| |
Kalemiz Tehdit
Altında
Mikropların dünyasında yaşıyoruz. Yaşamın
devamlılığı da büyük oranda mikroplara bağlı. Zamana, mekana,
canlıların toplam kütlesine, birey sayısına, üreme ve uyum
başarılarına, ekosistemdeki görev ve işlevlerine: hangisine göre
değerlendirirseniz değerlendirin, değil insanları, tüm çok
hücreli yaşamı bir tarafa, bakterileri diğer tarafa koyun,
bakterilerin bulunduğu taraf çok daha ağır basacaktır. Aslında
biyolojiyi çok daha az eğlenceli bir bilim olarak göstermeye
cüret etmek pahasına, biraz daha ileri gidip, bakteriler
dışındaki yaşamın "ihmal edilebilir" olduğunu söyleyebiliriz.
Ancak çoğu zaman tam da tersi oluyor ve biz insanlar, onları
göremediğimizden midir, yoksa antibiyotiklere fazlasıyla
güvendiğimizden mi, bakterileri yeterince umursamıyoruz. Gerçek
şu ki, onlar her yerdeler: Derimizde, elimizde, içimizde...
Umursanmama durumu, çoğunu pek fazla ilgilendirmese de, küçük
bir kısmı hani şu antibiyotiklere güvenip de ihmal ettiğimiz
patojen bakteriler durumdan oldukça memnun olmalılar. Bilim
adamları ve ilaç şirketlerinin, bakterilere karşı savaşı
durmaksızın sürüyor; bakteriler hep bir adım önde olsalar da,
sık sık yeni bir bakteri yine bir antibiyotiğe direnç kazansa
da, savaş henüz bitmiş değil. Bilim adamları da yarışta
bakterilerin öne geçmesini sağlayan hatayı bir kez daha
yinelemek niyetinde değiller: Bakterileri, bakteriyel uyum ve
evrim sürecini yabana atmak.

Patojen bakterilere karşı süren bu savaşta
bizlere de bazı görevler düşüyor; örneğin hasta olmamak gibi!
Bakteriyel enfeksiyona yakalanmış her insanla, savaşta yeni bir
cephe açılıyor; bakteriler o bedende sayılarını inanılmaz
boyutlara ulaştırıyor, kullanılan antibiyotiğe karşı direnç
geliştirebilme ve yeni insanlara bulaşma şansına sahip
oluyorlar. Kimse hasta olmak istemez: ancak, dikkatsiz
davranarak hasta olma olasılığını artırabilir. Otobüste
arkanızda oturan kişinin ensenize hapşırmasına engel olamazsınız
ya da tuvaletten çıktıktan sonra elini yıkamasını
sağlayamazsınız. Ancak, tamamen sizin ve ailenizin kontrolünde
olan evinizdeki, özellikle mutfağınızdaki bulaşmaları
engelleyerek, ailenizin sağlığını koruyabilir ve halk sağlığına
büyük katkılarda bulunabilirsiniz.
Çık Mutfağımdan!
İnsanlar, genellikle kendi evlerinde başka
yerlere göre daha güvende olduklarını düşünürler. Bu her durumda
doğru olmayabiliyor. Örneğin, evlerinde enfeksiyon kapma
olasılıklarının, dışarıdan çok daha düşük olduğunu sananlar
yanılıyor; çünkü, araştırmalar tam tersini göstermekte. Batı
toplumları üzerinde yapılan araştırmalara göre, soğuk
algınlıklarının üçte ikisine ve ishal vakalarının yarısına
evlerimizde karşılaştığımız mikroplar neden oluyor. Mutfaklar,
evlerde temizliğine en önem verilen ve en güvenli kabul edilen
yerler; ancak, gıda zehirlenmelerinin çoğu da restoranlarda
değil, evde hazırlayıp yediğimiz yemeklerden kaynaklanıyor.
Yine, gıda kaynaklı enfeksiyon salgınlarının %50-80'inin ev
mutfaklarından doğuyor olduğu gerçeği, araştırmacıların,
gözlerini evlerdeki mutfaklara çevirmesine yol açtı. Anlaşılan o
ki, mutfaklarımızın temizliği konusunda oldukça yanılıyoruz.
