Denizce
  e-mail
denizce@denizce.com
 





Ahmet Taner Kışlalı
Ataol Behramoğlu
Attila İlhan
Aziz Nesin
Bedri Rahmi Eyüpoğlu
Behçet Necatigil
Cahit Sıtkı Tarancı
Can Yücel
Edip Cansever
Faruk Nafiz Çamlıbel
Fazıl Hüsnü Dağlarca
Halide Edip Adıvar
Halikarnas Balıkçısı
Mevlana
Nazım Hikmet
Necati Cumalı
Neyzen Tevfik
Orhan Kemal
Orhan Veli
Ömer Hayyam
Özdemir Asaf
Rıfat Ilgaz
Uğur Mumcu
Yahya Kemal Beyatlı
Yaşar Kemal
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 Yazarlarımız   

  Alemin Nuru Mevlâna                                          Foto Arşiv-Yazı: Prof. Dr. Metin And 

 

 

Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol
yine gel,
Bizim dergahımız, umitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...

 

Aklın varsa bir başka akılla dost ol da,
işlerini danışarak yap...

 

Bir katre olma, kendini deniz haline getir
Madem ki denizi özlüyorsun,
katreliği yok et gitsin

Beri gel, beri !

 

Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol...

Düşünceleri, Allah ve insan sevgisi yüzyıllardır insanlığı aydınlatan, gönüllerde sonsuzluğa ulaşan Mevlâna Celaleddin Rumi’ye atfedilen mucizeler minyatürlerin ilham kaynağı olmuştu.

Mevlâna Celaleddin Rumi insanlık tarihinin en yüce insanlarından biri. Onun kişiliğinde insanlık sevgisi ve insanların birliği ile Allah sevgisi özdeşleşti. Mevlâna, inananlar-inanmayanlar ayrışmasını ortadan kaldıran bir önder oldu. Ona göre, insan yaratılışta soylu ve temizdir. Bu temiz varlık içinden kimileri çarpıtılmış ve saptırılmıştır. Mevlâna’nın hedefi Tanrısal özü, ölümsüzlüğü bilmeyen insanı kurtarmak oldu. Onun büyük eseri ‘Mesnevî’nin temelinde de aşk vardır. İnsan sonsuzla ancak aşk ile buluşabilir. Mevlâna’nın en önemli hareket noktası da bu aşktır.

Aradan geçen 733 yıl boyunca Mevlâna sevgisi insanlığa hep ışık tuttu. Mevlâna’nın 1273 yılında ölümünden sonra Konya’da, oğlu Sultan Veled Mevleviliği simgeleştirip kurumlaştırdı. Osmanlılar döneminde Mevlevîlik çok gelişti ve yüzyıllar boyunca insan sevgisini, hoşgörüyü ve güzellikleri öğretti.


Mevlâna oğlu Veled'e her türlü
günahtan arınmasını öğütlüyor
(Topkapı Sarayı Kitaplığı)

 


Aksaray'da Sultan Rükneddin öldürülürken Konya'da semâ eden Mevlâna onun bağırışını duymamak için kulaklarını tıkıyor... (New York Morgan Library)

Belh’ten Yayılan Nur

Mevlâna Celaleddin Rumi, 1207 yılında Horasan’ın Belh kentinde doğdu. Halkı tümden Türk olan Belh’de babası çok saygın ve sevilen bir bilgindi. Mevlâna beş yaşındayken ailesi Belh’den ayrıldı. Önce kısa bir süre Nişabur’da kaldılar. Buradan Bağdat’a, oradan da hacca gittiler. Bundan sonra Anadolu’da sırasıyla Erzincan ve Akşehir’e, sonra da Larende’ye geldiler. Selçuk hükümdarı Alâeddin Keykubâd onları Konya’ya çağırdı. Babası 1231’de öldüğü zaman Mevlâna 24 yaşındaydı. Babasının yerini aldı. Öğrenimini Halep ve Şam’da tamamladı.

