e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Neden Korkuyoruz?

Prof. Dr. Yankı Yazgan    

 

 

http://www.yankiyazgan.com    

Bafra Belediyespor takımı maça çıkamayacak kadar moralsiz durumda olduğu için maçlara çıkamıyor. Morali bozan ne? Takımın iki antrenörünün kulüp binasına yapılan bir kişinin silahlı baskınında vurulup öldürülmesi. Gazetelerde yazılanlara göre Bafra’da bir fırıncı, telefonda kulüp yöneticisi kendisine ters davrandığı için sinirleniyor. Silahını aldığı gibi gelip, ortalığı “kana buluyor”. İki ölü, bir ağır yaralı... “Ne var ki bunda, bizim orada insanlar asabidir” ya da “vurulan da fırıncıya ağır konuşmasaydı” diyenlerin yadırgayacağı bir haber değil. Düğünde eğlenirken adam vurmayı normal bir kaza sayan, “oldu bir kere” deyip, silahla adam öldürmeyi trafik kazasından hafif suç sayan milletin vekillerinin görüşünü sormak en iyisi.

Doktor öldürenler. Kendimizi ne zaman güçsüz, ne zaman eksik, ne zaman suçlu hissetsek, öfkeleniriz. Bu hissi bize veren bazen hiç tanımadığımız, hatta bize iyi davranan, yardımcı olan ama tam da bu nedenle bizi (o insani özelliklerden eksikli olduğumuzu) hissettiren birisi olabilir. Doktorlara hasta yakınları tarafından yapılan saldırılarda, genellikle son dakikaya kadar ihmal edilmiş, ailenin yanlış yaklaşımları ya da söylenenleri uygulamamaları sebebiyle hayatını kaybedenlerin en uzak “yakın”ları başı çekerler.

Uzak “yakınlar” kimlerdir? Annesini ilk şikayetleri ortaya çıktığında doktora götürmeye üşenen bir evlat, aile içinde kendine bir yer edinmek isteyen asabi (ve tabii ki, işsiz güçsüz) yeğen gibi uzakta kalmış, yakınlaşmak isteyen asabi akrabalar.

İhmalkâr yakınlar. Hasta sahiplerinin kendi ihmallerinin suçluluğundan kurtulmak için sıkça yaptıkları saldırganlıkların kurbanı olan doktorlara sayısız hata yakıştırılarak saldırganlık kabul edilebilir hale getirilir. İşin kötüsü, daha doğrusu eksik-ezikliğin ya da suçluluğun verdiği öfkeyi cinayet kesmez; eli silahlı adam ertesi gün kardeşini ya da kendi çocuğunu da rahatlıkla vurabilir. Kafasını kızdırdığı için...

Silahlı erkekler. Silahlı olmayı erkekliğin en önemli göstergesi sayan, silaha laf edeni namusuna laf etmiş sayan okurlarımız olduğundan da eminim. Silahlanmanın yaygın teşvik gördüğü, göstermelik biçimde denetlendiği bir ülkede silahlı olmak nasıl bir “cesaret” işi sayılır, ona akıl erdiremiyorum. Herkesin silahlı olduğu bir toplumda, silahsız olmak akıl işi değil diyenler oluyor.

Çok korkuyoruz. Korkuyu tahrik eden çok olay var, korkuyoruz ve silahsız gezemiyoruz. Güçlü değilsek, güçlü gözükmek için... İstanbul’da yolun ortasında durmuş bir arabaya klakson çalan otomobildeki adama, öndeki arabanın sürücüsü silahını çıkartıp gösterdiğinde, kendi “gücünü”, daha doğrusu “protez” gücünü göstermiş oluyor.

Geçici güç. Silahla kazandığımız (ama sahiden sahip olmadığımızı bildiğimiz) geçici güç ile de tatmin olamadığımız için elimize geçirdiğimiz silahları sağa sola göstermek yetmiyor. Sağa sola sıkmak, hoşumuza gitmeyenlerin üzerine ateş etmek kaçınılmaz ve makbul; hatta bunu önlemekle görevli kişilerin “tolerans” gösterdiği cinsten bir olay. Sonrasında bir sebep her zaman bulunabilir.

Belki silahlanan yurttaşlarımıza kızmak, onları yermek yerine onlara sormamız gereken asıl soru şu: Neden korkuyorsunuz ? NE’den korkuyorsunuz ? Silahlar hangi korkunuzu gideriyor? (Doğan Cüceloğlu’nun “korku kültürü” kitabından kopya çekmek serbest; çizgileri de benden)

Daha önemli soru: milyonlarca yurttaşımızın eli beli tasdikli tescilli silahlı gezmesini ısrarla teşvik edenlerin namus, örf âdet, şan şöhret (gibi kendilerinin de inanmadığı sebepler) dışında makul bir gerekçesi var mı? Bilenler söylesin lütfen.

 


Prof. Dr. Yankı Yazgan'a teşekkürlerimizle

Denizce

08.04.2008