|
Besin ürünlerinin, önemli bir çoğunluğu bereket üçgeni olarak
anılan Akdeniz, Orta Asya ve Hindistan’ın doğusuna kadar uzanan
bölgelerde yer alıyor.
Özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonraki 50 – 60 yıllık
sürecin sonunda insanların sofralarında tükettiği yiyeceklerin
çeşitliliği müthiş bir zenginliğe ulaştı. Gelişen gıda
teknolojilerinin yeniden şekillendirdiği üretim yöntemleri
sayesinde, doğal yiyeceklere benzeyen farklı gıdaların
üretilmesi ve tüketilmesi dönemindeyiz. Gıdaların kaynağında
beslenme sisteminden, gıdanın kaynağından uzakta beslenme süreci
aşağı yukarı 150 yıl önce başladı. Bu sürecin getirdiği beslenme
sisteminde özellikle yeni kuşaklar, ömürleri boyunca
tüketecekleri tonlarca gıda ürününün doğanın hangi
mucizelerinden sonra ortaya çıktığından haberdar olmayacaktır.

Dünyadaki besin kaynaklarının kökeni ile ilgili birkaç
yüzyıldır çeşitli araştırmalar yapılmakta. Dünya haritasında
Batı Akdeniz’den başlayan Çin’in ve Hindistan’ın doğusuna,
Afrika Sahrası ile Ekvator arası, Latin Amerika’da Meksika’dan
başlayan Peru’yu içine alan ve Kolombiya Andları’na kadar uzanan
bölgeler dünyada yetişen başlıca bitkisel besinlerin anavatanı
olarak tespit edildi. Fakat uzmanların belirttiğine göre
sofralarımızda yer alan gıdalardan sürdürülebilir olanların
önemli bir çoğunluğunun bereket üçgeni olarak anılan Akdeniz,
Orta Asya ve Hindistan’ın doğusuna kadar uzanan bölgelerde
üretildiği vurgulanıyor. Bu bölgeler bitkisel besin
kaynaklarının yanında ilk hayvan evcilleştirilmesinin
başlatıldığı bölgelerdir aynı zamanda. Doğal olarak insanlar
besin kaynaklarının bulunduğu bölgelere doğru yöneldiler.
Mesele yemek pişirme veya beslenme sistemlerine geldiğinde,
bereket üçgeni içinde gelişen mutfak kültürleri, günümüz mutfak
modellerini hâlâ etkilemekte. Binlerce yıl öncesinde bu
bölgelerde oluşan pişirme teknikleri dünyanın en önemli şefleri
tarafından sınırsızca yorumlanıyor. Bereket üçgeninde yer alan
mutfaklarda birçok temel gıda modelleri ve pişirme teknikleri
söz konusu. Türkler, tarih boyunca bereket üçgeninin kuzeyinden
güneyine, doğusundan batısına uzanan tüm alanlarda çeşitli zaman
aralıklarında yerleşimlerde bulunmuş ender topluluklardan.
Sofralarda Doğu
Batı Sentezi
Osmanlı dönemlerinde bereket üçgeninin batısına yerleşen
Türkler doğudaki birikimlerini batı ile birleştirerek zengin
Osmanlı Mutfağı’nı oluşturdu.
Orta Asya ve Uzakdoğu mutfaklarındaki ince hamur açma
tekniklerini batıya getiren Türkler, günümüzde yapımı en zor
olan baklava gibi ince bir damak keyfini ürettiler. Baklavanın
içinde kullanılan malzemelere göz attığımızda bunların tamamı
doğu kaynaklıdır. Şekerli veya tatlı gıdalar geçmişte
misafirlere sunulacak en kıymetli gıda olarak
değerlendirildiğinden baklava tekniği günümüzde hâlâ tatlı
olarak tüketiliyor. Belki de artık baklava tekniğinin tuzlu
yemeklerde değişik uygulamalarla kullanılması mutfak
kültürümüzde yeni ufuklar açacaktır.
Zeytinyağlı
Yemekler Kimin?
