| |
Günümüzde herkes Türkçe konuşuyor, bu bilinen bir gerçek. Ama
''nasıl konuşuyor?'' dediğimiz zaman, kulağımıza hatalarla dolu
sesler geliyor. Bu sesleri akordu doğru bir kemanla
karşılaştırırsak, kemanın akordu ile “sesin” ve ''nefesin''
akordu arasında bir fark olmadığını görürüz. Çünkü sizin de en
önemli enstrumanınız bedeninizdir.
Bedeniniz ne kadar gergin ve sert olursa sesiniz de o kadar
cılız ve ürkek çıkar. Sesi ve nefesi iyi akort etmek gerekir.
Temelinde, nefesin yattığı, “konuşma” dediğimiz iletişim
kaynağının, olmazsa olmazlarının başında nefes gelmektedir.
“Bugün kaç kere nefes aldım ?” diye hiç düşündünüz mü? Bir
düşünmüş olsanız hiç nefes almadığınızın farkına varacaksınız.
Çünkü aldığınız nefesin, yaşamınızı sürdürmenizin dışında hiçbir
işe yaramadığını göreceksiniz. Oysa ki, anlattığınızın etkili
bir şekilde anlaşılabilmesi için, bir “konuşma nefesi”ne
ihtiyacınız olduğunun farkına varmalısınız.
Yaşam için alınan nefese biz akademik dilde “durağan nefes”
yani “yaşam nefesi” diyoruz. Bizim de açık denizlere
yolculuğumuz böyle başlıyor. Durağan nefes (yani yaşamınız için
aldığınız nefes) cümle sonlarındaki heceleri yutmanıza sebep
oluyor. “cim”, “dim”, “mim” gibi heceler, uzun cümlelerin
sonunda nefes yetersizliğinden yutulur ve anlattığınız güzel
projeniz dinleyenler tarafında anlaşılmaz. Çünkü sizin
konuşmanızda en önemli yorumunuz “gel DİM”ise “dim” hecesini
yutarsanız dinleyenler “ne dedi?” diye birbirlerine
soracaklardır. Sizin bundan haberiniz olmayacak ve siz sonraki
cümlenize başlayacaksınız. Dolayısıyla dinleyenler cümlenizin
başını da kaçıracaklardır. İşte, konuşmada nefesin önemi,
burada başlıyor.
Ciğerlerinizi koni biçiminde düşünürseniz, yaşamınız için
aldığınız (durağan) nefes, çok dar bir kısım olan üst tarafa
dolar ve bu nefes maalesef dört satırlık bir cümleyi tek nefeste
söylemenize yetmez, tükenir. Oysa ki “hareket halindeki nefes”
(akademik dilde “diyafram nefesi”)dediğimiz nefesi aldığınız
zaman, bu nefes koninin en altına kadar iner ve ciğerlerinizin
en altını yanlara açar. Diyafram zarı aşağıya basılır, konuşmaya
başladığınızda da diyaframdaki nefes bitince, depo dediğimiz
bölüm yanlara açılır. Böylece, cümleniz kaç satır olursa olsun,
iyi bir artikülasyon yardımı ile, dinleyenler tarafından,
rahatlıkla ve etkili bir şekilde anlaşılmanızı sağlar. Bundan
dolayı, şan eğitimi almış sanatçılar, oturarak şarkı
söylemezler. Ama günümüzde televizyon starları (!) her olmayacak
şeyi yaptıklarından, bunu da yaptıklarını mutlaka görürsünüz,
bilin ki onlar sahtekarlık yapıyorlardır, hele mikrofonu da
sallıyorlarsa idamlıktırlar. Çünkü etkili kullanılmayan nefes,
seste güvensizlik yapar ve titreme yaratır.
Neden 0-1.5 yaş arası çocukların sesi kısılmaz?
Çünkü doğuşta ilk nefesi alan çocuk diyaframı kullanır,
mecburdur. Yapışık olan ciğerlere alınan ilk nefes, organı
yakarak açar nefes direkt diyaframa gider. Ağladığında ise karın
kasları sertleşir ve nefesini sıkarak vermeye başlar. Öyle ki,
bazı anlar katılıyor telaşına kaptırır ebeveynini. Oysa ki en
sağlıklı nefesi alıp vermektedir. Taaa ki hayatın kolaylıklarına
alışıp nefesi göğüsüne yerleştirene kadar. Yani “durağan
nefes”le tanışana kadar. İsterseniz deneyin; bir bebeğin
bağırdığı gibi yirmi saniye bağırın, bir hafta sesinizi unutun,
tedavi için de on gün süre tanıyın kendinize. Lütfen maçtan
çıkan insanların sesine kulak veriniz.
