|
Nice 'içinden nehir geçen' bir kent değil belki ama, 'içinden
denize girilebilen' nadir Avrupa kentlerinden biri. Her daim
ılık, canlı ve zengin...
Uçağımız Melekler Körfezi'nin masmavi suları üzerinden
süzülerek Nice'e doğru inişe geçerken denizdeki yelkenliler
birer küçük martı gibi görünüyor. Cote d'Azur'un (mavi kıyı)
güzeli Nice hemen aşağıda kendini gösteriyor. Ve neredeyse kent
merkezinde yer alan havaalanına iniyoruz. Sadece birkaç dakika
sonra Nice'i yaşamaya başlayacağız...
Sırtını Alpler'e yaslayan kent, kollarını Akdeniz'e ve o
yönden gelenlere açmış davetkâr bir ev sahibi gibi. Buraya gelen
bir ziyaretçinin ilk karşılaştığı 'Promenade des Anglais',
kilometrelerce uzunluğundaki bir sahil şeridi. Bu gösterişli
yolda ilerlerken bir yanınızda ağırbaşlı tarihi yapılar, diğer
yanınızda güneşlenen ya da yüzen mayolu bir kalabalık size eşlik
ediyor. Plajlar bir tarih, kültür ve de tatil beldesine
geldiğinizi açıkça anlatıyor.
Bir 'Üst
Düzey' Tatil Beldesi
Nice 900 bin nüfusu ile Fransa'nın beşinci büyük kenti.
Bundan 2600 yıl önce Foça'dan yola çıkıp Marsilya'yı kuran
göçmenler Nice’in de kurucusu olmuşlar. Yunan zafer tanrıçası da
(Nike) ona adını vermiş. Romalılar döneminde nüfusu 15 bine
yaklaşan bir liman kenti olan Nice Ortaçağ'da karanlık günler
yaşamış. 14. yüzyılda Savoie Kontluğu'nun merkezi olmuş; bugün
de kente hakim konumda olan kayalık tepenin üzerindeki kale
etrafında gelişerek adeta yeniden doğmuş. İlerleyen yıllarda
Nice'in kaderini bir anlamda 'havası suyu' belirlemiş. Kış
aylarında da hüküm süren ılıman iklimi ile 18. yüzyılın
ortasından itibaren Kuzey Avrupalı ve İngiliz aristokrat
aileleri kendine çekmeye başlamış. Ülkelerindeki kapkara
gökyüzü, sonu gelmeyen yağmurlar ve soğuk yerine Akdeniz'in
berrak maviliğini, ısıtan güneşini ve temiz havasını tercih
etmişler. Böylelikle 250 yıl öncesinden Nice bir 'üst düzey'
tatil beldesine dönüşmüş ve sayıları giderek artan saraylarla da
kentin çehresi ve kaderi de değişmeye başlamış.
Sahiliyle
Ünlü
1860 yılında Fransa'ya bağlanan Nice yeni bir gelişme
hamlesine tanık olmuş. Avrupa'da 'içinden nehir geçen' pek çok
şehir bulunurken 'içinden denize girilen' şehirler son derece
azdır. Bu ayrıcalığa sahip olan Nice'in kilometrelerce
uzunluğundaki sahil şeridi kentin en ünlü yeri bugün. Bir
zamanlar şıklıkta birbiriyle yarışan İngiliz soylularının
yürüyüş yaptıkları bu güzergâh 'English Way' ya da Fransızların
deyişiyle 'Promenade des Anglais' olarak adlandırılıyor.
Günümüzde geçmiştekinden farklı bir atmosfere sahip olsa da hâlâ
ilgi çekici olduğunu söyleyebiliriz. Günün ilerleyen saatlerinde
Niceliler buraya adeta akın ediyorlar. Promenade en hareketli
günlerini ise Şubat ayında düzenlenen renkli karnaval sırasında
yaşıyor. Bu tarihlerde kent yaklaşık 1.5 milyon kişiyi
ağırlıyor.

Saraylar
Şehri
Bu zarif sahil şeridinin üzerindeki pek çok saraydan birisi
özellikle dikkati çekiyor: Hotel Negresco. 1868 yılında
Bükreş'te doğan Henri Negresco göçmen olarak geldiği Fransa'da
Paris, Monako ve Nice'te çalıştıktan sonra, tanışmış olduğu pek
çok ünlü kişiyi konuk etmek amacıyla büyük bir saray-otel
yaptırmaya karar vermiş. Belle Epoque döneminin ünlü mimarı
Niermans'ın yaptığı bu görkemli yapı kapılarını 1913 yılında
büyük bir törenle açmış. Ancak, sadece bir yıl sonra patlak
veren Dünya Savaşı Negresco'nun hayallerini yıkmış. Oteli
hastaneye çevrilirken, her şeyini kaybetmiş ve bir süre sonra
yokluk içinde hayata veda etmiş. 1957 yılında burayı satın alan
Augier ailesi oteli yeniden uluslararası üne kavuşturmuş.
Günümüzde Negresco Cote d'Azur'ün sembollerinden.
Kentin en canlı mekânlarından bir diğeri de Cours Saleya.
Belli saatlerde pazarın kurulduğu geniş bir avlu burası. Çok
sayıdaki restoran ve kafe özellikle akşam saatlerinde canlı bir
kalabalığı ağırlıyor.