Hatta bazı araştırmacılar, şaka yollu da olsa "Yemekleri banyoda
hazırlasak daha iyi olur" demekten çekinmiyor. Profesör Chuck
Gerba ve arkadaşları, mutfak lavabolarında, klozetlerden daha
fazla fekal bakteri olduğunu göstermiş. Fekal bakteriler, insan
ve hayvan bağırsaklarında bulunan zararsız, hatta çoğunlukla
yararlı bakterilerdir. Her gün dışkıyla birlikte bol miktarda
fekal bakteri vücuttan atılır; bazen kanalizasyona, bazen de
içme suyuna karışır. Fekal bakteriler her ne kadar zararsız
olsalar da, bulundukları ortamlarda insan veya hayvan dışkısında
bulunabilecek patojen bakteriler de bulunabilir. Yani, fekal
bakteri varlığı, zararlı bakterilerin bulunabileceğinin bir
işaretidir: eğer ortamda fekal bakteri varsa, bu ortam insan
sağlığı için zararlı kabul edilir. Çünkü patojen bakteriler,
saptanamayacak kadar düşük sayıda da olsa, tehlikelidirler.
Mutfağımızda fekal bakterilerin arasında patojenlerin bulunma
olasılığı, evimizin klozet dahil herhangi bir yerinde olduğundan
daha fazla. Çünkü, günümüzde fabrikalarda bir arada işlenen gıda
maddelerinden (özellikle et ve tavuk ürünlerinde) sadece biri
bakteri taşısa bile, birlikte işlem gördüğü tüm diğer ürünlere
bunu bulaştırabilir. Fabrikaya giren Salmonella
taşıyıcısı bir tavuk, yüzlerce tavuğa bu bakterinin bulaşmasını
sağlayabilir. Böylece, mutfağınıza bir bakterinin bulaşma
olasılığı, yüzlerce kat artar.
Mutfağınızdaki tehlike, sadece lavaboyla sınırlı
değil. Aslına bakarsanız, mutfağınız tümüyle bakterilerin
istilası altında. Tezgahın üstüne, özellikle lavabonun
çevresine, musluk vanalarına, buzdolabı kapısının tutamağına,
doğrama tahtasına, bulaşık bezlerine ve en kötüsü bulaşık
süngerine genelde ciddi biçimde mikrop bulaşmış oluyor. Bu
noktaların ve eşyaların her biri, bakterilerin özellikle
yoğunlaştığı stratejik bulaşma üsleri. Aynı zamanda da,
sayılarını inanılmaz boyutlara ulaştırabilecekleri üreme
ortamları. Bunlardan birine her dokunduğunuzda, elinize
bakteriler bulaşır ve siz elinizi yıkayıncaya kadar
dokunduğunuz her yere bu mikropları bulaştırırsınız. Dr.
Enriquez ve çalışma arkadaşları mutfaktaki bakteri sayısını
ölçtükleri bir çalışma yapmışlar. Lavabo çevresindeki nemli
bölgelerden ve borulardan alınan örneklerde mililitrede on
bin koloni oluşturacak kadar (bu, çoğunlukla on bin ya da
biraz daha fazla bakteri demektir), bulaşık süngerinden sıkılan
suyun mililitresindeyse on milyon koloni oluşturacak kadar
bakteri bulunduğunu görmüşler. Sıradan bir bulaşık süngerinde
320 milyon kadar bakteri olduğu tahmin ediliyor. Anlaşılan o
ki, bakteriler lavabonun kenarına kendilerince bir metropol
kurmuşlar, ekmek elden su lavabodan bolluk içinde bir yaşam
sürüyorlar. Mutfaktaki diğer bölgelerde bulunan bakterilerin
asıl kaynağı da bulaşık süngerleri. Her gün üzerinde salata
yaptığınız ya da et doğradığınız doğrama tahtalarındaysa,
klozetinizden 200 kat daha fazla fekal bakteri bulunuyor. Tüm
bunları okuduktan sonra mutfağınızı yeniden gözünüzün önüne
getirin, elinizi attığınız her şey, her yer bakterilerle kaplı,
sizi tamamen kuşatmışlar gibi gözüküyor değil mi? Ama durum
sandığımız kadar kötü olmayabilir.
