Denizce
  e-mail    
denizce@denizce.com
 






Güvenlik
. VHF Çağrı Kanalları
. Radyo İstasyonları
. Güvenlik - Donanım
. Denizle Şaka Olmaz!
Sağlık
. AIDS
. Alternatif Tıp
. Alzheimer
. Anılar Nasıl..
. Antibiyotik Direnci
. Antidepresan Yerine
. Aspirin
. Bel Fıtığı ve Deniz
. Bellek
. Bellek Güçlendirme
. Bellek_Zaman
. Beyindeki CEO
. Biyolojik Saat
. Böbrek Nakli
. Çevre-Koruyucu Hekim
. Çocuk Felci
. Çocuk Gelişimi
. Çocuklukta Şişman..
. Dalış Hastalıkları
. Dipten Sesler
. Denizde İlkyardım
. İlk Yardım
. Deniz ve Güneş
. Deva Bitkiler
. Diş Sağlığı
. Doktorluk Nedir
. Ecza Kutusu Malzem.
. Egzersiz
. Gıda Zehirlenmesi
. Gözlerim Aşina Size
. Grip Virüsü
. Güneş ve Sağlık
. Güneşin Etkileri
. Hasta Gözüyle
. Hasta Hakları
. Hasta-Hekim İlet.
. Hastanın Bilgilen.
. Hekim Gözüyle
. İdrar Kaçırma
. İçtiğimiz Su
. İkizler
. İlkyardım
. Kanser
. Kemik Erimesi
. Korkmamayı Öğ.
. Kök Hücre
. Kulaktaki Düğme
. Kuş Gribi
. Meme Kanseri
. Mutfaktaki Tehlike
. Neydik Ne Olduk
. Otizm Nedir?
. Otizm Üzerine
. Pasif Sigara İçimi
. PC Egzersizleri
. Prostat
. Reçete Yazdırmak
. R.S.Hıfzısıhha M.B
. Saçmalamak...
. Sağlığın Niteliği
. Sağlık İçin Hareket
. Sağlıklı Beslenme
. Sağlıklı Yaşam
. Selülit
. Sevimli Tehlikeler
. Stres
. Su
. Tıp Bayramı
. TTB ve Sağlık
. Uyku ve Rüya
. Uzun Boy
. Vitaminler
. Vücut Mekaniği
. Yaşla Gelen..
. Uzak Yol-İlaçları
. Yakın Yol-İlaçları
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

Güvenlik / Sağlık  

 Neydik, Ne Olduk

 

 

Aynaya baktığımızda görmeyi beklediğimiz şey, olağanüstü bir makine değil, kim olduğumuzdur genellikle. Ancak yaptığımız, yaşadığımız herşey, güzelliğimiz, çirkinliğimiz, yaşama bakışımız, hatta tarihimiz, kimliğimiz, bütün varlığımız, aynada gördüğümüz vücudun içinde bir yerlerde saklı. New Scientist dergisi, 30 Ekim 2004 sayısında bu olağanüstü makineyi, biçiminden onarımına, şimdiki sınırlarından olası rekorlarına kadar birçok yönüyle ele almış. New Scientist'in sizlere Türkçe'ye çevirip başka kaynaklarla destekleyerek sunduğumuz bu özel bölümünü ilginç bulacağınızı umuyoruz...

BTD Araştırma Grubu    

 

Öyle görünüyor ki, aynaya bakınca görmek istediğimiz şeyle gördüğümüz şey arasındaki fark giderek büyümekte. Bu farkın tek kaynağı, eskiye kıyasla değişme eğilimindeki vücut ölçüleri değil; değişen değer yargıları ve estetik bakış açısının da payı büyük.

Son 50-60 yılda insan vücudunun şekil ve boyutlarında büyük değişiklikler oldu. İnsanlar şimdi eskiye göre daha uzun oldukları gibi, görece hareketsizlikleri ve abur cubur tüketimleri sayesinde hatları da daha yuvarlak. "İdeal vücut" kavramıysa, şu anki gerçeği yansıtmıyor. Özellikle de batı toplumları göz önüne alındığında, şimdinin yuvarlak hatlı, topluca sayılabilecek ortalama kadın ve erkeği, günümüzden çok geçmiş zamanın idollerinde aranan özellikleri daha çok yansıtıyorlar.

