| |
Yazmak iyi hoş da, başlangıcı çok zor. Neyse, konuya uygun
bir giriş yapacağım artık. Anlatacağım anım denizle ilgili.
Giriş de denizle ilgili olacak. İlk denizle tanışmam babam
sayesinde olmuş. Olmuş diyorum, çünkü hatırlamıyorum,
anlatılanlara göre yazacağım. Üç yaşlarımdayken babam beni
kucağına alıp suyun derin kısmında bırakıvermiş, sanki ben
doğuştan yüzücüymüşüm! Çırpınmaya başlamışım. Etraftan görenler
hayretler içinde kalmışlar, ben iyi ki hatırlamıyorum o anı.
Babamın göz sınırlarında suyun yüzeyinde durabilmek için
mücadele etmişim, babamdan birçok şeyi böyle öğrendim. Yani
sizin anlayacağınız yüzmeyi ne zaman öğrendiğimi hatırlamıyorum.
Sanırım o günden sonra suyun üstünde durmayı öğrenmekten başka
çarem yoktu. Öğrendim.
Bir sene önceydi. O yaz kızım İngiltere'ye bir aylığına
lisan okuluna gitmişti. Çok yalnız kalmıştım ve Marmaris'e
arkadaşımı ziyarete gittim. Hem onu çok özlemiştim, hem de
sanırım biraz kendimi dinlemeye, dinletmeye ihtiyacım vardı.
Konuştuk uzun, uzun. Sabahladık ne çok anlatılacak vardı.
Kendime bile anlatamadıklarımı anlattım, yoruldum, yordum.
Çocukluk arkadaşımdı, biliyordu nelerden hoşlandığımı, nelerden
mutlu olduğumu. Benim için harika bir program hazırlamış.
Telefon etti ve üstüme şort giyip hazır olmamı istedi.
Akşam üstü geldi ve beni aldı. Yat limanına doğru gidiyorduk.
Nereye gidiyoruz dediğimde bana sabırlı ol diyordu.
Sabırsızlığımı unutmuş.
Arabayı park ettik ve teknelerin içinde yürümeye başladık.
Birinin önünde durduk. Bu harika bir yelkenliydi. O an
uçabilirdim sevincimden. En büyük hayallerimden biriydi motor
gürültüsü olmadan denizin üstünde uçarcasına, denizi dinleyerek
gitmek. Nilüfer'in gözlerine baktım hiçbir şey söylemedim. O
gözümdeki ışıltıyı gördü. Güneş batmak üzereydi, rüzgar
yelkenleri şişirmişti. Bu inanılmaz bir duyguydu. Suyun üstünde
kayıyordum, duyduğum ses, rüzgarın ıslığı ve denizin
alkışlarıydı. Bir müddet hiç konuşmadım.
Seyrettim, dinledim, düşündüm. O anı sindirmek istedim. Hava
karardı minicik masamızı hazırladık. Balıklarımızı pişirdik,
rakı şişesinin kapağını açtık. Teknenin altından suya vurdukça
çıkan sesten başka ses yoktu. Balığın tadı bir başkaydı,
kalamarın lezzeti bir başkaydı, rakı sanki her zaman içtiğim
rakı değildi. Ama Nilüfer aynı Nilüfer, ben aynı ben. Paylaştık
yaşadıklarımızı, yemeğimizi ve zamanımızı. Etrafta hiç ışık
yoktu. Yıldızlara uzansam dokunabilecekmişim gibi çok yakındı.
Saat kaç oldu bilemiyorum, denizin ortasında saatin ne önemi
olabilirdi ki? Nilüfer yattı. Güzellikleri bırakmama ve o
küçücük kamaraya kapanmama imkan yoktu. Bir battaniye aldım ve
bir duble daha rakı koydum. Denize baktım, artık baş başaydık.
Beni çağırıyordu sanki, belki de ben onu. Kendimi suya bıraktım.
Yıllar önce beni suya bırakan babam gibi, ama çırpnmıyordum.
Ellerimden damlayan sular masmavi ışıl, ışıl düşüyordu. Suyun
altında kollarımın hareketi ile oluşan pırıltılar denizi
aydınlatıyordu. Sessizlik, yıldızlar... Herşey mükemmeldi.
Sonsuzluk gibiydi. Denizin bittiği noktada yıldızlar başlıyordu.
Hangi birini kucaklayacağımı şaşırmıştım. Onlar şaşırmadılar,
kucakladılar. Kaç saat suda kaldığımı bilmiyorum, bildiğim rüya
gibi bir geceydi. Deniz, yıldızlar ve ben vardık. Her kulacımda
ayrı lezzet, ayrı keyif vardı. Yıldızlar sönmeye başladığı anda
deniz, gecenin siyah mavisinden, kızıl maviliye büründü. Artık
suyu aydınlatan ben değildim. Günün ilk ışıklarıyla balıkçılar
gelmeye başladı. Balıkçı teknelerinin çıkardığı sesler, bu güzel
anların bitme gonglarıydı. Sudan çıktıktan sonra battaniyeye
sarındım ve kalan dublemi içtim. Ürperdim ama üşüdüğümden değil,
teşekkür ederim Nilüfer...
A. Sara Aman'a
teşekkürlerimizle
Denizce

26.12.2009
|
|