Denizce
  e-mail
denizce@denizce.com
 





Ahmet Serim
Ali Eser
Ali San
Ayşe Mutlu Demetçi
Cem Boyner
Çetin Kent
Çiğdem Tepecik
F.Şadi Gücüm
Haluk Işındağ
Martine Atalay
M.Tınaz Titiz
Recep Dönmez
Sahip Akosman
Tanju Berk
Turgay Tuna
Turgut Tülümen
Yılmaz Dağcı
Yusuf Köprülü

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

  Dost Köşesi    

  Etkili Konuşmada SES ve NEFESin Önemi                                  Mehmet Gürhan

 

 

Günümüzde herkes Türkçe konuşuyor, bu bilinen bir gerçek. Ama ''nasıl konuşuyor?'' dediğimiz zaman, kulağımıza hatalarla dolu sesler  geliyor. Bu sesleri akordu doğru bir kemanla karşılaştırırsak, kemanın akordu ile “sesin” ve ''nefesin'' akordu arasında bir fark olmadığını görürüz. Çünkü sizin de en önemli enstrumanınız bedeninizdir.

Bedeniniz ne kadar gergin ve sert olursa sesiniz de o kadar cılız ve ürkek çıkar. Sesi ve nefesi iyi akort etmek gerekir. Temelinde, nefesin yattığı, “konuşma” dediğimiz iletişim kaynağının, olmazsa olmazlarının başında nefes gelmektedir. “Bugün kaç kere nefes aldım ?” diye hiç düşündünüz  mü? Bir düşünmüş olsanız hiç nefes almadığınızın farkına varacaksınız. Çünkü aldığınız nefesin, yaşamınızı sürdürmenizin dışında hiçbir işe yaramadığını göreceksiniz. Oysa ki,  anlattığınızın etkili bir şekilde anlaşılabilmesi için, bir “konuşma nefesi”ne ihtiyacınız olduğunun farkına varmalısınız.

Yaşam için alınan  nefese biz akademik dilde “durağan nefes” yani “yaşam nefesi” diyoruz. Bizim de açık denizlere yolculuğumuz böyle  başlıyor. Durağan nefes (yani yaşamınız için aldığınız nefes) cümle sonlarındaki heceleri yutmanıza sebep oluyor. “cim”, “dim”, “mim” gibi heceler, uzun cümlelerin sonunda nefes yetersizliğinden yutulur ve anlattığınız güzel projeniz dinleyenler tarafında anlaşılmaz. Çünkü sizin konuşmanızda en  önemli yorumunuz “gel  DİM”ise “dim” hecesini yutarsanız dinleyenler “ne dedi?” diye birbirlerine soracaklardır. Sizin bundan haberiniz olmayacak ve siz sonraki cümlenize başlayacaksınız. Dolayısıyla dinleyenler  cümlenizin başını da kaçıracaklardır. İşte, konuşmada nefesin önemi,  burada başlıyor.

Ciğerlerinizi koni biçiminde düşünürseniz, yaşamınız için aldığınız (durağan) nefes,  çok  dar bir kısım olan üst tarafa dolar ve bu nefes maalesef dört satırlık bir cümleyi tek nefeste söylemenize yetmez, tükenir. Oysa ki “hareket halindeki nefes” (akademik dilde “diyafram   nefesi”)dediğimiz nefesi aldığınız zaman, bu nefes koninin en altına kadar iner ve ciğerlerinizin en altını yanlara açar. Diyafram zarı aşağıya basılır, konuşmaya başladığınızda da diyaframdaki nefes bitince,  depo dediğimiz bölüm yanlara açılır. Böylece, cümleniz kaç satır olursa olsun, iyi bir artikülasyon yardımı ile, dinleyenler tarafından, rahatlıkla ve etkili bir şekilde  anlaşılmanızı sağlar. Bundan dolayı, şan eğitimi almış sanatçılar, oturarak şarkı söylemezler. Ama günümüzde televizyon starları (!) her olmayacak şeyi yaptıklarından, bunu da yaptıklarını mutlaka görürsünüz, bilin ki onlar sahtekarlık yapıyorlardır, hele mikrofonu da sallıyorlarsa idamlıktırlar. Çünkü etkili kullanılmayan nefes, seste güvensizlik yapar ve titreme yaratır.

Neden 0-1.5 yaş arası çocukların sesi kısılmaz?

Çünkü doğuşta ilk nefesi alan çocuk diyaframı kullanır, mecburdur. Yapışık olan ciğerlere alınan ilk nefes, organı yakarak açar nefes direkt diyaframa gider. Ağladığında ise karın kasları sertleşir ve nefesini sıkarak  vermeye başlar. Öyle ki, bazı anlar katılıyor telaşına kaptırır ebeveynini. Oysa ki en sağlıklı nefesi alıp vermektedir. Taaa ki hayatın kolaylıklarına alışıp nefesi göğüsüne yerleştirene kadar. Yani “durağan nefes”le tanışana kadar. İsterseniz deneyin; bir bebeğin bağırdığı gibi yirmi saniye bağırın, bir hafta sesinizi unutun, tedavi için de on gün süre tanıyın kendinize. Lütfen maçtan çıkan insanların sesine kulak veriniz.

