|

Kavramlar
Modern
(Latince-modernus, de modo) : Bu ana ait, şimdi.
1.
Şimdiki zamana ait ya da göreli olarak yakın bir çağa ait,
2.
En son gelişmelerden yararlanan (modern bir donatım),
3.
Çağdaş tekniklere ve beğenilere göre yapılmış (Eski karşıtı
olarak, örneğin: modern mobilya),
4.
Alışkanlıkların değişimine uyum sağlayan, (tutucu karşıtı
olarak örneğin: modern bir büyük baba),
5.
Yaşayan dillerin incelenmesini hedef alan, (klasik karşıtı,
örneğin çağdaş edebiyat),
6.
1453-1789 dönemi tarihi (Modern tarih),
7.
Mimaride yenilikçi hareket, 1925-1935 yılları arasında bir
çok ülkede yaygınlaşan, Le Corbusier, Gropius, Mies Van der Rohe ve
“De Stijl” grubu mimarları tarafından yaratılan işlevsel dik açılı,
süslemesiz mimari tarz,
Modernizm
:
1.
Modern olanı beğenmek,
2.
a) Parnasse’ın ve Fransız sembolizminin etkisinde 19. yüzyıl
sonunda görülen Hispano-Amerikan edebiyat akımı,
b) 1922 yılında
Sao Paulo’da doğan ve konularını ulusal kültür ve doğadan seçen
Brezilya edebiyat akımı,
3.
Katoliklik (Katesism),
Sosyal doktrinin
ve kilise yönetiminin kurallarını yenileme doğrultusunda birleşen
eğilim ve öğretilerin tümü, aynı zamanda 1903-1914 yılları arasında,
Papa X. Pius’un papalık döneminde Fransa ve İtalya’da yaşanan dini
kriz.
Modernist
:
1.
Modern olmak isteyen, modern olanın taraftarı,
2.
Modernizmle ilgili.
Modernite
:
1.
Modern olma niteliği,
2.
Çağdaş zamanlar (Genellikle endüstri devrimiyle başlayan
dönem kastedilmekte ve post modernite karşılığı kullanılmaktadır).
Post modern
:
Post modernizme
ait olan (örneğin post modern dans, 1960’ lı yılların sonunda
Newyork’ta gelişmiş olan tüm dramatik kurguyu reddeden, minimalist
dans akımı.)
Post modernizm
:
20. yüzyılın son
çeyreğinde ortaya çıkan ve modern akımın katılığına tepki olarak
yaratıcılığı biçimsel serbestlikle kullanan mimarlık akımı.
Post modernite
:
Modernitenin
değerlerine güven yitirilmesi ile başlayan dönem, gelişme,
bağımsızlaşma.
***
Ortaçağdan
ileriye doğru giden bir dönemi belirleyen ve 16. yüzyılın
sonlarında, “şimdi” sözcüğüyle eş anlamlı olarak kullanılan
“modern” sözcüğünün yanı sıra, günümüzün egemen ideolojilerinden
biri olan “modernizm” ve “modernist” sözcükleri, 18. yüzyılda da
yenileme, günün koşullarına uyarlama ve düzelmeyi gösteren sözcükler
olarak kullanılıyordu. 19. yüzyıla gelindiğinde ilerici bir anlam
kazanan sözcük, uzunca bir süredir, hep geçmişe dönüp orada bulunan
çağdaşlığın bu gün var olup olmamasıyla kıyaslanmak için
kullanılmaktadır.
Modernizmde kentsel mekan
Modern ideoloji,
19. yüzyıl tarihselciliğine bir tepki ya da positivizminin bir
devamı olarak algılanabilir. Her iki durumda da endüstrinin
belirlediği bir yaşam felsefesini tanımlamış ve ulusal devletler
tarafından benimsenerek yaygınlık kazanmıştır.
Modernizmin kent
ve mimarlık anlayışı geçmiş dönemdeki kent planlaması ve mimarlığın
normlarına karşı çıkarak “işlevsellik”le anılan kendi normlarını
kurmuş ve zamanla bu normlar, postmodernizm’de karşı çıkılacak
dogmalar haline gelmiştir. Modernist ve işlevselci mimarlık
programının oluşmasında ve kentsel mekanın biçimlenmesinde Bauhaus,
De Stijl ve Le Courbusier’nin öncülüğünde gelişen 3 ana akım etkili
olmuştur.