Onlardan Kurtulmak!
Mutfağınızın bakterilerle kaplı olduğunu
öğrenmek, hoşunuza gitmemiş olsa gerek. Bu yazının bir
yerlerinde onlardan nasıl kurtulacağınızı öğrenmeyi umuyorsanız
yanılıyorsunuz. Çünkü onlardan tamamen kurtulmanız olanaksız.
Zaten buna gerek de yok. Mutfağınızda, evinizde bulunan
bakterilerin büyük çoğunluğu zararsız, kendi hallerinde
canlılar. Ancak onların bulunduğu ortamlar ve bulaşma yolları,
hastalık yapıcı bakteriler tarafından da kullanılabilir. Bunlar,
doğada genellikle çok azdır. Bu yüzden onlarla karşılaşma
şansımız, her gün karşılaştığımız bakterilerle kıyaslandığında,
çok düşüktür. Yine de buna güvenmemek gerek. Çevremizde bulunan
bakteri üreme ortamlarını ve bulaşma yollarını olabildiğince aza
indirirsek, hastalık yapıcı bakterilerle karşılaşmamız olasılığı
da o kadar düşer. Unutmamalı ki, olasılık düşük de olsa, her yıl
dünyada yüz milyonlarca insan gıda kaynaklı enfeksiyonlara
yakalanıyor, on binlercesi bu hastalıklar yüzünden yaşamını
yitiriyor. Fakat bu hastalıklara yakalanmış insanlar, genellikle
grip ya da basit bir ishale yakalandığını düşünerek doktora
gitmiyor. Uzmanlar, ishalle birlikte görülen yüksek ateş, aşırı
su kaybına neden olan sık sık kusma, aşırı su kaybı sonucu
idrarda azalma, ağız ve boğazda kuruluk, ayağa kalkınca
başdönmesi ve üç günden fazla süren ishallerin gıda
zehirlenmesinin belirtileri olabileceğini ve zaman kaybetmeden
doktora başvurmamızı tavsiye ediyorlar.
Çok Değil, Akıllıca Temizlik
Mutfağınızda yiyecek güvenliğini sağlamak,
aslında çok da zor değil. Ne evinizi her gün baştan aşağıya
temizlemek, ne de bir deterjan şirketine ortak olmanız
gerekiyor. Hatta en çok temizlik yapılan evler, genellikle
bakterilerin en yaygın olarak bulunduğu evler. Elinizde bir
bezle sürekli evinizin içinde koşuşturmakla, yalnızca
bakterileri her tarafa yaymış olursunuz. O yüzden derin bir
nefes alıp arkanıza yaslanın. Mikrop sorununu birlikte
halledelim.
Gıda Kaynaklı Hastalıklara Yol Açan Bakteriler
|
Bakteri |
Bulunduğu Yer |
Bulaşma Yolu |
Belirtiler |
|
Campylobacter jejuni |
Hayvanların sindirim yollarında, çiğ sütte, temizlenmemiş
sularda, lağım karışan çamurlarda bulunur. |
Bakteriyle
bulaşık sudan, çiğ sütten, yeterince pişmemiş et, kümes
hayvanları ve midyeden bulaşır. |
Ateş, baş
ağrısı, kas ağrılarını takiben bazen kanlı olan ishal, karın
ağrısı ve mide bulantısı. Belirtiler, yemekten 2-5 gün sonra
ortaya çıkar. 7-10 gün sürebilir. |
|
Clostridium botulinum |
Doğada
geniş bir yayılım gösterir. Toprakta, suda, bitkilerin
üzerinde, hayvanların sindirim yollarında ve balıklarda
bulunur. Oksijenin çok düşük olduğu ya da hiç olmadığı
ortamlarda üreyebilir. |
Bakteri,
hastalığa yol açan bir toksin üretir. Uygun yapılmamış
konservelerde, vakumlu ya da sıkı paketlenmiş besinlerde
ürer. |
Toksin
sinir sistemini etkiler. Belirtiler genellikle 18-36 saat
içinde ortaya çıksa da, bazen 4 saatte etkisini
gösterebileceği gibi belirtiler yiyecek yendikten 8 gün
sonra da ortaya çıkabilir. Çift görme, göz kapaklarını
tutamama, konuşma ve yutma sorunları, nefes almada güçlük.