Burada deniz mahsullerinden Nice usulü
salataya kadar, genellikle Alpler'in ve Provence'ın kokulu ot ve
baharatlarıyla tatlandırılmış yöre mutfağını keşfedebileceğiniz
her bütçeye uygun restoranı bir arada bulabiliyorsunuz. Kalenin
hemen diğer tarafında bulunan liman bölgesi ise yine şık
restoranları ile Nice'in gözdelerinden.
Nice'in sadece sahil kesiminden ibaret olmadığını anlamak
için içerilere doğru uzanan 'Avenue des Phoceens'de (Foçalılar
Caddesi) bir süre yürümek yeterli. Karşınıza çıkan Massena
Meydanı kentin gerçek merkezi; bu meydana ulaşan Rue Jean
Medecin ise en uzun caddesi. Belli başlı mağazaların yanı sıra
kültürel mekânlar da bu meydanın etrafında toplanmış. Niceliler
özellikle yaz aylarında 'Promenade'ı turistlere ödünç verirken,
kendileri de bu meydana sığınıyorlar.
Fransa'nın En
Güneşli Kenti
Buralara yolunuz eğer kış aylarında düşerse kentteki yaş
ortalamasının hayli yüksek olduğunu hemen fark edersiniz.
Fransa'nın yıl boyunca en çok güneş gören kentlerinden olan Nice
bir anlamda emekliler şehrine dönüşmüş. Büyükçe bir
üniversitenin varlığı bile kenti genç göstermeye yetmiyor.
Bakımlı ve tertemiz caddelerde gezinirken birden karşınıza
çıkabilecek ilginç bir kilise sizi şaşırtabilir. Soğan
biçimindeki renkli kubbeleriyle Rusya'yı Nice kentinin tam
ortasına taşıyan bu yapı Rus soylularının da 19. yüzyılda buraya
ilgisiz kalmadıklarının kanıtı. Onlar da soğuk Rusya kışına
Nice'in ılık havasını tercih etmişler. Saint Nicolas Katedrali
onların ibadet etmeleri için yapılmış. İçinde çok güzel
ikonalara sahip kilisenin hemen yakınında Rusların bir zamanlar
yaşadıkları saray yer alıyor. Bina bugün okul olarak
kullanılıyor.
Bu arada yeri gelmişken söyleyelim. Bir zamanlar Osmanlılar
da Nice'e ilgisiz kalmamış ve burada saraylara sahip olmuşlar.
Türklerin Nice'e olan ilgisi hâlâ devam ediyor...
Zengin Bir
Kültür ve Tatil Cenneti
Hep bir tatil beldesi olarak andığımız Nice elbette
sanatçıları da etkilemiş. Doğadaki saf renkleri ortaya çıkaran
berrak havası ve yıl boyunca açık havada çalışmayı olanaklı
kılan ılıman iklimi pek çok ressamı buraya çekmiş. Bu
sanatçıların eserleri Nice şehrinin müzelerini süslüyor bugün.
Kentin sırtını dayadığı Cimiez Tepesi'ne yönelirseniz hem seçkin
villaları hem de sanatçı müzelerini görebilirsiniz. Marc
Chagall'ın sağlığında tasarımını yaptığı müzede sanatçının
ilginç eserleri sergileniyor örneğin. Cimiez Tepesi üzerinde ise
bir 17. yüzyıl villasının içinde düzenlenen Matisse Müzesi'nde
ressamın pek çok eseri yer alıyor. Müzenin hemen yanı başında
Roma dönemi kalıntılarını görmek mümkün. Biraz ileride 1895
yılında açılmış olan Hotel Regina Palace bulunuyor. Bir zamanlar
dört yüz odasında birçok önemli kişiyi ağırlamış olan bu otelin
ünlü konuklarından biri de Kraliçe Viktorya olmuş. Sanatçı
Matisse de burada bir odada kalmaktaymış. Bina artık otel olarak
kullanılmıyor.

Yürüyüş yollarıyla, müzeyi andıran caddeleriyle, parklarıyla,
eğlence merkezleri ve 'casino'larıyla Nice bir tatil ve kültür
cenneti. Yakın çevresindeki Monako, Saint-Tropez, Cannes ve
olağanüstü güzellikteki tarihi Saint-Paul de Vence kasabası ile
pek çok fırsatlar sunan bir yer. En cazip yanı ise her mevsim
gezip görülebilecek olması. Tüm bu özellikleriyle Nice gerçekten
Cote d'Azur'ün en güzeli...
Yazı: Yıldırım Büktel
Foto: Murat Taner
Kaynakça:
SkyLife - Ağustos 2007
Yıldırım Büktel ve
Murat Taner'e teşekkürlerimizle
Denizce

29.08.2007
|