1244 yılı Mevlâna’nın yaşamında bir dönüm noktası oldu. Bir gezgin derviş, Tebrizli Şems adıyla bilinen Şemseddin Muhammed Tebrizî Konya’ya geldi. İkisinin buluştuğu yer “iki denizin buluştuğu yer” diye nitelendirildi. Şems ile buluşmasından sonra Mevlâna’nın yaşamı değişti. Zamanını Şems’e ayırdı. Bu durum Konya’da Şems’e karşı bir öfkeye yol açtı. Şems ortadan kayboldu, ancak onsuz yapamayan Mevlâna, Şems’i buldurup yanına getirtti. Kendini iyice semâya verince Şems’e karşı yeniden tepkiler başladı. Bunun üzerine Şems gene kayıplara karıştı. Mevlâna için bu ikinci kayboluş bir yıkım oldu. Şiire sarıldı. Giderek kendini Şems ile özdeşleştirdi. Öyle ki, kimi gazellerine onun adını koydu. Şems’den sonra ikinci yakın dostu kuyumcu Salaheddin Zerkub oldu. Onun halifesi Hüsameddin Çelebi Mevlâna’nın en önemli eseri ‘Mesnevî’nin yazılmasına yardım etti. 1273’te ölen Mevlâna için Konya’da kırk gün yas tutuldu.


Tebriz'li Şems ile Mevlâna'nın
Konya'da buluşmaları...
(Topkapı Sarayı Kitaplığı)
 

Şairlerin, Ressamların İlham Kaynağı

Mevlâna’nın felsefesine göre her şey Tanrı’nın bir görünümüdür. Güzel-çirkin, iyi-kötü, suçlu-suçsuz, varlıklı-yoksul, Hıristiyan-Müslüman, siyah-beyaz, hepsi eşit olarak Tanrı’nın görünümleridir. Tanrı’yı insanda ve onun bütün yaratıklarında görerek sevmek, hiç kimseyi suçlamamak Mevleviliğin temel ilkesidir. 1958 yılında Papa XXIII. John bir mesajında Katolik dünyası adına Mevlâna’nın anısının önünde saygıyla eğildiğini bildirmiştir. Büyük Alman şairi Goethe, Mevlâna’nın şiirlerinin Almanca çevirilerinden esinlenmiştir. Ünlü ressam Rembrandt bir minyatürden yararlanarak Mevlâna’nın bir resmini yapmış, bu resim Mevlâna’ya dair birçok kitapta yer almıştır. Gandhi ile Pakistan’ın büyük önderi ve şairi Muhammed İkbâl de Mevlâna’ya büyük hayranlık duymuşlardır. Bilim dünyasında ‘Derviş’ diye anılan İngiliz Reynold Nicholson, ilk çalışmalarını Mevlâna şiiri ve öğretisi üzerine yapmış ve ömrü boyunca Mevlâna’nın şiir ve öğretilerini incelemiştir. Mevlâna’nın en önemli eseri olan ‘Mesnevî’yi çevirmek üzere 1925’de çalışmaya başlamış, 25 bini aşan beyit ve öykülerden oluşan bu dev eserin çevirisini tam yirmi yılda tamamlamıştır.

 

Minyatürlerle Dillenen Mucizeler

Mevlâna’ya atfedilen sayısız mucize vardır. Bunlar Eflâkî’nin Farsça kaleme aldığı Türkçe adıyla ‘Âriflerin Menkıbeleri’ adlı eserde ayrıntılarıyla yazılmıştır. Bunun Farsça kısaltılmışını Mevlevî Mahmud Dede, 16. yüzyılda Türkçe’ye çevirmiştir. Bu eserin minyatürlü iki yazması vardır. Bu yazmaların Topkapı Sarayı Kitaplığı’nda bulunan nüshasında 22 minyatür, New York’ta Pierpont Morgan Kütüphanesi’ndeki nüshasında ise 29 minyatür bulunmaktadır.
Minyatürlerden birinde İskenderiye’ye giden tacirlerle dolu bir gemi görünüyor. Gemi, büyük bir fırtınaya yakalanmış, herkes kendi inandığı ulu kişiye dua etmeye başlamış. İçlerinden biri Mevlâna’nın ululuğuna inandığı için ondan yardım dilemiş. Uzakta duran Mevlâna elini gemiye doğru uzatmış ve gemi kurtulmuş. Buna şahit olan gemideki tacirler, Antakya’ya ulaştıklarında çeşitli armağanlar alıp Konya’ya gitmişler ve Mevlâna’ya teşekkür etmişler.
Bir diğer minyatürde ise Mevlâna ve yanındakiler gölde bir su yaratığının yaşadığını ve her yıl bir insanı ya da bir hayvanı alıp su altına gittiğini duymuşlar. Görmek için göle gitmişler. Mevlâna soyunmadan suya girmiş, su yaratığını karaya çıkarmış. Yüzü insana, ayakları ayınınkine benzeyen canavar herkesin anlayacağı dille yakında bir genci öldürdüğünü ama tövbe ettiğini söyleyip af dilemiş. Mevlâna onu bağışlamış, canavar da suya dalıp kaybolmuş.
Bir gün de kasaplar kurban etmek için bir öküz satın almışlar. Öküz kaçıp Mevlâna’nın karşısına çıkmış, insan gibi konuşarak yardımını dilemiş, Mevlâna da öküzü okşayıp özgür bırakılmasını sağlamış.