Düz beyaz çıplak
beton yüzeyler, geniş şerit pencereler, düz çatı gibi iklim, doğal
şartlar ve yerel alışkanlıklardan soyutlanmış ilkelerin
geliştirildiği Bauhaus ekolü, sanat ve teknolojiyi kütlesel
deviniminden soyutlamış, estetik ve işlevin belirlediği yalın bir
güzellik elde etmeyi ön plana çıkarmıştır. Kentsel tasarımdaki ilk
mahalle tasarımı örnekleri, Gropius ve Mies’te olduğu gibi,
kullanıcı gereksinmelerini yanıtlayacak bir mekansal hiyerarşi
yaratılamadan, sosyal amaçlı bir kentsel dış mekan ilişkisi
kurulamadan oluşturulmuş ve kamu alanları işlevlerini yitirmiştir.
Sonuçta uluslararası düzlemde de birbirinden farklı olmayan
biçimlerin tanımladığı kentsel mekanlar oluşmuştur.
Tasarımda
Bauhaus’takine benzer amaçlar hedefleyen De Stilj tasarımcıları
geometri ve parlak renklere öncelik vererek tasarımın tüm alanlarına
ilişkin soyut ilkeler belirlemişlerdir. Bu yeni yaklaşım modern
sanatın temelini oluşturmuştur.
20. yüzyıl mekan
oluşumu ve 1960’lı yıllara kadar etkisi devam eden kuramsal
çerçevenin oluşmasında önemli rol oynayan Le Corbusier ve
arkadaşları, işlevselci idealin kent için öngördüğü düşünceleri
hayata geçirmişlerdir. Yaratılan mekanlar, tüm toplumun kullanımına
açık, ama nasıl kullanılacağı tanımlanmamış, kullanıcı kimliğine
bağlı kamusal-özel hiyerarşisi içinde örgütlenmemiş, soyut bir
kullanıcıya sunulan demokratik mekanlardır. Le Corbusier’nin modern
kentsel mekan kurgusuna etkisi üç ilkede özetlenebilir:
1.
Kentsel bölgeleri, sosyal mekanları belirlemeyen büyük,
lineer ve nokta binalar,
2.
Düşey gelişen boşluklarda yayılan konut bloklarının altından
ve arasından geçen büyük trafik arterleri ve geniş meydanlar,
3.
Güneş ve ışık sağlamayı amaçlayan geniş peyzaj düzenlemeleri.
Rönesans’taki
yapı yüzü kavramını reddeden modernizm ile süs ögesi ortadan kalkmış
ve mekanı belirleyen ögeler işlevsel ve strüktürel mantık
çerçevesinde ele alınmış, işlevin belirlediği her birim merkezi bir
denetim altında düzenli olarak bir araya gelmiş kısmen bağımsız
organlardan oluşmaktadır. Bu ele alış şekli tek bir yapının modern
kent şeması olarak algılanmasını gerektirmektedir.
Le Corbusier’in,
ölmeye başlayan yoğun endüstri kent dokusundan insanı kurtarmak
amacıyla geliştirdiği, ışıklı, hava sirkülasyonlu, parklarla
donatılmış demokratik, sınırsız kent, amacına ulaşamamış, kent
bütünlüğü parçalanmış ve çeperlerde yeni toplu konut projeleri
oluşmuştur. Süslemeden arınmış cepheler, kare ve küblere dayalı
geometrik biçimler, zeminde “basic design” ilkesine dayalı
çözümlerden oluşan mekanlar 1970’ li yıllara kadar etkisini
sürdürmüştür.
Modernist tasarım
doktrini, sonuçta kent formunda ve sosyal yaşam anlamında köklü bir
değişim olarak belirginleşmiştir. Ancak binaların tasarımındaki üst
düzey ve usta çözümler, etraflarında oluşacak mekanın çözümünde
gösterilememiş, dış mekanlar sosyal içerikten yoksun ve soyut
kalmıştır. Yalnızca otomobile sınırsız olanak tanınmış,
yoğunlaşılmış ve yüksek yapı teknolojisi denenmiştir.