Tedavi edilmezse 3-10 gün içinde ölüme neden olabilir. |
|
Clostridium perfringens |
Tozda,
toprakta, lağımda, insan ve hayvanların sindirim
sistemlerinde bulunur. Oksijenin çok düşük olduğu ya da hiç
olmadığı ortamlarda üreyebilir. |
Uzun süre
beklemiş gıdalarda ürer. Bakteri pişirmeyle ölür, fakat
toksin üreten sporları hayatta kalabilir. |
Yiyecek
yedikten 8-24 saat içinde ishal ve gaz sancıları görülür.
Genellikle 1 gün sürer, fakat daha hafif olan diğer
belirtiler 1-2 hafta sürebilir. |
|
Escherichia coli O157:H7 |
Memelilerin sindirim yollarında, çiğ sütte,
klorlanmamış suda bulunur. E. coli'nin birçok tipinden
yalnız biri hastalık yapıcıdır. |
Bakteriyle bulaşık sudan, çiğ sütten, çiğ ya
da az pişmiş etten, pastörize edilmemiş elma suyu ya da
sirkeden, pişmemiş meyve ve sebzelerden, insandan insana
bulaşır. |
İshal ya da kanlı ishal, karında kramplar,
mide bulantısı ve huzursuzluk yiyecek yendikten 2-5 gün
sonra ortaya çıkar. 8 gün kadar sürer. Çok küçük çocuklarda
kalıcı böbrek sorunlarına yol açabilir. |
|
Listeria monocytogenes |
İnsan ve hayvanların sindirim yollarında,
sütte, toprakta, yapraklı sebzelerde bulunur. Buzdolabında
yavaş da olsa üreyebilir. |
Hazır yiyeceklerden, sosis ve benzeri hazır
et ürünlerinden, taze peynirlerden ve pastörize edilmemiş
sütten bulaşır. |
Ateş, titreme, sırt ve baş ağrısı, bazen mide
bozulması, karın ağrısı ve ishal gibi belirtilerin ortaya
çıkması 3 hafta kadar sürebilir. Hamile kadınlar, yeni
doğanlar, yaşlı insanlarda ve bağışıklık sistemi zayıf olan
insanlarda, bunların ardından daha ciddi sorunlar ortaya
çıkarabilir. |
|
Salmonella (2300'den fazla tipi var) |
Hayvanların sindirim yollarında ve
dışkılarında bulunur. Salmonella enteritidls
yumurtada bulunur. |
Çiğ ya da
az pişmiş yumurtalardan, et ve kümes hayvanlarından, çiğ süt
ve süt ürünlerinden, deniz ürünlerinden bulaşır. |
Karın ve
baş ağrısı, ateş, titreme, mide bulantısı, ishal, yiyecek
yendikten 8-72 saat sonra ortaya çıkar. 1-2 gün sürer. |
|
Shigella (30'dan fazla tipi var) |
İnsan ve
nadiren diğer hayvanların sindirim yollarında bulunur. |
Fekal
kirlenmeyle insandan insana, suya ve yiyeceklere bulaşır.
Salgınların çoğu, salata gibi yiyeceklerin temizliğe dikkat
etmeyen insanlar tarafından hazırlanmasıyla ortaya çıkıyor. |
Hastalık, basilli dizanteri olarak bilinir.
Kanlı ve mukuslu ishal, ateş, kusma, karında kramplar ve
titreme. Bakteri sindirildikten 12-50 saat sonra ortaya
çıkan belirtiler, birkaç gün ya da 2 hafta sürebilir. |
|
Staphylococcus
aureus |
İnsanların üzerinde; derilerinde, burunlarında,
boğazlarında, enfekte olmuş yaralarda ve sivilcelerde
bulunur. |
İnsandan
insana uygun olmayan biçimde hazırlanan besinlerle bulaşır.