Büyükanne ve büyükbabaların da rahatça onaylayacağı üzere, günümüz gençlerinin eskisine göre daha uzun oldukları kesin. Hatta, sanayileşmiş ülkelerde bu uzama sürecinin on yıllardır devam ettiği biliniyor. Boy uzunluğu konusunda şimdilik listenin en üstünde yer alan Hollandalılarda, bu uzama eğilimi 19. yüzyıl ortalarında başlamış. 1965'te erkeklerde ortalama 1,78 metre olan boy uzunluğunun, 1997 yılında 6 cm artmış olduğu gözlenmiş. Avrupa'nın daha kısa boy ortalamalı ülkelerinde de aynı eğilim sözkonusu. Ancak, bu artış hızının Avrupalılarda düşmekte, doğu Avrupa ülkeleri ve Japonya'da ise kendini koruduğu görülüyor.

Bu farklı eğilimlerin altında yatan ne? Uzmanlar, herşeyi beslenme biçimine ya da daha iyi beslenmeye bağlamanın, işi fazla basite indirgemek olduğunu söylüyorlar. Görünen o ki asıl önemli olan, ilk bir-iki yılki büyüme hızı. Bu dönem, yetişkinlikte ulaşmış olacağınız boyu belirliyor, ve herşey de tümüyle nasıl beslendiğinize bağlı değil. Yaşamın ilk birkaç yılı, büyüme hızının da en yüksek olduğu dönem; özellikle de bacaklardaki uzun kemiklerde. Bacak uzunluğuysa nihai boy uzunluğunun en büyük belirleyicisi. Olumlu sosyoekonomik koşulların bir sonucu olan iyi beslenme ve benzeri getirilerin, bebeklerin daha hızlı büyümelerine katkısı olduğu da bir gerçek. II. Dünya Savaşı sonrasında hızlı bir sosyoekonomik gelişim dönemini yaşayan Japonlar, buna en iyi örneklerden biri. Bir başka kilit etken de, sağlık. Modern antibiyotik ve aşıların sahneye gelişinden önce, geçirdikleri enfeksiyonlar, bebeklerin büyümelerini ciddi ölçüde yavaşlatan etkenlerden biriydi. Tabii genetik etkenleri de unutmamak gerek.

Çevresel etkilerin, boy uzunluğuna olduğu kadar ağırlığa da etkisi var. Ve öyle görünüyor ki, ortalama insan ağırlığı da epeyce artmış durumda. Bu artış, belli oranda uzunluk artışına da bağlı. Bu nedenle, ağırlığın uzunluktan bağımsız olarak değerlendirilmesi için "vücut-kütle indeksi" (Body-Mass Index - BMI) denen ve herhangi birinin ideal kilosu hesaplanırken yararlanılan değerden yararlanıyor. BMI'yi bulmanın yolu, ağırlığınızı, metre olarak uzunluğunuzun karesine bölmek. 18,5'un altındaki bir değer normalin altındaki bir kiloya, 18,5 - 24,9 arasındaki bir değer normal kiloya, 25 - 29,9 arası şişmanlığa, 30 ve üstü de obezliğe, ya da aşırı şişmanlığa işaret ediyor.

Obezliğin özellikle de batı dünyasında büyük bir hızla artmaya başladığı bilgisiyse yeni değil. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, şu anda dünyada 1 milyarın üzerinde kişi şişman, bunların da 300 milyon kadarı da aşırı şişman sınıfında yer almakta. Ancak BMI değerleri, araştırmacılara göre madalyonun yalnızca bir yüzünü gösteriyor. Şişmanlık ya da aşırı şişmanlık, farklı şekilde tanımlanacak ve ölçülecek olursa, tablonun aniden çok daha kötüleşebileceği kanısındalar. BMI'nin yarattığı sorun, yağın vücut içindeki dağılımını açıklayamıyor olması; ki, yağın dağılımı da sağlık durumunun önemli belirleyicilerinden biri olarak düşünülüyor. Sözgelimi, karnın üst kısımlarında fazlaca yağ barındıranların Tip 2 şeker hastalığına yakalanma ve kanlarında zararlı yağları taşıyor olmaları olasılığı, sonuçta da kalp hastalıklarına yakalanmaları riski daha yüksek. Bel çevresi ölçüsününse, karın bölgesinin yağ miktarını belirlemede oldukça işe yarar veri sağladığı düşünülüyor. ABD'deki Mercer Üniversitesi Tıp Okulu'nda, ABD vatandaşlarıyla ilgili olarak yapılan bir çalışma, 1960 ile 2000 yılları arasında bel çevresinin erkeklerde 10 cm, kadınlardaysa 23 cm kadar 'fırladığını' ortaya çıkarmış. 88 cm ve üzerindeki bel çevresi ölçüsüne sahip olanlar, "karın bölgesi obezliği" olarak tanımlanan durumu temsil ediyorlar. Şu an ABD'de erkeklerin %40, kadınlarınsa %60'ının bu durumda olduğundan yola çıkılırsa, BMI yöntemiyle ortaya çıkan %28 (erkekler) ve %34 (kadınlar) değerlerinin, çok daha iyimser bir tablo oluşturdukları ortada. Sonuçta, normal bir BMI değerine sahip olsanız da, özellikle karın bölgesi yağlarına bağlı olarak hastalık riskine maruz olabiliyorsunuz.