Modern ideoloji,
19. yüzyıl tarihselciliğine bir tepki ya da positivizminin bir
devamı olarak algılanabilir. Her iki durumda da endüstrinin
belirlediği bir yaşam felsefesini tanımlamış ve ulus devletler
tarafından benimsenerek yaygınlık kazanmıştır.
Post-modernizmde kentsel mekan
20. yüzyılın
ikinci yarısından itibaren kent mekanının modernizmdeki anlamı
değişmiş ve modern öncesine geri dönülerek tarihsel anlamı
güncelleştirilmiştir.
Modern değerlerde
başlayan köktenci bir değişim süreci olan postmodernizm, başta dil
bilim olmak üzere geniş bir perspektifte tüm bilimsel ve sanatsal
eylemleri kapsamakta ve modernizmin tükenen değerlerinin aşılması
gerekliliği üzerinde yoğunlaşmaktadır. Rasyonel işlevselciliği
acımasızca eleştiren ve bir kenara bırakan tarih ve geçmiş kültürü
yeniden gündeme getirerek yeni bir yola yönelen postmodern tasarım,
çeşitlilik, simgesellik, süslemecilik, resimsellik, tarihsellik ve
tipoloji betimlemeleri ile ifade edilebilir.
Postmodernizm,
kenti yaşama mekanı olarak seçmekte, modernizmdeki büyük ölçekteki
planlama yerini küçük planlara bırakmaktadır. Kentsel tasarım
ölçeği, postmodernist kentsel tasarımda :
a) Tarihsellik:
Koruma, restorasyon, kentle güncel bütünleşme, tarihi yeniden
yaratmaya yönelmekte, tarihsel verilerden yararlanarak yeni bir
sentez denenmektedir.
b) Mahalle
fikrinin yeniden canlandırılması fiziksel, sosyal ve yönetsel açıdan
önem kazanmaktadır.
c) Yerellik
önemli bir tasarım temasıdır. İklim, doğal değerler, kültürel
simgeler öne çıkmaktadır.
Kentte ortak ve
bireysel eylemler arasındaki etkileşim iç ve dış mekana
yansımaktadır. Ayrıca her iki mekanın geometrik özellikleri de
aynıdır. Bu bağlamda kent mekanı temel geometrik normların
biçimlendirdiği yalın mekansal özellik gösteren bir mekan olarak
tanımlanmaktadır. Yapı adası, kentsel mekanın temel geometrik
biçimlenişi sonunda ortaya çıkmaktadır. Kent mekanının iki temel
ögesinden biri olan sokağın modernizm ile ortadan kalkan tarihsel
anlamı, postmodernismde, sokağın işlevindeki çok çeşitlilikle
belirlenen mekan kurgusu ile açıklanmakta ve bu anlamın
güncelleştirilmesi gereği üzerinde durulmaktadır. Kentte ortak
eylemler için önemli bir kent mekanı özelliği gösteren sokak, bir
gezinti yeri, kültürel ve sanatsal iletişimlerle sürprizli bir mekan
olarak tanımlanmaktadır. Sokağın bu mekansal tanımı kentte odak
noktası olabilecek yapıların tasarımında ana belirleyici olmuştur.

Sonuç olarak
Habermas’ın, modernizmi “henüz tamamlanmamış bir proje” olarak
algılayan tartışması bağlamında değerlendirildiğinde, postmodernizm
de kendisi tamamlanmamış, nereye varacağı bilinmeyen büyük kent
ölçeğinde olmayan ancak ölçeğini kentsel tasarımda bulan eksik bir
proje olarak modernizmin bir uzantısıdır diyebiliriz. Kaybolan dış
mekanı, dokuyu ve insan ölçeğini tekrar yakalamaya yönelik çabalar
yerindedir. Postmodernizm, Bauhaus. De Stilj, Le Corbusier
fikirlerinden sıkılan toplumsal arayışların, toplumsal değişimlerin
geçiş aşamalarındaki yaratma sorunu, bir kriz dönemi sendromu olarak
ta değerlendirilebilir.
Hülya Örs'e
teşekkürlerimizle
Denizce

19.01.2011 |