Oda sıcaklığında hızla ürer ve toksin üretir. |
Aşırı mide bulantısı, kusma, karında
kramplar ve ishal, gıda yendikten 16 saat kadar sonra ortaya
çıkar. Genelde 2-3 gün sonra belirtiler ortadan kalkar. |
Mutfağınızdan mikropları uzaklaştırmak için uygulamayı ihmal
etmemeniz gereken dört temel davranış var: Ellerinizi,
mutfağınızı ve yiyeceklerinizi temiz tutmak, mikropların bir
yiyecekten diğerine geçmesini önlemek, yiyeceklerinizi gerektiği
gibi pişirmek ve gerektiği gibi soğutmak.
Elleri yıkamak, her zaman en önemli ve en çok
aksatılan güvenlik kuralı. Amerikalılar üzerinde yapılan bir
araştırmaya göre, "Genel bir tuvaletten çıktıktan sonra
ellerinizi yıkar mısınız?" sorusuna %95'i "evet" cevabını
vermiş. Ancak kontrollü deney yapmayı tercih eden
araştırmacılar, aynı sonucu bulmamışlar. Genel bir tuvaletten
çıktıktan sonra ellerini yıkayan Amerikalıların gözlemlere
dayanan oranı, %67 olarak ortaya çıkmış. Araştırmacıların
tuvalet kapısında dikilip, insanların ellerini yıkayıp
yıkamadıklarını kontrol ettiklerini düşünmek gülünç olsa da,
buldukları sonuç hiç de gülünç değil. El yıkamak, bulaşıcı
hastalıkların önlenmesi için herkesin yerine getirmesi gereken
en etkili ve önemli görevlerden biri. Mutfağımız için de durum
aynı; bakteri dolu lavabo, vanalar, buzdolabının kapağı, bulaşık
süngerleri ve bezlerini düşünürsek, el yıkamanın önemi iyice
ortaya çıkar. Yemek yapmaya başlarken, işimiz bittikten sonra ve
üzerinde bakterilerin olduğunu düşündüğümüz bir şeye dokunduktan
sonra ellerimizi sabunla yıkamamız gerekiyor.
Mutfağınızda ve mutfak eşyalarınızda bulunan
bakterilerin de kolaylıkla üstesinden gelebilirsiniz. Bulaşık
süngerlerini ıslak bırakmayın. En az haftada bir mikrodalga
fırına ya da bulaşık makinesine koyarak veya sulandırılmış
çamaşır suyuna batırarak oldukça bakterisiz bir sünger elde
edebilirsiniz. Çamaşır suyunu, bir litre suya bir çay kaşığı
olacak şekilde sulandırın; unutmayın çamaşır suyu insanlar
için de tehlikeli. Bulaşıklarınızı yıkadıktan
sonra kurulamayın, bırakın kendi kendilerine kurusunlar.
Bakteriler genellikle uçmayı değil, bulaşık bezleriyle taşınmayı
tercih ederler. Aslında bulaşık bezlerini atıp, yerine kağıt
havlu almak en iyi çözüm. En azından, elinizi kuruladığınızla,
tezgahı ve masayı sildiğiniz bezleri birbirinden ayırın.
Mümkünse, her gün akşamdan sulandırılmış çamaşır suyuna yatırıp,
ertesi güne temiz bezlerle başlayın. Lavaboyu haftada en az bir
kez suyla doldurup, bir litre suya bir çay kaşığı çamaşır suyu
dökerek ve tezgahın üstünü sulandırılmış çamaşır suyuyla silerek
mikroplardan arındırın. Musluk vanaları ve buzdolabı tutamağı
gibi mikropça zengin olabilecek yerleri de aynı şekilde, sık sık
temizleyin.
Doğrama tahtalarında da ciddi boyutlarda
bakteriyel bulaşma söz konusu. Sanıldığının aksine, yapıldığı
malzeme (plastik ya da tahta) gerektiği kadar hijyenik olunduğu
sürece ve uygun yöntemlerle temizliğinde çok da önemli değil.