Araştırmacıların dikkat çektiği bir başka nokta da, ne 'aldığımız'dan öte, ne 'verdiğimiz'in de endişesini duymamız gerekiyor. Ortaya çıkan bulgular, bel ölçüsü ve deri kalınlığıyla ölçüt alınarak belirlenen şişmanlığın, BMI'den çok daha hızlı olarak artmakta olduğu yönünde. Yani giderek daha fazla yağlandığımız halde, ağırlığımız aynı oranda artmıyor. Bunun işaret ettiği şey, oldukça basit: Vücudumuzdaki yağ oranı arttıkça, bir başka şeyin de oranı düşüyor. Araştırmacılar, bu birşeyin ne olduğunu buldular: kas! Bir başka deyişle, kaslarımız küçülüyor ve yerlerini yağa bırakıyorlar.

Bu sonuçlar, özellikle de çocuklar açısından endişe verici. İki yıl önce yapılan ve 1970-1990 yılları arasını kapsayan bir araştırma, 10 yaşa kadar olan çocuklarda BMI değerlerinin çok az değişikliğe uğramakla birlikte, yağ oranının erkek çocuklarda %23, kız çocuklardaysa %35 kadar artmış, kas kütlesininse erkek çocuklarda %3,2 ve kız çocuklarda da %3,6 oranında azalmış olduğunu gösteriyordu. İyi bir kas gelişiminin, kuvvetli kemik yapısı için gerekli olduğu gözönüne alınırsa, bu sonuç oldukça düşündürücü. Vurguladığı bir başka noktaysa, obezlik salgınının, tahmin edilenin ötesinde boyutları da olabileceği. Çalışma sonuçlarını destekleyen başka araştırmalar da yürütülmüş durumda. 1977-1997 yılları arasını kapsayan ve İngiliz çocuklarla yapılan bir tanesi, bel ölçülerinin erkek çocuklarda 6,9 cm, kız çocuklardaysa 6,2 cm kadar arttığını göstermiş. Bu fark, bir kemerdeki iki ya da üç deliğe karşılık geliyor. Londra Çocuk Sağlığı Enstitüsü'nden Tim Cole'un yorumu ilginç:

"Şimdilerde genç kızların göbeklerini dışarıda bırakan giysiler seçmeleri moda oldu. Ancak göbekleri de, 10 yıl önce bile olmadığı kadar şişkin!"

Tüm bu gelişmelerin nedenlerini anlamak için "alim olmak gerekmiyor" araştırmacılara göre. Miktar bakımından daha fazla yiyecek tükettiğimiz gibi, yediklerimizin kalitesi de daha kötü. Modern yaşam biçimi, günlük koşuşturma içinde hızlı hazırlanan 'pratik' yiyeceklerden ötesini tüketmemize pek uygun değil; bunların çoğu da yağ ve şekerce zengin, besleyici öğelerce fakir. Dünya Sağlık Örgütü'nden David Porter da,

"öğünlerimiz şimdilerde, doğru dürüst besin almadan inanılmaz ölçüde kalori aldığımız küçük paketlerden oluşuyor" diyor.

Durumun bir sorumlusu da 'hızlı ama hareketsiz' yaşam biçimimiz. Kimileri, bunun fazla kalori alımından daha önemli bir sorun olduğu görüşünde. Daha az egzersiz, taşıtlara daha fazla bağımlılık, çok çok daha fazla televizyon ve çoğu kişide neredeyse bağımlılık düzeyine gelmiş bilgisayar kullanımı, olmak istediğimizle olduğumuz arasındaki farkın yaratılmasında belki de en büyük suçlular.

 

Ainsworth, C. "In Your Dreams" New Scientist, 30 Ekim 2004      

Çeviri: Zeynep Tozar       

 

 


 

 

    

   Kaynakça:
   Bilim ve Teknik Dergisi

  Mart 2005 sayısı eki

Zeynep Tozar'a teşekkürlerimizle
Denizce