| |
Nil Vadisi... Binlerce yıldan bu yana durmaksızın akıp giden,
yalayıp geçtiği kıyılarda ayrıcalıklı bir medeniyeti, dünya
tarihinin en uzun süreli krallığını doğuran Nil nehri...
|
 |
|
Tarihin babası Herodot'un da vurguladığı gibi "Nil olmasaydı
Mısır da olmazdı" özdeyişinden yola çıkıp, Nil'in koyu mavi
suları üzerinde seyrederek bu gizemli ülkenin "tanrılar,
firavunlar ve mezarlar" üçgeninde odaklanan eşsiz tarihi içinde
kayboluyoruz.
Dünyanın en büyük başkentleri arasında yer alan, Afrika
anakarasının kuzeydeki en büyük kapısı, 16 milyon nüfuslu
Kahire'nin merkezindeki Kasr El Nil caddesindeyiz. Karınca
misali bir insan kalabalığı: Arap'ı, fellahı, levanteni,
Nübyalısı, Ermeni'si ve yedi milletten insanıyla eşsiz bir
mozaik oluşturan, sokaklarında kebap kokularının, hacı yağı
türünden esans kokularına karıştığı, klaksonlarını çala çala
giden siyahbeyaz renkli
taksilerin kimi zaman kırmızı trafik lambalarını takmadan
geçtikleri başkent El Kahira.
|
Beş bin yıllık tanıklar
Champs Elysee adlı modern büyük bir mağazanın önündeki kaldırıma
çömelmiş türbanlı, uzun entarili fellahların tamamladığı akıl
almaz ve de matrak kontrastlardan birinin önünden geçerek,
kentin en büyük meydanı sayılan, bir ucunda Amerikan
Üniversitesi, bir ucunda da dünyaca ünlü Kahire Müzesi'nin yer
aldığı El Tahrir meydanına geliyoruz. Bizim Beyoğlu örneği, 19.
yüzyılın sonlarında, bilhassa İngilizler tarafından dikilmiş,
damlarında Coca Cola, Marlboro türünden Arapça reklam
panolarının yer aldığı birbirinden görkemli, "artnouveau"
bezemeli binaların önünden geçerek, Kahire Müzesi'nin devasa
kapısından içeriye süzülüyor, adeta bir zaman tünelinin içinde
kayboluyoruz. Beş bin yıllık derin bir tarihin eşsizliğinin
tanıklığını yapan, birbirinden zengin buluntuların sergilendigi
vitrinlerin arasındayız.

Günümüzden 3 bin 300 yıl kadar önce yaşamış genç kral
Tutankhamon'un iç çamaşırlarından, dört bin yıl öncesinin
buğday, nohut tanelerine; Musa'nın önderliğinde Mısır'dan kaçan
İbranileri kılıçtan geçirmeye kalkışan kral Merenptah'ın
mumyasından, keçi kılından yapılmış perukalara; üzerleri
kıymetli taşlarla bezenmiş som altın takılardan, yüzyıllar önce
Nil kıyılarında yaşamış çocukların oyuncaklarına kadar binlerce
arkeolojik malzemenin sergilendiği bu müze, dünyanın dört bir
köşesinden gelen ziyaretçilerin başını döndürüyor.
Keops, Kefren, Mikerinos
Bitmez tükenmez heyecan ve şaşkınlık arasında gidip gelen
gözlemlerimizin ardından, Kahire'nin banliyösünde, Libya çölünün
başlarında yer alan ve antik tarihin yedi harikasından biri
olarak bilinen; ancak, bu harikaların arasında tek sağlam kalmış
Giza platosundaki piramitlerin yolunu tutuyoruz. Kilometrelerce
ötede, çöl kumlarının kaldırdığı toz bulutu içinden bir dağ gibi
yükselen Keops, Kefren, Mikerinos piramitleri üçlüsü, insanlık
tarihinin bu eşsiz medeniyetinden de öncelere uzanan bir inanış,
bir kültür, bir yaşam simgesini çağrıştırıyor.
|
 |
|
Beş bin yıldan fazla bir zaman önce firavunlar tarafından
mezar olarak kullanılmış bu piramitlerin en eskisi, Giza'nın 22
kilometre kadar güneyinde kalan Sakkara çölünde yükseliyor.
Dereceli veya basamaklı piramit adı verilen bu ilk piramit, ilk
firavunlardan kral Zoser'in ünlü mimar ve hekimbaşı Imhotep
tarafından inşa edilmiş. |
Akşam yaklaşıyor... Büyük yaratıcı Ra'yı simgeleyen güneş, uçsuz
bucaksız Kahire metropolü üzerinde son ışıklarını gezindiriyor.
Kentin doğusundaki Kalaa tepesinde yükselen Kavalalı Mehmet Ali
Paşa Camii, mermerden yapılmış duvarlarında, batan güneşin
ışıklarını tüm güzelliğiyle yansıtmaya başlıyor.