Tahta olanları mikrodalga fırına, plastikleri bulaşık makinesine
koyarak tek seferde, bakterilerden en iyi şekilde
arındırabilirsiniz. Sıcak sabunlu suyla ya da çamaşır suyuyla
her kullanımdan sonra temizlemek de çok eskiyen plastikler hariç
etkilidir. Doğrama tahtaları yoluyla bakteri bulaşmasından
korunmanın en iyi yolu, etlerle, meyve ve sebzeler için farklı
iki doğrama tahtası kullanmaktır: en azından iki yüzü, farklı
amaçlar için kullanabilirsiniz. Kırmızı ve beyaz etler,
mutfaklarda bakteri bulaşmasının baş sorumlularıdır. Bulaşma
çoğunlukla elinizden, damlayan sulardan, etlerin ve sebzelerin
bir arada işlenmesinden ve doğrama tahtalarından kaynaklanır.
Bazı yiyecekler yıkanarak mikroplardan
arındırılmalı, bazılarınaysa su hiç değmemeli. Meyve ve sebzeler
eğer pişirilmeden yenecekse, kullanmadan önce mutlaka yıkanmalı.
Bunları dolaba yerleştirirken yıkamak gereksiz. Bulaşmalara yol
açabileceği için tehlikeli de olabilir. Lahana ve marulun dış
yaprakları atılmalı, iç yapraklarıysa özenle tek tek
yıkanmalıdır. Yıkadıktan sonra bir süre sirke içinde bekletmek
faydalı olabilir. Çünkü elinizde yıkayarak bu ürünlerdeki
bakterilerden yeterli miktarda kurtulamayabilirsiniz.
Yiyecekleri sabun ve deterjanla yıkamak sağlığınız için
tehlikeli olabilir. Kırmızı ve beyaz etlere, özellikle yumurtaya
su değmemesine, hem buzdolabına kaldırırken, hem de kullanmadan
önce dikkat edin.
Çiğ yenen sebze ve meyvelerde dikkat etmeniz
gereken en önemli şey, bunlara et, tavuk ve diğer sebzelerden
sızan sularla mikrop bulaştırmaktan kaçınmak. Etlerden sebzelere
mikrop bulaşmasının en sık gerçekleştiği yerler: buzdolapları,
doğrama tahtaları ve mutfak tezgahlarıdır.
Tüm bunları uyguladıktan sonra mutfağınızdaki
bakteri sayısını ve bulaşma yollarını önemli ölçüde azaltmış
olursunuz. Dr. Enriguez ve arkadaşları, tezgah yüzeylerinden
buzdolabının kapısına kadar, her yerin bol miktarda bakteri
bulunan bir mutfakta yaptıkları deneyde, ev sahiplerinin
yalnızca yeni bir sünger kullanmaya başlamasından hemen altı gün
sonra, çoğu yüzeyin mikroplardan görece arındığını görmüşler.
Tehlikeli Aralık
Mutfakta bulunan bakterilerin en önemli kaynağı
çiğ et ve sebzelerdir. Uygun şekilde pişirildikleri zaman bu
bakterilerin çoğu ölür, sporlu bakterilerin sporları genellikle
yaşamaya devam ederler. Sporlar, bakterilerin sıcaklık veya
besinsizlik gibi zor durumları atlatmasını sağlayan bir çeşit
durgunluk halidir. Yıllarca dayanabilir ve uygun ortama
kavuştuklarında yeniden faaliyete geçerek bakteriye dönüşürler.
Hastalık yapıcı bakteriler 5°C ile 60°C arasındaki sıcaklıklarda
gelişme gösterirler. Bu sıcaklık aralığına "tehlikeli sıcaklık
aralığı" denir. Yiyecekleriniz bu sıcaklık aralığında kaldığı
sürece, yiyecekleriniz ve siz tehlikedesiniz demektir.
