|
ÖLÇÜSÜZ MARİNA ZAMMI
HAKİM DURUMUN KÖTÜYE KULLANILMASI
Geçtiğimiz
günlerde Ataköy Marina ücret tarifesi üzerinde sessiz sedasız
yapılan arttırım, deniz kamuoyunda çalkalanmalara ve itirazlara
konu oldu. Marina yönetimi tarafından konu zammın hangi
kriterler ve sebeplerle yapıldığına ilişkin bir açıklama da
yapılmadığından, adeta tek taraflı ve hakkaniyete uygun olmayan
bir uygulamaya maruz kalındığı hakim düşüncesi ışığında, bu
yöndeki talepler de gözetilerek deniz kamuoyunun hukuki anlamda
bilgilendirilmesinin temini için konunun genel bir hukuki
değerlendirmesinin yapılması gereği doğmuştur.
Yeni bağlama
tarifesi incelendiğinde, hem doğrudan arttırım uygulanıldığı,
hem de tarife biçimi değiştirilmek suretiyle ayrıca dolaylı
arttırım yoluna gidildiği görülmektedir. Buna göre:
a)
51
metrekare yüzölçümüne kadar tekneler için eski fiyat tarifesine
göre avro üzerinden yaklaşık % 63 oranında artış uygulandığı,
b)
Diğer
yandan bu yeni tarife değerleri üzerinden 51 metrekarenin
altındaki tüm teknelerin 51 metrekare imişçesine
değerlendirildiği anlaşılmaktadır.
Fiyatlandırma
usul ve esasındaki bu değişikliğin sonucu olarak, sözgelimi
halen Ataköy Marinada bağlı 32 feet uzunluğundaki ve yaklaşık
yüzölçümü 32 metrekare olan 24 yaşındaki yelkenlimiz Resif’in
önceki tarifeye göre bir senelik bağlama bedeli yaklaşık
2.400 avro iken yeni uygulama ile 6.232,20 avro
istenildiği bir başka deyişle teknemiz bağlama ücretine
avro üzerinden fiilen % 160 arttırım uygulanıldığı
görülmektedir.
Halen marinada
bağlı birçok teknenin neredeyse mali değerini aşan bu senelik
bağlama bedelinin yarattığı şok bir yana, yeni uygulamayı
müteakip -arttırım ile neredeyse aynı anda- alternatif mahiyette
tekne bağlanabilecek evsafta boş yeri olan balıkçı
barınaklarının dahi tarifelerini bu arttırıma paralel olarak
yeniden düzenlemiş olmaları tekne sahiplerinin içine düştüğü
çaresiz durumu gözler önüne sermektedir.
Bu durumun
bizim yönümüzden hukuki değerlendirmesine gelince; 4054 sayılı
Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un madde-3, madde-6 ve
müteakip maddeleri kapsamında konu “Hakim Durumun Kötüye
Kullanılması” başlığı altında hükme bağlanmıştır.
Buna göre; bir veya birden fazla teşebbüsün Ülke’nin bütününde
ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hakim
durumunu tek başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya
da birlikte davranışlar ile kötüye kullanması hukuka aykırı ve
yasaktır.
Hakim durum,
belirli bir piyasadaki bir veya birden fazla teşebbüsün,
rakipleri ve müşterilerinden bağımsız hareket ederek fiyat, arz,
üretim ve dağıtım miktarı gibi ekonomik parametreleri
belirleyebilme gücü olarak tanımlanmış ve Kanun’un 6. maddesinde
de hakim durumun kötüye kullanılması halinin hukuka aykırı ve
yasak olduğu belirtilmiş, kötüye kullanmanın tanımı yapılmamış
ancak uygulamada sık rastlanılan kötüye kullanma halleri
örneklemek suretiyle sayılmıştır. Bunlar;
a)
Ticari faaliyet alanına başka bir teşebbüsün girmesine doğrudan
veya dolaylı olarak engel olunması ya da rakiplerin piyasadaki
faaliyetlerinin zorlaştırılmasını amaçlayan eylemler,
b)
Eşit durumdaki alıcılara aynı ve eşit hak, yükümlülük ve edimler
için farklı şartlar ileri sürerek, doğrudan veya dolaylı olarak
ayrımcılık yapılması,
c)
Bir mal veya hizmetle birlikte, diğer mal veya hizmetin satın
alınmasını veya aracı teşebbüsler durumundaki alıcıların talep
ettiği bir malın veya hizmetin, diğer bir mal veya hizmetin de
alıcı tarafından teşhiri şartına bağlanması ya da satın alınan
bir malın belirli bir fiyatın altında satılmaması gibi tekrar
satış halinde alım satım şartlarına ilişkin sınırlamalar
getirilmesi,
d)
Belirli bir piyasadaki hakimiyetin yaratmış olduğu finansal,
teknolojik ve ticari avantajlardan yararlanarak başka bir mal
veya hizmet piyasasındaki rekabet koşullarını bozmayı amaçlayan
eylemler,
e)
Tüketicinin zararına olarak üretimin, pazarlamanın ya da teknik
gelişmenin kısıtlanması olarak sıralanmıştır.
