|

Çağımızda teknolojinin hızla gelişmesi, düne kadar
kullandığımız birçok şeyi tarihin sayfalarına gömüyor. Bunlardan bir
tanesi de mürekkep. Son yıllarda İnternet ve cep telefonu
kullanımının artmasıyla, yazı yazmayı ve yazarken kullandığımız araç
ve gereçleri unutmaya başladık bile. Birçoğumuz gerekli tüm
yazışmaları elektronik ortamda gerçekleştiriyor, sevdiklerimize
tebrik kartı ve mektup yerine birer kısa mesaj ya da elektronik
posta iletisi gönderiyoruz. Birçok özel üniversite, öğrencilerine
ücretsiz dizüstü bilgisayarlar vererek onları defter-kalem kullanma
zahmetinden kurtarmaya başladı bile. Sonuçta, yazı yazarken
kullandığımız sözcükler sayısallaştıkça, mürekkep kullanımı ve
mürekkep kültürü de giderek yok oluyor.
Mürekkep kullanımı çok eski tarihlere dayanıyor. Binlerce yıl
önce keşfedilen yazı, ilk önceleri kayaların, ağaç parçalarının
sivri nesneler yardımıyla kazınmasıyla gerçekleştiriliyordu. Daha
sonra, kazıma işlemi pişirilmiş tabletler üzerinde yapılmaya
başlandı. Derken çeşitli mineral ve bitkilerden elde edilen boyalar
da devreye girdi. MÖ 2500’lerdeyse Çin ve Eski Mısır uygarlıkları
mürekkebi keşfederek yazılı anlatımın hızla yayılmasını sağladılar.
Peki o yıllarda insanlar mürekkebi nasıl yapıyorlardı?
Mürekkeplerin temel olarak iki bileşeni var. Bunlardan birincisi,
mürekkebe rengini veren pigment maddeleri. İkincisi de bu pigment
maddelerini, yazının üzerine yazılacağı zemine bağlayacak olan
bileşik. Eski çağlarda mürekkep yapımı bölgelere göre değişiyor ve
çok çeşitli malzemelerden yararlanılıyordu. Örneğin, bazı bölgelerde
cıva, sülfür, kurşun karbonat gibi inorganik maddeler, bazı
bölgelerde bitkilerden elde edilen organik boyar maddeler
kullanılıyordu. Bu bitkilerin başındaysa, kök boya (Rubai
tinctoria), aspir (Carthamus tinctoria), boyacı papatyası (Anthemis
tinctoria), çivit (Isatis tinctoria) gibi bitkiler geliyordu. Bu
boyar maddelere su, sirke, şarap ve çeşitli asitlerin eklenmesiyle
elde edilen karışım, mürekkep olarak kullanılıyordu.

Gal adı verilen anormal dokular, genç mazı meşesi dallarının
Cynips gallea tinctoria
adı verilen böcek tarafından ısırılması
sonucunda ortaya çıkıyor.
Peki, yüzyıllardır bozulmadan günümüze kadar gelebilmiş
yazmalarda kullanılan mürekkepler nasıl yapılıyordu? Aslında
binlerce yıl solmadan kalabilecek bir mürekkep yapmak düşüldüğü
kadar zor bir iş değil; yalnızca doğru kıvamı tutturabilmek için
biraz deneyim kazanmak gerekiyor. İlk kez Mezopotamya’da kullanılan
ve bugün en kaliteli mürekkep olarak bilinen “İran mürekkebi"; meşe
mazısı (Quercus infectoria) demir sülfat, arap zamkı, bal, tuz, is
ve yağmur suyundan yapılıyordu. Ortaçağ’da El Razi nin yazdığı
Sırlar Kitabı’ndan öğrendiğimiz formülü bugün sizler de evinizde
uygulayarak kaliteli bir mürekkep yapabilirsiniz. El Razi’nin
formülüne göre, mazı meşesi adı verilen ağacın üzerinde bulunan
gallerden (gal: bitkilerde, böcek ya da mantar gibi organizmaların
neden olduğu anormal gelişen yapılar) 30 gr alınıp tavada hafifçe
kızartılır, sonra dövülerek toz haline getirilir.
Bu toz yarım litre suyun içine koyulur ve üzerine 5 gr tuz,
40 gr demir sülfat, 30 gr bal ve 250 gr arap zamkı (bir Kuzey Afrika
akasya ağacından elde edilen zamk) eklenir. Bu karışım iki-üç saat
hafif ateşte ısıtılır. Isıtıldıktan sonra üzerine 20 gr is eklenir.
Ancak burada eklenecek isin kalitesi çok önemli. Mürekkebin
kalitesini artırmak için özel bir is kullanılması gerekiyor. Bunun
için en uygun is, bezir yağı ya da balmumundan elde ediliyor. İs
elde etmede çoğunlukla çıra ve zeytin yağı kullanılsa da bu
malzemelerden çıkan is çok yağlı olduğu için mürekkebin kalitesini
olumsuz etkiliyor. İs eklenen karışım bir saat daha ısıtıldıktan
sonra beklemeye alınıyor ve tortuların dibe çökmesi sağlanıyor. Son
olarak, bu dinlendirilmiş karışım süzülüp şişelenerek kullanılmaya
hazır hale getiriliyor. Bu formülde kullanılan arap zamkı mürekkebin
kağıda yapışmasını sağlarken bal da mürekkebe kıvam veriyor. Yağmur
suyu da saf ve temiz olması nedeniyle tercih ediliyor.

