| |
|
 |
Gel, gel, ne olursan ol yine
gel,
İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol
yine gel,
Bizim dergahımız, umitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...
Aklın varsa bir başka akılla
dost ol da,
işlerini danışarak yap...
Bir katre olma, kendini deniz haline getir
Madem ki denizi özlüyorsun,
katreliği yok et gitsin
Beri gel, beri !
Ya olduğun gibi görün, ya
göründüğün gibi ol...
|
Düşünceleri,
Allah ve insan sevgisi yüzyıllardır insanlığı aydınlatan,
gönüllerde sonsuzluğa ulaşan Mevlâna Celaleddin Rumi’ye
atfedilen mucizeler minyatürlerin ilham kaynağı olmuştu.
Mevlâna Celaleddin Rumi insanlık tarihinin en yüce insanlarından
biri. Onun kişiliğinde insanlık sevgisi ve insanların birliği
ile Allah sevgisi özdeşleşti. Mevlâna, inananlar-inanmayanlar
ayrışmasını ortadan kaldıran bir önder oldu. Ona göre, insan
yaratılışta soylu ve temizdir. Bu temiz varlık içinden kimileri
çarpıtılmış ve saptırılmıştır. Mevlâna’nın hedefi Tanrısal özü,
ölümsüzlüğü bilmeyen insanı kurtarmak oldu. Onun büyük eseri
‘Mesnevî’nin temelinde de aşk vardır. İnsan sonsuzla ancak aşk
ile buluşabilir. Mevlâna’nın en önemli hareket noktası da bu
aşktır.
Aradan geçen 733
yıl boyunca Mevlâna sevgisi insanlığa hep ışık tuttu.
Mevlâna’nın 1273 yılında ölümünden sonra Konya’da, oğlu Sultan
Veled Mevleviliği simgeleştirip kurumlaştırdı. Osmanlılar
döneminde Mevlevîlik çok gelişti ve yüzyıllar boyunca insan
sevgisini, hoşgörüyü ve güzellikleri öğretti.
|

Mevlâna oğlu Veled'e her
türlü
günahtan arınmasını öğütlüyor
(Topkapı Sarayı Kitaplığı) |
|

Aksaray'da Sultan Rükneddin
öldürülürken Konya'da semâ eden Mevlâna onun bağırışını
duymamak için kulaklarını tıkıyor... (New York Morgan
Library) |
Belh’ten Yayılan Nur
Mevlâna
Celaleddin Rumi, 1207 yılında Horasan’ın Belh kentinde doğdu.
Halkı tümden Türk olan Belh’de babası çok saygın ve sevilen bir
bilgindi. Mevlâna beş yaşındayken ailesi Belh’den ayrıldı. Önce
kısa bir süre Nişabur’da kaldılar. Buradan Bağdat’a, oradan da
hacca gittiler. Bundan sonra Anadolu’da sırasıyla Erzincan ve
Akşehir’e, sonra da Larende’ye geldiler. Selçuk hükümdarı
Alâeddin Keykubâd onları Konya’ya çağırdı. Babası 1231’de öldüğü
zaman Mevlâna 24 yaşındaydı. Babasının yerini aldı. Öğrenimini
Halep ve Şam’da tamamladı.
1244 yılı
Mevlâna’nın yaşamında bir dönüm noktası oldu. Bir gezgin derviş,
Tebrizli Şems adıyla bilinen Şemseddin Muhammed Tebrizî Konya’ya
geldi. İkisinin buluştuğu yer “iki denizin buluştuğu yer” diye
nitelendirildi. Şems ile buluşmasından sonra Mevlâna’nın yaşamı
değişti. Zamanını Şems’e ayırdı. Bu durum Konya’da Şems’e karşı
bir öfkeye yol açtı. Şems ortadan kayboldu, ancak onsuz
yapamayan Mevlâna, Şems’i buldurup yanına getirtti. Kendini
iyice semâya verince Şems’e karşı yeniden tepkiler başladı.