Mevlâna batacak gemiyi kurtarıyor...
(Topkapı Sarayı Kitaplığı)
 
Mevlâna gölden çıkan canavarla konuşuyor...
(Topkapı Sarayı Kitaplığı)

Minyatürlerden birinin hikâyesi ise şöyle: Anadolu Selçuklu Sultanı IV. Rükneddin Kılıç Aslan, Mevlâna’ya mürid olmuş, onu kendisine baba bilmiş. Bir olayda Mevlâna sultana öfkelenmiş, toplantıdan ayrılmış. Bu olaydan birkaç gün sonra emîrler Tatarlara nasıl karşı koyacaklarını konuşmak üzere Sultan Rükneddin’i Aksaray’a çağırmış. Mevlâna sultana gitmemesini söylemiş. Ancak sultan gene de gitmiş ve asıl niyetleri sultanı öldürmek olan emîrler onu boğdurmuşlar. Sultan ölmeden önce son anda “Mevlâna!” diye bağırmış. O esnada Aksaray’dan hayli uzakta bulunan Konya’daki medresede semâ eden Mevlâna bu çığlıkları mucizevi bir şekilde işitmiş. Sultanın bağırışını duymamak için işaret parmaklarıyla kulaklarını tıkamış. Minyatürde sağ üstte sultanın boğuluşu, ana minyatürde de Mevlâna’nın kulaklarını tıkayışı gösteriliyor.

Minyatürlerin tamamını Talat Sait Halman ve Metin And’ın ‘Mevlâna Celaleddin Rumi and The Whirling Dervishes’ adlı kitabında bulabilirsiniz.

 

Mevlana'nın Eserleri

Mesnevi Mesnevi klasik doğu edebiyatında, bir şiir tarzının adıdır. Edebiyatta aynı vezinde ve her beyti kendi arasında ayrı ayrı kafiyeli nazım türüne Mesnevi adı verilmiştir. Uzun sürecek konular veya hikayeler şiir yoluyla anlatılmak istendiğinde, kafiye kolaylığı nedeniyle mesnevi türü tercih edilirdi. Mesnevi her ne kadar klasik doğu şiirinin bir türü ise de, "Mesnevi" denildiği zaman akla "Mevlâna'nın Mesnevi'si" gelmektedir. Mevlâna Mesnevi'yi Hüsameddin Çelebi'nin isteği üzerine yazmıştır. Kâtibi Hüsameddin Çelebi'nin söylediğine göre, Mevlâna, Mesnevi beyitlerini Meram'da gezerken, otururken, yürürken, hatta semâ ederken söylermiş. Çelebi Hüsameddin de yazarmış. Mesnevi'nin dili Farsça'dır. Halen Mevlâna Müzesi'nde teşhirde bulunan 1278 tarihli, elde bulunulan en eski Mesnevi nüshasına göre beyit sayısı 25618 dir. Mesnevi'nin Vezni: Fâ i lâ tün - fâ i lâ tün - fâ i lün 'dür. Mevlâna 6 ciltlik Mesnevi'sinde tasavvufi fikir ve düşüncelerini, birbirine ulanmış hikayeler halinde anlatmaktadır.