Yiyecekleri bu sıcaklık aralığında bulundurmamaya büyük özen
göstermelisiniz. Bakteriler yiyeceklerden tamamen
uzaklaştırılamazlar; ama üremelerini engeller ya da
güçleştirirseniz, bir tehlike oluşturmazlar. Bu nedenle, sıcak
yiyecekleri sıcak tutmak (60°C'nin üstünde), soğuk yiyecekleri
soğuk tutmak (5°C'nin altında) en iyi çözümdür. Ne var ki, bu
çoğu zaman pek olanaklı değildir. Yiyecekler genellikle
soğutulur, ısıtılır sonra tekrar soğutulur. Bu süreç, yiyecek
bozuluncaya ya da bitinceye kadar genellikle tekrarlanır. Her
tehlikeli sıcaklık aralığından geçişte bakteriler üremeye
başlar, varsa toksinlerini üretirler. Siz ısıtınca bakterilerin
yeniden öleceğini düşünüyorsunuz, ama toksinler genellikle
sıcaklıktan etkilenmez ve her seferinde biraz daha artarlar. Bu
nedenle yiyecekleri olabildiğince az ısıtıp soğutarak, tehlikeli
sıcaklık aralığının dışına olabildiğince hızlı çıkarmak gerekir.
Isıtma işlemleri de, bakterilerin ölmesini sağlayacak kadar
yüksek sıcaklıklara çıkılarak yapılmalıdır. Bakteriler 5°C'nin
altında ölmezler; ama çoğunun üreme hızı aşırı derecede düşer ve
artık tehlikeli olmaktan çıkarlar. 60°C'nin üstüne çıktıkça da,
dayanıklıklarına göre belirli bir sürede ölürler. Bu yüzden
pişirme sırasında, sıcaklığın bakterilerin büyük çoğunluğunu
öldürecek kadar (70°C'ye kadar)yükseldiğinden emin olun.
Özellikle büyük et parçalarının merkezlerinde sıcaklık her zaman
yeterince yükselmeyebilir. Mikrodalga fırınlarla pişirir ya da
ısıtırken yiyeceklerin iç kısımlarında soğuk bölgeler kalabilir.
Bu yüzden pişirme süresinin ortasında yiyeceği ters çevirin ya
da döndürün, alüminyum folyo kullanın. Tüm tavuk gibi büyük et
parçalarını mikrodalga fırında pişirmeyin ya da tam güç yerine,
yarım güçte iki kat sürede pişirin.
 |
|
Yeterli sıcaklıkta pişmiş yiyecekler
kapakları açılıncaya kadar (sporları saymazsak) neredeyse
mikropsuzdurlar. Ne zaman ki kapak açılır, yiyeceğiniz
soğumaya başlar ve tehlikeli sıcaklık aralığına girer. İşte
o zaman mikroplar faaliyete geçerler. Bu nedenle,
yiyeceklerin soğutulması, çoğu zaman ciddi bir sorundur.
Yiyecekler servis yapıldıktan sonra kalanlar en kısa sürede
tehlikeli sıcaklık aralığından olabildiğince hızlı çıkmaları
için buzdolabına konmalıdır. |
Yiyeceklerin buzdolabına sıcak sıcak konmasının
onların bozulmasına neden olacağı düşüncesi boş bir inançtır.
Yiyecek kokularının birbirine karışmasından korkuyorsanız,
yiyeceğinizi derin olmayan küçük boy kaplara bölüp, ağzını
sıkıca kapatın ve buzdolabına bu şekilde koyun. Böylece, hızla
soğuyan yiyeceklerin kokusu karışmadığı gibi, hastalık
yapıcılara da üreme fırsatı kalmaz. Bu, kendi evinizde gıda
zehirlenmesine uğramamanız için yapmanız gerekenlerin en
önemlilerinden biri. Yiyeceğinizi, soğuması için mutfakta bir
yerlerde asla iki saatten fazla tutmayın. Uzmanlar, tehlikeli
sıcaklık aralığında geçen iki saatin, yiyecekten zehirlenmeniz
için yeterli olduğunu söylüyor. Patojen bakteriler bu aralıkta
korkunç bir hızla ürerler. Bir tek bakteri, iki saat içinde
yiyeceğinizde 35 bin bakteri oluşmasını sağlar. Eğer bir de
sabah tencerenizi ocağın üstünde bulursanız; bir tencere dolusu,
yani 33 milyon kadar bakteriyi çöpe dökmeniz gerekir. İki
saatten fazla tehlikeli sıcaklık aralığında kalmış bir yiyecek,
tadına bile bakılmadan çöpe atılmalıdır. Kokuşma, tadın
tuhaflaşması gibi durumlar, aslında zararsız olan "çürükçül"
bakterilerin neden olduğu olaylardır. Hastalık yapıcı
bakteriler, yiyeceklerin tadının bozulmasına yol
açmazlar. Her yıl gıda zehirlenmesi geçiren
milyonlarca ve aynı nedenle hayatlarını kaybeden on binlerce
insan, sizce yemeklerini garip tadına ve kokusuna aldırmadan
yemeye devam edenler mi, yoksa sayısal lotoyu kazanmayı bekleyip
de daha yüksek olasılığına karşın, kendi yemeğinde patojen
bakteri olamayacağını düşünenler mi? Eğer yemeğinizi atmaya
kıyamıyorsanız, onu tezgahın üstünde iki saatten fazla
bırakmamayı da hatırlamalısınız.