Eğer yanlış nefes alıp konuşuyorsanız, ses tellerinizde
nodül, miyom, polip gibi hastalıklar oluşur. Bunları, ses
kısılmaları ve devamlı gıcıklar takip eder. Siz bunları bazı
göğüs hastalıklarına yorar ve asla bir ses teli uzmanına
gitmezseniz sonuç, tanrı korusun, ses teli ameliyatına kadar
gider. Ameliyat sonrası süreci biraz zordur. Yani üç ay asla
konuşmak yok, üç ay sonra fısıltı ile ve daha sonra bir ses
terapisti ile çalışmalar, daha sonra da ehil bir şan hocasıyla
piyano eşliğinde şan dersleri… Bu sevimsiz durumla karşılaşmak
istemiyorsanız, lütfen geç olmadan bir ses teli uzmanına mutlaka
bir kere muayene olun diye tavsiye ederim, Çünkü ses telleri,
kadınlarda 16-20, erkeklerde ise 20-25 mm. uzunluğundadır. Bu
saç teli gibi olan organlar, sesiniz çıktığı günden itibaren
birbirine vurup durur, ama hiçbir zaman bir uzman hekime kontrol
ettirilmeye layık olmazlar maalesef.
Unutmayınız, günümüzün en yaygın düzensiz beslenme hastalığı
olan reflü ses tellerinin bir numaralı düşmanıdır. Zira, mide
asidi gece en derin uykunuzda gırtlağınıza gelir ve ses
tellerinizi yakar. Lütfen dikkat ediniz. Gırtlak bölgesi
dediğimiz vücudunuzun bir numaralı tını bölgesinde bir
rahatsızlık hissederseniz bir uzman doktara baş vurmayı ihmal
etmeyiniz.
İki numaralı tını bölgesi ise ağız boşluğudur. Burada malum,
dil, dudak, dişler ve damak vardır. Bu organların içinde en
önemlisi damaktır. Damak ön ve art (arka) damak olmak üzere
ikiye ayılır. Arka damak (art damak) çok önemlidir. Dil palası
dediğimiz dilin üst kısmının geri giderek art damağı tıkamasıyla
K ve G harflerinin sesini, geniz bölgesine gitmeden, ağız
boşluğundan çıkmasını sağlar. Burası (art damak) çalışmıyorsa
konuşma bozukluğu var demektir. Bu da ancak tıbbın işidir,
hiçbir ses nefes ve dil okulu eğitimi, bu bozukluğu düzeltemez.
Üçüncü tını bölgesi ise baş bölgesidir. Burada kafatası,
sinüs boşluğu ve elmacık kemikleri vardır. Buraların da tıkalı
olması sesin nezleli bir ses olarak çıkmasına sebep olur.
Bu üç bölgenin ortak çalışmasından çıkan ses, iyi ve kaliteli
bir sestir. Kötü ve kalitesiz ses yoktur tabii, eğitimsiz ses
vardır. Her sesi eğiterek kaliteli ve iyi bir ses haline
getirmek sizin elinizdedir.
Bir de yardımcı tını bölgeleri vardır ki bunlar da sırt ve
göğüs boşluklarıdır. Konuşurken elinizi göğsünüze ya da biri
konuşurken sırtına hafif temas ettirirseniz bir rezonans
hissedeceksiniz. Buralarda ana tını bölgelerinin miçolarıdır.
Malum miçolar olmazsa deniz yolculukları zordur. Ben, bu
bölgelere, ana tını bölgeleri için çalışan vücudun işçi sınıfı
diyorum. Çünkü o iki bölge iyi çalışmazsa, ana tını
bölgelerinden çıkan ses parazitli, buğulu ve hırıltılıdır.
Sevgili
Denizce dostlarım;
İşte ses ve nefes. Önemini sizin taktirinize bırakıyorum.
Hiçbir eğitim için geç değildir. Güvenilir ehliyetli kişiler
veya kurumlardan alınan ses eğitimi, inanın, kaç yaşında
olursanız olun, sizi iki kerte daha ileri götürecek ve
sağlığınıza büyük etkisi olacaktır.
Sizlere ses ve nefesin önemini elimden geldiğince özetlemeye
çalıştım, ama bir türlü boğumlanmayı yani artiklasyonu
yazamadım. Belki bir başka yazıda bunları da paylaşabilirsem
mutlanırım.
Saygılarımla;
Mehmet Gürhan
Mehmet Gürhan'a
teşekkürlerimizle
Denizce

16.02.2010
|
|