|
http://www.yankiyazgan.com
Mutsuz olmak neden bu kadar kolay? Tam tersini, kolay olanın
mutlu olmak olduğunu düşünüyorsanız, yazının gerisini okumasanız
da olur. Zaten, gerçeği bilmeyi istemeyeceksinizdir. Gerçeği
görüp bilmek başlı başına bir mutsuzluk sebebi olabilir. Bir
sonraki yazıya sıçrayabilirsiniz. Mutlu mutlu...
1970’lerin başında havalı havalı binilip gezilen Murat
124’leri düşünün. Autoshowlardaki son modelleri taksitle de olsa
nasıl alacağını hayal edenler, o Murat 124’leri benzinci
reklamlarında komedyen yamağı olarak izlemekteler. Artık, birkaç
yıl öncesinin otomobili ile gezmek düşünülemez bir ayıp. O kadar
geriye (ya da ileriye) gitmeyelim, on-oniki yıl önce çalıştığım
hastanede elimde cep telefonu ile gezdiğim için dudak büken
arkadaşlarım telefon modellerinden başka bir şey konuşmaz
olmuşlar. Nasıl da böyle tüketim toplumu olduk
şikayetlenmesinde, sadece mutsuzluğun eski model bir cep
telefonu ya da demode bir otomobil ile kolayca mümkün olmasını
anlamaya çalışıyorum.
Parayla saadet olmaz. Bereket versin, konuya benim dışımda
kafa yoranlar da var. Soruyu şöyle sorarak: “Başarı mutluluk
getirir mi? Mutluluk satın alınabilir mi?” para konusu ile
başlayalım. Psikiyatri kliniğine başvurup, depresyonlaşmış
üzüntülerinin hafifletilmesi için yardım isteyenlerin, bir
yandan akıllarını kemiren iyileşememe olasılığının
dayanaklarından birisi, “benim derdim yoksulluk, ona çare
bulabilecek misin?”dir (diğer dayanaklar “terk edip gideni geri
getirecek misin? Kaybettiğim yılları geri verebilecek misin?”
gibi).
Depresyondaki bireyin temel duruşu olan umutsuzluk’a panzehir
olarak türetilmiş sayısız popterapinin bir numaralı örneğine
geliyoruz: Herkesin yoksul ama mutlu olduğu, küçük teneke ya da
karton evinde “mutlu mesut” yaşadığı Hindistan ya da Nepal gibi
ülkeler. Hep burun kıvırdığım bu örneklerin bir doğruluk payı
taşıdığını söylemeliyim. Nasıl?
Fazla mal, göz çıkarır.. Varlıklı sayılan ülkelerde alım
gücünün son 50 yılda 3-4 katına fırladığını düşünürsek, mutluluk
oranının da artması beklenir. Mutluluk beyana tabi bir ruh
durumu olmakla birlikte (para ile imanın kimde olduğu belli
olmazdı, değil mi?), gözlenen de, beyan edilen gibi, mutsuzluğun
zenginleşenlerin ensesinden düşmediği yönünde.
Mutsuz ve zengin toplumların, mutsuz olmayan zengin
toplumlardan farkı nedir? Gelir uçurumu (Haggerty et al 1998).
En zengin ile en yoksul arasındaki gelir farkının “yüzlerce
misli” ile ifade edildiği ülkemizin yüksek mutsuzluk endeksini
de bir parça açıklayan bu gelir uçurumu bulgusu, fakir olsun,
zengin olsun, Hint fakirlerinin imrenilesi mutluluğunu da biraz
açıklayabilir.
Yârin yanağı? Herkesin fakirlikte zenginlikte, “yârin
yanağından gayrı her şeyde” (mavi gözlü dev) her beraber olduğu
bir düzenin, en azından içinde olduğumuz zaman boyutunda, mümkün
olmadığı, sosyalist bilinen ülkelerin işi becerememeleri ile,
kesinleşince mutsuzluk zirve yaptı. Nasıl mı? İnsanların bir
başka eğilimi kendinden üstte gördüğü ile kıyaslamak, onun gibi
olmak... Bu eksiklik duygusunun kamçılayıcı, serbest rekabet
toplumunu geliştirici bir etkisi olabilse de, tamamlanmamışlık
(“...çok şey yarım hâlâ...” Behçet Necatigil) ve hayatı geleceğe
öteleme (“bir gün mutlaka” Vedat Türkali) hissinin hüzünü
kaçınılmazdır (Alıntılardaki şair/ yazarların bu hislerde bir
sorumluluğu yok, buldukları kelimeleri sevdiğim için koydum
buraya).
Kendimizi kendimizden yukarıdakilerle kıyaslamayı nasıl
yaparız?
Prof. Dr. Yankı Yazgan'a
teşekkürlerimizle
Denizce

27.04.2007 |