Bunun üzerine Şems gene kayıplara karıştı. Mevlâna için bu
ikinci kayboluş bir yıkım oldu. Şiire sarıldı. Giderek kendini
Şems ile özdeşleştirdi. Öyle ki, kimi gazellerine onun adını
koydu. Şems’den sonra ikinci yakın dostu kuyumcu Salaheddin
Zerkub oldu. Onun halifesi Hüsameddin Çelebi Mevlâna’nın en
önemli eseri ‘Mesnevî’nin yazılmasına yardım etti. 1273’te ölen
Mevlâna için Konya’da kırk gün yas tutuldu.

Tebriz'li Şems ile
Mevlâna'nın
Konya'da buluşmaları...
(Topkapı Sarayı Kitaplığı) |
|
 |
Şairlerin,
Ressamların İlham Kaynağı
Mevlâna’nın
felsefesine göre her şey Tanrı’nın bir görünümüdür.
Güzel-çirkin, iyi-kötü, suçlu-suçsuz, varlıklı-yoksul,
Hıristiyan-Müslüman, siyah-beyaz, hepsi eşit olarak Tanrı’nın
görünümleridir. Tanrı’yı insanda ve onun bütün yaratıklarında
görerek sevmek, hiç kimseyi suçlamamak Mevleviliğin temel
ilkesidir. 1958 yılında Papa XXIII. John bir mesajında Katolik
dünyası adına Mevlâna’nın anısının önünde saygıyla eğildiğini
bildirmiştir. Büyük Alman şairi Goethe, Mevlâna’nın şiirlerinin
Almanca çevirilerinden esinlenmiştir. Ünlü ressam Rembrandt bir
minyatürden yararlanarak Mevlâna’nın bir resmini yapmış, bu
resim Mevlâna’ya dair birçok kitapta yer almıştır. Gandhi ile
Pakistan’ın büyük önderi ve şairi Muhammed İkbâl de Mevlâna’ya
büyük hayranlık duymuşlardır. Bilim dünyasında ‘Derviş’ diye
anılan İngiliz Reynold Nicholson, ilk çalışmalarını Mevlâna
şiiri ve öğretisi üzerine yapmış ve ömrü boyunca Mevlâna’nın
şiir ve öğretilerini incelemiştir. Mevlâna’nın en önemli eseri
olan ‘Mesnevî’yi çevirmek üzere 1925’de çalışmaya başlamış, 25
bini aşan beyit ve öykülerden oluşan bu dev eserin çevirisini
tam yirmi yılda tamamlamıştır.
Minyatürlerle
Dillenen Mucizeler
Mevlâna’ya atfedilen sayısız mucize vardır. Bunlar Eflâkî’nin Farsça
kaleme aldığı Türkçe adıyla ‘Âriflerin Menkıbeleri’ adlı eserde
ayrıntılarıyla yazılmıştır. Bunun Farsça kısaltılmışını Mevlevî
Mahmud Dede, 16. yüzyılda Türkçe’ye çevirmiştir. Bu eserin
minyatürlü iki yazması vardır. Bu yazmaların Topkapı Sarayı
Kitaplığı’nda bulunan nüshasında 22 minyatür, New York’ta
Pierpont Morgan Kütüphanesi’ndeki nüshasında ise 29 minyatür
bulunmaktadır.
Minyatürlerden birinde İskenderiye’ye giden tacirlerle dolu bir
gemi görünüyor. Gemi, büyük bir fırtınaya yakalanmış, herkes
kendi inandığı ulu kişiye dua etmeye başlamış. İçlerinden biri
Mevlâna’nın ululuğuna inandığı için ondan yardım dilemiş. Uzakta
duran Mevlâna elini gemiye doğru uzatmış ve gemi kurtulmuş. Buna
şahit olan gemideki tacirler, Antakya’ya ulaştıklarında çeşitli
armağanlar alıp Konya’ya gitmişler ve Mevlâna’ya teşekkür
etmişler.
Bir diğer minyatürde ise Mevlâna ve yanındakiler gölde bir su
yaratığının yaşadığını ve her yıl bir insanı ya da bir hayvanı
alıp su altına gittiğini duymuşlar. Görmek için göle gitmişler.
Mevlâna soyunmadan suya girmiş, su yaratığını karaya çıkarmış.