Donmuş gıdaları çözerken de aynı kural
geçerlidir. Sakın eti öylece tezgahın üstünde bırakıp gitmeyin.
Donmuş bir gıdayı çözmenin sadece üç sağlıklı yolu vardır.
İşiniz acele değilse en iyisi, donmuş gıdayı bir gün önceden
buzluktan çıkarıp buzdolabının alt raflarında çözmeye
bırakmaktır. Acele etmeniz gerekiyorsa mikrodalga fırına ya da
su geçirmez bir torbanın içinde soğuk suya koyun, yalnız suyu
her yarım saatte bir değiştirmelisiniz.
Sıcaklıkla ilgili söylenecek son şey:
Buzdolabınızın sıcaklığının 4°C'den ve buzluğunuzun 20°C'den
daha düşük olduğundan emin misiniz?
Çiğ Yumurta Asla
Yumurtalar, besleyici olduğu kadar, kullanırken
dikkatli olunması gereken besinlerdir. Yumurtalar, ender de olsa
Salmonella enteridis adlı bir bakteriyi içerebilirler. Bu
bakteri yumurtanın yüzeyinde olabileceği gibi, sarısında da
olabilir. Tavuğun yumurtalıklarında bulunan bakteri, ona hiçbir
zarar vermez ve oluşum aşamasında yumurtanın içine girerek orada
ürer. Bakterinin bulunduğu kısım genellikle sarısı olsa da
beyazına geçmediği garanti edilemez. Çiğ yenilen yumurtalarda bu
bakterinin bulunması ciddi sorunlara yol açabilir. Yumurtalar,
bu bakteriden arındırabilmek için tamamen katılaşıncaya kadar
pişirilmelidir. Az pişmiş ya da çiğ yumurtayı veya bunları
içeren bir yiyeceği her yediğinizde kendinizi enfeksiyon riskine
atarsınız. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve bağışıklık sistemi
zayıf kişiler, çiğ yumurtadan kapabilecekleri bakterilere karşı
daha hassas olurlar. Yumurtalarla ilgili sıkça yapılan
hatalardan biri de, onları yıkamaktır. Yumurta kabuklarının dış
yüzeyi onları bakteriyel enfeksiyonlardan koruyacak bir kılıfla
kaplıdır yıkama sırasında bu kılıf akıp gider. Böylece normalde
içeriye giremeyecek bakterilere fırsat tanınmış olur. Yumurta,
zengin besin içeriği nedeniyle bakterilerin bulaşıp üremeleri
için uygun bir ortamdır. Bu yüzden, kırılmış ya da kirli
yumurtaları almayın; yumurtaları buzdolabının kapağında değil,
donmayacak kadar soğuk bir yerinde saklamayı tercih edin.
Mutfaklarımızın ve ailemizin sağlığı, bizim
hijyen ve bakterilerden korunma yöntemlerini ne kadar dikkatli
uyguladığımıza bağlıdır. Her mutfağın kendine has koşullarında
tüm önlemleri almak zor bile olsa, bunların sadece bilincinde
olmak bile evimizi enfeksiyon hastalıklarından korumada önemli
bir adım olacaktır.
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
Sayı: 417 Ağustos-2002
Murat Gülsaçan'a teşekkürlerimizle
Denizce

|
|