Bu formülü zahmetli buluyorsanız, daha basit bir mürekkebi
yalnızca meşe mazısı, demiroksit ve arap zamkından yapabilirsiniz.
Bu formüle göre, 50 gr toz haline getirilmiş mazı, yarım litre saf
suda kaynatıldıktan sonra 1-2 gün güneşte dinlendirilir.
Dinlendirilen karışım, 30 gr demiroksit eklendikten sonra yeniden
ısıtılır ve 1-2 gün daha dinlendirilir. Son olarak aynı karışıma 15
gr arap zamkı eklenir, karışım yine ısıtılır ve bir iki saat
bekletildikten sonra süzülerek kullanıma hazır hale getirilir.
El Razi’nin formülleri bize göre değil diyorsanız, ekim
ayında sofralarımızı süsleyen narların kabuklarından da basit bir
mürekkep yapabilirsiniz. Bunun için bir nar almanız ve soyduğunuz
narın kabuğunu atmamanız yeterli. Narın kabuklarını parçalayıp bir
bardak sirkenin içine koyarak, güneşte bir hafta bekletin. Daha
sonra sirkeyi süzerek, koyu renkli güzel bir mürekkep elde
edebilirsiniz.
Mürekkep denilince aklıma hep eskilerin çok kullandığı ama
günümüzde unutulmaya yüztutmuş bir deyim geliyor: “mürekkep yalamış
olmak”. Bu deyim, yakın zamana kadar çok okumanın nişanesi olarak
kullanılıyordu. Nedeniyse, kurşunkalem kullanılmaya başlamadan önce
okullarda mürekkep kullanılmasıydı. O dönemlerde öğrenciler yazı
yazarken aharlı kağıtları (mürekkebi emmeyen bir tür cilalanmış
kağıt) kullanıyorlar ve hata yaptıklarında ıslak mürekkebi yalayarak
hatalarını düzeltiyorlardı. Böylece çok mürekkep yalamak, çok okumuş
olmak anlamına geliyordu. Son olarak biraz da görünmeyen
mürekkeplerden bahsedelim. Genel olarak mürekkebin kalıcı olması
beklenirken savaş dönemlerinde, özellikle casusluk gibi işlerde
görünmeyen mürekkepler I. Dünya Savaşı’na kadar sıkça kullanılmış ve
çok çeşitli görünmez mürekkepler üretilmişti. Bu konuyu merak
edenler için, bir de görünmez mürekkep formülü verelim. Sizler de
derişik potasyum nitrat çözeltisi kullanarak görünmez yazılar
yazabilirsiniz. Bu çözeltiyle yazacağınız yazı normal koşullarda
görünmez. Ancak hiç kesintisiz yazacağınız bu yazıyı, kor hale
getirilmiş bir toplu iğne dokundurarak ortaya çıkarabilirsiniz.
Potasyum nitrat sıcaklığın etkisiyle yanacağı için iğneyi
dokundurduğunuzda hızla yanan harfler kül haline gelerek görünür
hale geçecektir.
Cenk Durmuşkahya
cdkahya@hotmail.com
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
Sayı: 449 Ekim-2005
Cenk Durmuşkahya'ya teşekkürlerimizle
Denizce

06.06.2007
|
|