Hakim durum, bir
ya da birden fazla teşebbüsün pazarda güçlü bir konumda
bulunmasını, yani teşebbüsün pazarda rekabeti önleme veya
serbestçe davranabilme ya da istediği stratejiyi pazara kabul
ettirme gücüne sahip olmasını ifade eder. İlgili pazarı
belirleyen iki temel unsur bulunmaktadır. Bunlar, coğrafi pazar
ve ürün pazarıdır. İlgili coğrafi pazardan anlaşılması gereken
aynı rekabet koşullarına sahip pazar alanıdır. Ürün pazarı ise
ticari alışveriş konusu olan bir malın yada hizmetin oluşturduğu
pazardır. Bir teşebbüsün hakim durumda bulunduğunu gösteren
değişik ekonomik ve sosyal faktörler de bulunmaktadır. Buna göre
hakim durumun tespitinde, ilgili ürün ve coğrafi pazarın
yanısıra ilgili zaman dönemi, ürünün ikame edilebilirliği,
çapraz esnekliği, pazarın homojen yapıda olması, pazardaki
rakiplerin sayısı ve pazar payları gibi hususların da
incelenmesi gerekmektedir.
Kısaca hakim
durumun tespiti konusunda yapısal, işlevsel ve ekonomik güce
dayalı olmak üzere çeşitli değerlendirme ölçütleri vardır. Hakim
durumun varlığı tamamen iktisadi analizlere dayanarak
araştırılması gereken bir konu olup, hakim durumun
belirlenmesinde önemli olan ve öncelikle ele alınması gereken
ölçüt, işletmenin ilgili pazardaki payıdır. Pazar payının yalnız
hakim durumda olup olmadığının incelenmekte olan işletme
açısından değil, bu işletmeye rakip olan, diğer işletmeler
açısından da incelenmesi gerekmektedir.
Danıştay 10.
Dairesi’nin 2001/2561, K. 2004/5848, 29.6.2004
tarihli konuya ışık tutar
mahiyette, benzer bir olaya ilişkin bir kararında özetle;
“Ruhsatını uydu yer istasyonu işletenlere kiralayan şirketin,
maliyet artışı olmadan rakip teşebbüslerin faaliyetlerinin
zorlaşması ve piyasa dışına itilmeleri sonucunu doğuracak
şekilde tarifeyi arttırması hakim durumun kötüye kullanılmasıdır
ve uygulama tedbiren durdurulmalıdır”
tespiti
yapılmakta ve açıklamalarımıza paralel yöndeki bu kararı ile
konuya ilişkin yargısal bakış açısı ortaya konulmaktadır.
2634
sayılı Turizmi Teşvik Kanunu madde 10 gereğince;
“Belgeli işletmelerin uygulayacakları fiyat tarifelerinin
hazırlanması ve onaylanmasına ilişkin genel ilkelerin Bakanlıkça
(Kültür ve Turizm Bakanlığı) belirleneceği” hususu hükme
bağlanmıştır. Bu çerçevede; arttırımın salt serbest piyasa
kriterlerine göre yapılamayacağı, tarifenin belirlenmesinde
kamusal kriterlerin gözetilmesi kanuni zorunluluğundan yola
çıkıldığında; marina fiyat tarifesinin, Türk Denizciliği ve
Yelkenciliği ile doğrudan ilgisinin görmezden gelinmesinin
mümkün olamayacağı da açıktır. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca
yapılmış değerlendirmede Denizcilik Müsteşarlığı’nın konuya
ilişkin görüşünün alınıp-alınmadığını yahut belirlemenin hangi
ölçütlerle yapıldığını bilemesek de, arttırımın olumsuz
sonuçlarından bilhassa 13 metre altındaki teknelerin son derece
olumsuz biçimde etkileneceği tespitinden hareketle, “eğer
denizciliği büyük ülkümüz olarak düşünmekten vazgeçmediysek”
tarifeyi onaylayan ve talep eden mercilerin denizciliğe ve
bilhassa yelkenciliğe büyük zarar verecek bu uygulamayı bir kez
daha gözden geçirmelerinde ve mutabakat ile adalet duygusuna da
uygun düşecek yeni bir tarife belirlenmesinde fayda olacağı
kanaatindeyiz.
Değerli
denizci dostlar; pruvanız neta, rüzgarınız kolayına, deniziniz
sakin ve neşeniz daim olsun.
Saygılarımla
Av. Cem Gürkut Moralıoğlu
|