Yüzü insana, ayakları ayınınkine benzeyen canavar herkesin
anlayacağı dille yakında bir genci öldürdüğünü ama tövbe
ettiğini söyleyip af dilemiş. Mevlâna onu bağışlamış, canavar da
suya dalıp kaybolmuş.
Bir gün de kasaplar kurban etmek için bir öküz satın almışlar.
Öküz kaçıp Mevlâna’nın karşısına çıkmış, insan gibi konuşarak
yardımını dilemiş, Mevlâna da öküzü okşayıp özgür bırakılmasını
sağlamış.

Mevlâna batacak gemiyi
kurtarıyor...
(Topkapı Sarayı Kitaplığı) |
|

Mevlâna gölden çıkan
canavarla konuşuyor...
(Topkapı Sarayı Kitaplığı) |
Minyatürlerden birinin hikâyesi ise şöyle: Anadolu Selçuklu Sultanı IV.
Rükneddin Kılıç Aslan, Mevlâna’ya mürid olmuş, onu kendisine
baba bilmiş. Bir olayda Mevlâna sultana öfkelenmiş, toplantıdan
ayrılmış. Bu olaydan birkaç gün sonra emîrler Tatarlara nasıl
karşı koyacaklarını konuşmak üzere Sultan Rükneddin’i Aksaray’a
çağırmış. Mevlâna sultana gitmemesini söylemiş. Ancak sultan
gene de gitmiş ve asıl niyetleri sultanı öldürmek olan emîrler
onu boğdurmuşlar. Sultan ölmeden önce son anda “Mevlâna!” diye
bağırmış. O esnada Aksaray’dan hayli uzakta bulunan Konya’daki
medresede semâ eden Mevlâna bu çığlıkları mucizevi bir şekilde
işitmiş. Sultanın bağırışını duymamak için işaret parmaklarıyla
kulaklarını tıkamış. Minyatürde sağ üstte sultanın boğuluşu, ana
minyatürde de Mevlâna’nın kulaklarını tıkayışı gösteriliyor.
Minyatürlerin
tamamını Talat Sait Halman ve Metin And’ın ‘Mevlâna Celaleddin
Rumi and The Whirling Dervishes’ adlı kitabında bulabilirsiniz.
Mevlana'nın Eserleri
Mesnevi Mesnevi klasik
doğu edebiyatında, bir şiir tarzının adıdır. Edebiyatta aynı
vezinde ve her beyti kendi arasında ayrı ayrı kafiyeli nazım
türüne Mesnevi adı verilmiştir. Uzun sürecek konular veya
hikayeler şiir yoluyla anlatılmak istendiğinde, kafiye kolaylığı
nedeniyle mesnevi türü tercih edilirdi. Mesnevi her ne kadar
klasik doğu şiirinin bir türü ise de, "Mesnevi" denildiği zaman
akla "Mevlâna'nın Mesnevi'si" gelmektedir. Mevlâna Mesnevi'yi
Hüsameddin Çelebi'nin isteği üzerine yazmıştır. Kâtibi
Hüsameddin Çelebi'nin söylediğine göre, Mevlâna, Mesnevi
beyitlerini Meram'da gezerken, otururken, yürürken, hatta semâ
ederken söylermiş. Çelebi Hüsameddin de yazarmış. Mesnevi'nin
dili Farsça'dır. Halen Mevlâna Müzesi'nde teşhirde bulunan 1278
tarihli, elde bulunulan en eski Mesnevi nüshasına göre beyit
sayısı 25618 dir. Mesnevi'nin Vezni: Fâ i lâ tün - fâ i lâ tün -
fâ i lün 'dür. Mevlâna 6 ciltlik Mesnevi'sinde tasavvufi fikir
ve düşüncelerini, birbirine ulanmış hikayeler halinde
anlatmaktadır.

Kasaptan kaçan öküzü
Mevlâna özgürlüğüne kavuşturuyor...