Kasaptan kaçan öküzü Mevlâna özgürlüğüne kavuşturuyor...
(Topkapı Sarayı Kitaplığı)
 


Divan-ı Kebir Divân; şairlerinin şiirlerini topladıkları deftere denir. "Divân-ı Kebir "Büyük Defter" veya "Büyük Divân" manasına gelir. Mevlâna'nın çeşitli konularda söylediği şiirlerin tamamı bu divandadır. Divân-ı Kebir'in dili Farsça olmakla beraber, içinde Arapça, Türkçe ve Rumca şiire de yer verilmiştir. Divân-ı Kebir 21 küçük divân (Bahir) ile rubâî divânının bir araya getirilmesi ile oluşmuştur. Divân-ı Kebir'in beyit sayısı 40.000'i aşmaktadır. Mevlâna Divân-ı Kebir'deki bazı şiirlerini Şems Mahlası ile yazdığı için bu divâna Divân-ı Şems de denmektedir. Divânda yer alan şiirler vezin ve kafiyeler göz önüne alınarak düzenlenmiştir.

Mektubat Mevlâna'nın başta Selçuklu hükümdarlarına ve devrin ileri gelenlerine nasihat için, kendisinden sorulan ve halli istenilen dini ve ilmi konularda açıklayıcı bilgiler vermek için yazdığı 147 adet mektuptur. Mevlâna bu mektuplarında, edebi mektup yazma kaidelerine uymamış, aynen konuştuğu gibi yazmıştır. Mektuplarında "kulunuz, ben deniz" gibi kelimelere hiç yer vermemiştir. Hitaplarında mevki ve memuriyet adları müstesna, mektup yazdığı kişinin aklına, inancına ve yaptığı iyi işlere göre kendisine hangi hitap tarzı yakışıyorsa, onu kullanmıştır.

Fihi Ma Fih Fîhi Mâ Fih bir cümle olup, "Ne varsa içindedir" manasına gelmektedir. Bu eser Mevlâna'nın çeşitli meclislerde yaptığı sohbetleri içermektedir. Bunların oğlu Sultan Veled tarafından bir kitapta toplandığı sanılmaktadır. Eser 61 bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden bir kısmı, Selçuklu Veziri Süleyman Pervane'ye hitaben kaleme alınmıştır. Eserde bazı siyasi olaylara da değinilmiştir. Bu nedenle bu eser tarihi açıdan da büyük bir önem taşımaktadır. Eserde cennet ve cehennem, dünya ve ahiret mürşid ve mürid, aşk ve sema gibi konular işlenmiştir.

Mecalis-i Seb'a Mecâlis-i Seb'a (Yedi Meclis) kendi adından da anlaşılabileceği üzere Hazret-i Mevlâna'nın yedi meclisinin, yedi vaazının toplanmasından meydana gelmiştir. Mevlâna'nın vaazları, Çelebi Hüsameddin veya oğlu Sultan Veled tarafından not edilmiş ancak özüne dokunulmamak kaydı ile eklentiler yapılmıştır. Eserin düzenlenmesi yapıldıktan sonra, Mevlâna'nın tashihinden geçmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Şiiri amaç değil, fikirlerini söylemede bir araç olarak kabul eden Mevlâna, yedi meclisinde şerh ettiği hadisleri şu konulara ayırmıştır:

   1. Doğru yoldan ayrılmış toplumların hangi yolla kurtulacağı
   2. Suçtan kurtuluş, akıl yolu ile gafletten uyanış
   3. İnanç'daki kudret
   4. Tövbe edip doğru yolu bulanların Allah'ın sevgili kulu olacakları
   5. Bilginin değeri
   6. Gaflete dalış
   7. Aklın önemi

Bu yedi mecliste, asıl şerh edilen hadislerle beraber 41 hadis daha geçmektedir. Mevlâna tarafından seçilen her hadis içtimaidir. Mevlâna, yedi meclisinde her bölüme "hamd-ü sena" ve "münacat" ile başlamakta, açıklanacak konuları ve tasavvufi görüşlerini hikaye ve şiirlerle cazip hale getirmektedir. Bu yol Mesnevi'nin yazılışında da aynen kullanılmıştır.

 

Kaynakça: SkyLife  Haziran 2006  

                    http://www.geocities.com

 

Prof. Dr. Metin And'a teşekkürlerimizle

Denizce