Yıllardır ülkemizde zeytinyağlı yemeklerin kime ait olduğu
tartışılıyor. Özellikle zeytinyağlı dolmaların içinde kullanılan
pirinç ve baharatlar doğu kökenlidir. Zaten pirinçle ilgili
pişirme teknikleri ve yemekleri doğu halklarının beslenmesinin
temelini oluşturur. Bunun yanında da kullanılan zeytinyağı bir
Akdeniz kültürüdür. İstanbul’a has olan zeytinyağlı dolmalar,
Orta Asya’nın etli dolmalarından etkilenerek üretilmiştir.
Unutmamak gerekir ki; uzun zamanlar İstanbul tarihte incelmiş
zevkleri üreten toplumların yaşadığı bir dünya merkeziydi.
Hiç kuşkusuz Orta Asya’dan dünyaya yayılan en önemli
gıdalardan biri de yoğurttur. Orta Asya, Ortadoğu ve Doğu
Akdeniz mutfaklarının temel gıdası yoğurt, günlük besin
kaynaklarının başında gelir. Mutfakta pişirme tekniklerinin
birçoğunda yer alan yoğurt son 30 yıldır batı dünyasında gerçek
yerini arıyor.
Mantodan Mantıya
Ülkemizde en çok sevilen yemeklerden biri de mantı. Mantının
anavatanı Orta Asya. Oradaki adı ise manto. Asya’da çok yaygın
olan buharda pişirme tekniği ile pişirilen ‘manto’ mantının 10
katı büyüklüğünde. Aşağı yukarı ülkemizin her tarafında birçok
farklı yöntem ve şekilde yapılan mantı, ‘manto’dan türetilerek,
manto gibi buharda veya haşlanarak ve bazı türleri de
kızartılarak pişirilip sarımsaklı yoğurt ile tüketilir
genellikle. Anadolu’da değişime uğrayan mantı Balkanlara gelince
aynı malzemeler kullanılmasına rağmen, fırında pişirilen börek
hâlini aldı. Mantı, Asya çıkışından sonra uğradığı tüm
topraklarda ismi aynı kalmasına rağmen farklı yorumlarla
tüketilmeye devam ediyor. Çin’den Anadolu’ya ulaşan patlıcan,
kısa sürede sofralardaki yerini bulduğu gibi birçok yemek türüne
eşlik eden lezzet ortağı konumuna geldi. Bugün patlıcanlı yemek
tariflerinin ulaştığı sayı ülkemizde övünç kaynağı iken Çin
mutfağında çok yoğun kullanılmıyor. Batı mutfaklarında ise
patlıcana en fazla bir Akdeniz kültürü mutfağına sahip olan
İtalyanlar yer veriyor. Ülkemizde özellikle Osmanlı Dönemi’nde
uzun yıllar bir arada yaşayan farklı topluluklar
yaratıcılıklarını kullanarak sayısız patlıcanlı yemek ürettiler.
Bu topraklara özgü lezzetlerden biri olan zeytinyağlı
‘imambayıldı’, dünya mutfak literatüründe yerini çoktan aldı.

Gastronomi, dünyanın her tarafında birçok değişikliklere
uğrayarak gelişimini sürdürüyor günümüzde. Her ne kadar
günümüzde, mutfaklarda Batı tarzı akımlar metropol toplulukların
mutfaklarını etkisi altına alsa dahi, unutmamak gerekir ki
mutfak kültürleri güçlerini iklimsel ve coğrafi etkiler
nedeniyle tarımsal zenginliklerin ilk ortaya çıktığı
merkezlerden alacaktır.
Boşnak Mantısı
“Mantı pita” diye adlandırılan Boşnak mantısı özellikle
ülkemizde sadece Boşnak göçmenler tarafından yapılmaktadır.
Kandilli Mantı
Edirne’ye ait olan kandilli mantı ciğerli iç pilavı harcı ile
doldurulur. Fırında bir börek gibi pişirilir. Haşlanmış tavuk
eti ve suyu ilave edilerek pişirilmeye devam edilir.
Bohça Mantı
Ülkemizde en yaygın hazırlanan mantıdır. Tüm Türkiye’de
farklı şekillerde hazırlanan bohça mantısının en meşhur olanı
Kayseri yöresine aittir.
Kaynakça:
SkyLife - Eylül 2009
|