(Topkapı Sarayı Kitaplığı) |
|
 |
Divan-ı Kebir
Divân; şairlerinin şiirlerini topladıkları deftere
denir. "Divân-ı Kebir "Büyük Defter" veya "Büyük Divân" manasına
gelir. Mevlâna'nın çeşitli konularda söylediği şiirlerin tamamı
bu divandadır. Divân-ı Kebir'in dili Farsça olmakla beraber,
içinde Arapça, Türkçe ve Rumca şiire de yer verilmiştir. Divân-ı
Kebir 21 küçük divân (Bahir) ile rubâî divânının bir araya
getirilmesi ile oluşmuştur. Divân-ı Kebir'in beyit sayısı
40.000'i aşmaktadır. Mevlâna Divân-ı Kebir'deki bazı şiirlerini
Şems Mahlası ile yazdığı için bu divâna Divân-ı Şems de
denmektedir. Divânda yer alan şiirler vezin ve kafiyeler göz
önüne alınarak düzenlenmiştir.
Mektubat
Mevlâna'nın başta Selçuklu hükümdarlarına ve devrin
ileri gelenlerine nasihat için, kendisinden sorulan ve halli
istenilen dini ve ilmi konularda açıklayıcı bilgiler vermek için
yazdığı 147 adet mektuptur. Mevlâna bu mektuplarında, edebi
mektup yazma kaidelerine uymamış, aynen konuştuğu gibi
yazmıştır. Mektuplarında "kulunuz, ben deniz" gibi kelimelere
hiç yer vermemiştir. Hitaplarında mevki ve memuriyet adları
müstesna, mektup yazdığı kişinin aklına, inancına ve yaptığı iyi
işlere göre kendisine hangi hitap tarzı yakışıyorsa, onu
kullanmıştır.
Fihi Ma Fih
Fîhi Mâ Fih bir cümle olup, "Ne varsa içindedir"
manasına gelmektedir. Bu eser Mevlâna'nın çeşitli meclislerde
yaptığı sohbetleri içermektedir. Bunların oğlu Sultan Veled
tarafından bir kitapta toplandığı sanılmaktadır. Eser 61
bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden bir kısmı, Selçuklu Veziri
Süleyman Pervane'ye hitaben kaleme alınmıştır. Eserde bazı
siyasi olaylara da değinilmiştir. Bu nedenle bu eser tarihi
açıdan da büyük bir önem taşımaktadır. Eserde cennet ve
cehennem, dünya ve ahiret mürşid ve mürid, aşk ve sema gibi
konular işlenmiştir.
Mecalis-i Seb'a
Mecâlis-i Seb'a (Yedi Meclis) kendi adından da
anlaşılabileceği üzere Hazret-i Mevlâna'nın yedi meclisinin,
yedi vaazının toplanmasından meydana gelmiştir. Mevlâna'nın
vaazları, Çelebi Hüsameddin veya oğlu Sultan Veled tarafından
not edilmiş ancak özüne dokunulmamak kaydı ile eklentiler
yapılmıştır. Eserin düzenlenmesi yapıldıktan sonra, Mevlâna'nın
tashihinden geçmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Şiiri amaç
değil, fikirlerini söylemede bir araç olarak kabul eden Mevlâna,
yedi meclisinde şerh ettiği hadisleri şu konulara ayırmıştır:
1. Doğru yoldan ayrılmış toplumların hangi yolla kurtulacağı
2. Suçtan kurtuluş, akıl yolu ile gafletten uyanış
3. İnanç'daki kudret
4. Tövbe edip doğru yolu bulanların Allah'ın sevgili kulu
olacakları
5. Bilginin değeri
6. Gaflete dalış
7. Aklın önemi
Bu yedi
mecliste, asıl şerh edilen hadislerle beraber 41 hadis daha
geçmektedir. Mevlâna tarafından seçilen her hadis içtimaidir.
Mevlâna, yedi meclisinde her bölüme "hamd-ü sena" ve "münacat"
ile başlamakta, açıklanacak konuları ve tasavvufi görüşlerini
hikaye ve şiirlerle cazip hale getirmektedir. Bu yol Mesnevi'nin
yazılışında da aynen kullanılmıştır.
Kaynakça:
SkyLife Haziran 2006
http://www.geocities.com
Prof. Dr. Metin And'a
teşekkürlerimizle
Denizce
|
|