| |
Giriş: Neden Mutfakta Zen?
Zen denildiğinde aklıma ilk Joshu Usta'nın hikayesi gelir.
Şöyledir hikaye: Günün birinde bir keşiş, ustası Joshu'ya
sormuş: "Zen nedir? Lütfen öğret bana." "Kahvaltı ettin mi?"
diye sormuş Joshu. "Evet usta." demiş keşiş. "Öyleyse" demiş
Joshu, "Git çanağını yıka." Benim için de Zen bu denli yaşamın
içinde, 'gündelik yaşam'ın dokusuna sinmesi gereken bir kavram.
Durup baktığımızda göreceğimiz, 'farkına varacağımız', bizi
aydınlatacak olan bilge. Büyük Japon haiku (17 dizelik Japon
şiir sanatı) ustası Başo. Zen'i en derin anlamıyla yaşayanlardan
biri olmuş. Onun dizelerine kulak verdiğimizde bunu görmek hiç
de zor olmaz:
| |
Evin kıyıcığında
Çiçeklenmiş kestaneyi
Görmeden geçiyorlar
Bu dünyanın insanları |
Nasıl da çiçeklenmiş kestaneyi görmeden hızla koşuşturuyoruz
değil mi? Peki ya mavi kanatlarını zarif bir edayla çırparak
hanımelinin nektarını emmeye çalışan kelebeği? Ya her şeyi
unutup keyifle elindeki dondurmayı yalayan çocuğun gözlerindeki
ifadeyi? Gün batımındaki renkleri görmez olduk. Denizin
mavisinde de kaybolmuyoruz artık.
Bütün bu güzelliklerden yoksun yaşamlarımıza yaşam
diyemiyorum ben. Hani ot gibi yaşıyorum
der ya bazıları. Onlar artık sinemaya, konsere gidemedikleri
için kullanırlar bu benzetmeyi. Benim için ise
ot gibi yaşamak
farkındalıklardan yoksun yaşamaktır. Sabah koştura koştura işine
giden, hızla önündeki evrakları elden geçiren, öğle saati
geldiğinde adet yerini bulsun
diye yemek yiyen, akşam da aynı telaşla evine koşup belki
marketten aldığı dondurulmuş yemeği televizyon karşısında yiyip
uykuya dalan, ertesi sabah saatin sesiyle yataktan fırlayıp günü
bir önceki günden farksız bir şekilde yaşayan ne çok insan var
şehirlerde. "Peki yaşamlarımızı değiştirmek için ne
yapabiliriz?" diyorsanız yaptığınız her şeyi farkındalıkla
yapmaya çalışın derim. Çünkü bizi ve yaşamlarımızı birbirinden
ayıran ne giysilerimiz, ne de kartvizitimizde yazılı olan
bilgiler. Farkı yaratan yaşamlarımızdaki
an'lar ve bu an'ları
nasıl yaşadığımızdır. Yani hepimizin
Zen'i deneyimleme yöntemi farklıdır. Kimimiz sebze
doğrarken açarız algı kapılarımızı, kimimiz ise vapurun denizde
bıraktığı izi seyrederken. Farkındalık ise her gün, her an
yaşanabilecek bir hediyedir.
Japonya'nın en tanınmış çay ustası Rikyu'ya çay seremonisinin
inceliklerini sormuşlar. Yanıtı "Ateşi yakarsın, suyu kaynatır,
çayı çırparsın" olmuş. Öğrenci "Ama bu çok basit bir iş"
dediğinde Rikyu, "Sen bunu hakkını vererek yap, ben senin
öğrencin olayım" demiş. Büyük bir çay ustasının ustalığı yaptığı
işin her anında tüm dikkatini yaptığı işe vermesinde, tüm
duyularıyla an'da
olmasındadır. Yoksa çay bahane. O usta rafadan yumurtayı da aynı
farkındalıkla pişirir, çöpü de aynı farkındalıkla döker,
dostuyla da aynı farkındalıkla konuşur. Düşünsenize yaşamın tüm
renklerini gördüğümüzü? Sohbet ederken karşımızdaki kişinin
duygularını hissettiğimizi? Bedenimizdeki her parçanın yaptığı
işin bilincinde olduğumuzu? Yemek yerken her lokmada başka bir
cennet meyvesi tadarmışçasına haz aldığımızı? Çevremizdeki tüm
varlıklara sevgiyle, saygıyla bakıp her birinin bütünün
vazgeçilmez bir parçası olduğunu ve bir parçanın yokluğunda
bütünden bir şeylerin eksileceğini bildiğimizi? O zaman daha bir
yaşanılası olmaz mı yaşamlarımız? Daha
tam olmaz mıyız hepimiz? Daha çok keyif almaz mıyız angarya
olarak gördüğümüz o sıradan, o olağan, o sıkıcı
günlük işlerimizden?
İşte bu kitabın amacı da budur. Sizi en derin yerinizden
vurmak, yaşamın sıradan görünen sıradışı mucizelerine
uyandırmak. Tüm kalbimle inanıyorum ki yaşamınız gökkuşağının
tüm renklerinden de, biçilmeye hazır buğday tarlasından da,
yeryüzünün tüm sırlarını bildiğini düşünen filozoftan da daha
zengin olacak, uyanıp gözlerinizi evrenin güzelliklerine
açtığınızda. Üstelik bunun karşılığında sizden bir bedel
alınmayacak. Düşünsenize, yaşamınızın her anında yeni bir
mucizeye gülümseyeceksiniz. Bundan daha güzel bir hediye
olabilir mi dünyada?
Haydi birlikte uyanalım. Birlikte adım atalım
farkındalığın, Zen'in
dünyasına. Ben Mutfakta Zen'i yarattım. Siz de kendi Zen'inizi
yaratın. Ağaca bakarken Zen'i görün, çocuğunuza bakarken, sabah
çayınızı yudumlarken, fırındaki ekmeğin kabarışını izlerken hep
Zen olsun kalbinizin gözünde, zihninde. Mutfakta Zen kendinize
ulaştırsın sizi. Siz kendi dünyanızı zenginleştirirken çevreniz
de güzelleşsin, her tarafta çiçekler açsın. Kestane çiçekleri
çok güzeldir. Papatyalar da. Siz baktığınızda, dahası
gördüğünüzde, farkettiğinizde güzelliklerini, onlar daha da
güzel olacak ve varoluşlarının amacına ulaşmış olacaklar. Siz
ise biraz daha aydınlanmış olacaksınız. Burada size Zen şudur,
Zen budur da diyebilirdim. Ama bunun yerine bir demet çiçek
sunmayı tercih ediyorum. Lütfen bu güzel çiçekleri sulamayı
unutmayın. Dünya tüm çiçekleriyle güzel.
Tijen İnaltong
Antalya-İstanbul, 2001-2003
|
|