Eğer yanlış nefes alıp konuşuyorsanız, ses tellerinizde nodül, miyom, polip gibi hastalıklar oluşur. Bunları, ses kısılmaları ve devamlı gıcıklar takip eder. Siz bunları bazı göğüs hastalıklarına yorar ve asla bir ses teli uzmanına gitmezseniz sonuç, tanrı korusun, ses teli ameliyatına kadar gider. Ameliyat sonrası süreci biraz zordur. Yani üç ay asla konuşmak yok, üç ay sonra fısıltı ile ve daha sonra bir ses terapisti ile çalışmalar, daha sonra da ehil bir şan hocasıyla piyano eşliğinde şan dersleri… Bu sevimsiz durumla karşılaşmak  istemiyorsanız, lütfen geç olmadan bir ses teli uzmanına mutlaka bir kere muayene olun diye tavsiye ederim, Çünkü ses telleri,  kadınlarda 16-20, erkeklerde ise 20-25 mm. uzunluğundadır. Bu saç teli gibi olan organlar, sesiniz çıktığı günden itibaren birbirine vurup durur, ama hiçbir zaman bir uzman hekime kontrol ettirilmeye layık olmazlar maalesef.

Unutmayınız, günümüzün en yaygın düzensiz beslenme hastalığı olan reflü  ses tellerinin bir numaralı düşmanıdır. Zira, mide asidi gece en derin uykunuzda gırtlağınıza gelir ve ses tellerinizi yakar. Lütfen dikkat ediniz. Gırtlak bölgesi dediğimiz vücudunuzun bir numaralı tını bölgesinde bir rahatsızlık hissederseniz bir uzman doktara baş vurmayı ihmal etmeyiniz.

İki numaralı tını bölgesi ise ağız boşluğudur. Burada malum, dil, dudak, dişler ve damak vardır. Bu organların içinde en önemlisi damaktır. Damak ön ve art (arka) damak olmak üzere ikiye ayılır. Arka damak (art damak) çok önemlidir. Dil palası dediğimiz dilin üst kısmının geri giderek art damağı tıkamasıyla K ve G harflerinin sesini, geniz bölgesine gitmeden, ağız boşluğundan çıkmasını sağlar. Burası (art damak) çalışmıyorsa konuşma bozukluğu var demektir. Bu da ancak tıbbın işidir, hiçbir ses nefes ve dil okulu eğitimi, bu bozukluğu düzeltemez.

Üçüncü tını bölgesi ise baş bölgesidir. Burada kafatası, sinüs boşluğu ve elmacık kemikleri vardır. Buraların da tıkalı olması sesin nezleli bir ses olarak çıkmasına sebep olur.

Bu üç bölgenin ortak çalışmasından çıkan ses, iyi ve kaliteli bir sestir. Kötü ve kalitesiz ses  yoktur tabii, eğitimsiz ses vardır. Her sesi eğiterek kaliteli ve iyi bir ses haline getirmek sizin elinizdedir.

Bir de yardımcı tını bölgeleri vardır ki bunlar da sırt ve göğüs boşluklarıdır. Konuşurken elinizi göğsünüze ya da biri konuşurken sırtına hafif temas ettirirseniz bir rezonans hissedeceksiniz. Buralarda ana tını bölgelerinin miçolarıdır. Malum miçolar olmazsa deniz yolculukları zordur. Ben, bu  bölgelere, ana tını bölgeleri için çalışan vücudun işçi sınıfı  diyorum. Çünkü o iki bölge iyi çalışmazsa, ana tını bölgelerinden çıkan ses parazitli, buğulu ve hırıltılıdır.

 

Sevgili Denizce dostlarım;

İşte ses ve nefes. Önemini sizin taktirinize bırakıyorum. Hiçbir eğitim için geç değildir. Güvenilir ehliyetli kişiler veya kurumlardan alınan ses eğitimi, inanın, kaç yaşında olursanız olun, sizi iki kerte daha ileri götürecek ve sağlığınıza büyük etkisi olacaktır.

Sizlere ses ve nefesin önemini elimden geldiğince özetlemeye çalıştım, ama bir türlü boğumlanmayı yani artiklasyonu yazamadım. Belki bir başka yazıda bunları da paylaşabilirsem mutlanırım.

Saygılarımla;     
Mehmet Gürhan  

Mehmet Gürhan'a teşekkürlerimizle

Denizce

16.02.2010