha haber alınamaz. Köylüler onu yerin yedi kat altında bir daracık kuyuda elinde sımsıkı tuttuğu bembeyaz taşlarıyla bulurlar.

O günden beri her lületaşı parçasında, çobanın ölümüne sürüklendiği sevdanın izlerini görürmüş köylüler. Lületaşını işleyenler, yedi kat yerin dibinden deniz köpüğünü çıkaran köstebeği sanatlarının öncüsü ve piri olarak kabul ederler.

Yazı: Ömer Alp Hatipağaoğlu    
Foto: Pınar Gediközer                 

   Kaynakça:
   SkyLife
- Temmuz 2008

 

Ömer Alp Hatipağaoğlu ve
Pınar Gediközer
'e teşekkürlerimizle

Denizce

30.07.2008