|
|

|
|
Sonbaharın ilk
belirtilerinin ortaya çıktığı günlerde doğaya dikkatle baktığımızda
çoktandır görmediklerimizi farketmeye başlarız.
Kısalan günler,
serinleyen hava, mevsimin ilk yağmurları, bu değişikliklerin baş
mimarlarıdırlar. Yaz güneşinin kavurduğu topraklardan ılık güz
yağmurlarıyla beraber taptaze çimenler boy göstermeye başlarlar. |
Sonbahar çiğdemleri yaylalara yeniden bahar rüzgârları getirirler.
Çoğu yerde "vargit gülü" ismini alan bu güzel varlıklar, yaylalara ilk
kar düşmeden açan son çiçekler olurlar. Akdeniz'in, Ege'nin kıyı
kuşaklarında ise siklamenler baharı yeniden yaşatırlar.
|

|
|
Çimenlerle,
çiçeklerle birlikte sonbahar doğasında bol görülenlerden biri de
mantarlardır. Hemen her yerde yağmurlardan kısa bir süre sonra
ortaya çıkan mantarların en çok bulunduğu yerler ise ormanlardır.
Mantarların yetişme koşullarında nispi rutubetin fazlalığı, ısı
değişikliğinin azlığı, çevrede organik madde çokluğu ve ışığın
yumuşaklığı gibi etkenler dikkate alındığında mantarların
ormanları neden daha çok sevdikleri ortaya çıkar.
Bütün ormanlarda
yetişmekle beraber kayın, gürgen, meşe ve benzeri yaprak döken
ağaçların bulunduğu ormanlarda daha çok bulunurlar. Genelde
ormanlarda, sonra tatlı su ve nadiren de denizde yaşarlar. |
Doğada yaşayan
canlılar yaptıkları temel iş ve işlevlere göre üç grupta
toplanmaktadır: Üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılar. Bitkiler
fotosentez sonucunda besin ve oksijen ürettikleri için üretici;
hayvanlar, doğrudan ya da dolaylı olarak besinlerini bitkilerden
sağladıkları için tüketici grubu oluştururlar. Ayrıştırıcılar ise ölen
organizmaları parçalayarak yeniden doğaya kazandırırlar. Bakteriler ve
mantarlar işte bu grubu, ayrıştırıcıları oluştururlar.
|

|
|
İlk canlıların dünya
yüzünde görülmeye başlamasından bu yana milyonlarca yıl oldu. O
zamandan bugüne kadar dünyaya gelen bütün canlılar oldukları yerde
kalsalardı herhalde güzelim dünyamız bir mezarlık görünümüne
bürünürdü.
Oysa, eğer insan
tarafından kirletilmemişse bir doğal alan, tertemizdir. Doğadaki
bu temizliği bize sağlayan, ölü organizmaları parçalayarak başka
canlıların yararlanacağı hale getiren bakteriler ve mantarlardır. |
Bir ağaç
devrildiğinde...
Ormanda bir
ağacın devrildiğini düşünelim. İlk birkaç yıl gövdesi üzerinde
mantarlar gelişir. Beş altı yıl sonra ağaç artık sert ve sağlam
yapısını kaybetmiş, yumuşak ve gözenekli bir hal almıştır. Bu safhada
bakteriler ağaç kütüğünün selüloz yapısını parçalamaya başlarlar.
Çeşitli böcekler de gövdeyi hem barınak, hem de besin olarak
kullanırlar.
Yirmi otuz yıl
sonra ağaç gövdesi artık şeklini de kaybetmiş, kahverengi bir yığın
haline gelmiştir. Üzerinde, çevresinde otlar, ağaçlar bitmeye
başlamıştır. Kısacası ağaç artık toprak olmuştur ve bu, mantarların,
böceklerin ve bakterilerin faaliyetleri sonucunda gerçekleşmiştir.
|

|
|
Dünya üzerinde 60
bine yakın mantar türü var; bazıları o kadar ilginçtir ki elle
sınırları çizilmiş gibi yaklaşık 6 mt. çapında bir dairenin içini
doldururlar. Mantarların bir kısmı besleyici ve lezzetlidir ve de
besin değeri taşır; ancak bir kısmı da zehirlidir.
Yenen mantarlarla
zehirli olanları ayırmak için onları iyi tanımak gerekir. Türkiye'de
yetişen mantarların en zehirli olanı yenen bazı türlerle benzerlik
gösterdiğinden mantar zehirlenmeleri olur. |
Bu nedenle çok
dikkatli olmak gerekmektedir. Zehirli mantarı zehirsiz olanından
ayırmak için kullanılan yöntemler de, ne yazık ki, doğru değildir. Tek
çıkar yol, mantarı iyi tanımaktır.
Cenaze töreni
Mantar
zehirlenmelerini (hafif türdekileri) farklı yorumlayan kültürler de
yok değil. İnsanlarda yenildiğinde garip etkiler yapan, Meksika'nın
ıslak otlu kesimlerinde yetişen türünü yiyenler, örneğin
hallüsinasyonlar görür. Kızılderililer, dini ayinlerinde bu mantarı
yiyerek güzellik, tazelik ve bilginin sırlarına sahip olacaklarına
inanırlar!
|

|
|
Mantarların
doğada yaptığı işi, bir bakıma doğadaki cenaze törenine
benzetebiliriz. Onlar ölüleri kaldırırlar. Fakat mantarlar bu
törene çok ilginç ve değişik kıyafetlerle katılmaktadırlar. Kimi
zaman kendi başlarınadırlar, kimi zaman toplu halde. Ve öyle ya da
böyle, ortaya koydukları tablo çoğu kez görsel bir şölendir.
Biçimleri, renkleri, dokuları, kesinlikle başka hiçbir canlı
formuna benzemez:
Deniz kabuğundan
mücevhere, gece lambasından, sanatçının düşlerini zorlayan
biçimlere... Yakınına ulaştığınızda gördüğünüz manzaranın sizi
masallarda geçen öykülere götürmesi kaçınılmaz... |
Bu yazıya eşlik
eden mantar fotoğrafları genellikle ülkemizin kuzeyinde yer alan orman
kuşağında çekildi. Fotoğraflarla yetinmeyip kendilerini görmek
istiyorsanız fırsat bulduğunuzda nemli orman patikalarına gidin. Ama
mutlaka nemli olmalı.
Yavaş yavaş
yürürken etrafınıza dikkatlice bakın. Belki de burada gördüklerinizden
daha farklı, daha güzel olanlarını göreceksiniz.
Deniz kabuğundan
mücevhere, gece lambasından sanatçının düşlerini zorlayan biçimlere...
Yazı
: Tansu Gürpınar
Fotoğraflar: Nusret Nurdan Eren Kaynakça:
Sea Life
Sayı: 1 Ekim-2001
Tansu Gürpınar'a teşekkürlerimizle
Denizce

|
|