Tapınak kompleksi Luksor
Kahire'den sonra, logosunda şahin başlı tanrı Horüs'ün sembolünü
taşıyan Mısır Hava Yolları'nın uçağıyla 700 kilometre kadar
güneydeki, Mısır'ın en önemli turizm merkezi sayılan, dünya
tarihinin gelmiş geçmiş en büyük tapınak kompleksinin yer aldığı
Luksor'a geliyoruz.
|
 |
|
Tanrılar, mezarlar ve firavunlar üçgeninin merkezi olarak da
bilinen Luksor'un antik çağlardaki adı Teb. Eski Mısır
başkentleri arasında en uzun ömürlüsü olarak bilinen Teb'in
doğu yakası, bir zamanlar yaşam tapınaklarının, sarayların,
konutların, alışveriş merkezinin bulunduğu, kısaca yaşamın
var olduğu yer olarak işlev görmüş. |
"Karanlıklar alemi" olarak nitelendirilen batı yakası ise ölüm
tapınaklarının yer aldığı, mumyaların hazırlandığı, mezarların
bulunduğu yer olarak önemsenmiş.
İnsan, kilometrelerce kare içinde uzanıp giden tanrılar tanrısı
Amon'un tapınağı Karnak'ta dolaşırken, kendisini bir sütunlar
ormanının içinde buluyor. Amon'un sevgili eşi Tanrıça Mut için
yapılmış Luksor tapınağı ise, Karnak tapınağının bir uydusu
görünümünde.
|
 |
|
Nil'in batı yakasındaki, Krallar ve Kraliçeler vadilerinde,
antik Mısır'ın altın dönemi olarak bilinen Yeni imparatorluk
Devri'nin ünlü kral, kraliçe ve çocuklarının yeraltı
mezarları yer alıyor. Bunlar arasında Ramses'ler,
Tutmosis'ler, Amenofis'ler gibi ünlü sülale isimleri var.
Ancak bu mezarlar arasında bir tanesi var ki, dünya arkeoloji
tarihinin en muhteşem buluntusu olarak tanımlanan kral
Tutankhamon'un mezarı. Gece Karnak tapınağında yapılan ses ve
ışık gösterisinden sonra, bir fayton üzerinde gerçekleşen Luksor
"by-night" turu da insana apayrı bir keyif veriyor. |
Kıyı kıyı Nil'de seyir
Nil üzerinde başlayan gemi turumuz, bizi Luksor'dan sonraki
ikinci durak Edfu'ya getiriyor.
|
 |
|
Burada "firavunlar Mısırı"nın son döneminde, Mısır-Yunan
karışımı krallar tarafından yaptırılmış şahin başlı tanrı
Horüs'ün tapınağı yükseliyor. Duvarlarında dizili binlerce
hiyeroglif, geçmişin derinliklerine gömülmüş bu muhteşem
medeniyetin tarihini dile getiriyor.
Edfu'dan sonraki durağımız, günbatımında ulaştığımız Komombo. |
Burada da gene Nil kıyısında yükselen, timsah tanrı Sobek'in
tapınağı yer alıyor. Tapınak duvarlarından birinin köşesinde,
tarihin ilk doğum sahnelerinden biri resmedilmiş. Hemen yanında
da eski Mısırlı cerrahların kullanmış oldukları bisturi, makas
türünden tıbbi aletlerin resimleri var.
Dostluk kapısı Assuan
Nil üzerindeki yolculuğumuzun üçüncü gecesinde, Mısır ile Sudan
arasında yer alan ve iki ülke arasında yüzyıllardan beri
süregelen dostluğun nüvesini oluşturan Nübya bölgesinin merkezi
Assuan'a geliyoruz.
|
 |
|
Nüfusunun büyük çoğunluğu çikolata renkli insanlardan
meydana gelen bu kent, siyahi Afrika'nın kuzeydeki en önemli
kapısını oluşturuyor. Işıl ışıl aydınlık Assuan'ın "suk" adı
verilen çarşı pazarları, gündüzleri olduğu gibi geceleri de
rengarenk. |
Bilhassa baharat satan dükkanlar eskilere dayanan büyük bir
ticaret geleneğini sürdürmeye devam ediyor.
Kimyon, zencefil, safran, köri, vanilya ve Mısır'a gidip de
tadına bakmadan dönülmeyecek olan Nübya'nın ünlü içeceği
karkade. Hibisküs familyasından bir ağaççığın kurutulmuş
çiçeklerinin kaynatılmasıyla yapılan bu iç ferahlatıcı içecek
sıcak veya soğuk olarak içilebiliyor.
|
 |
|
Ertesi gün, Assuan'ın güneyindeki, Cemal Abdel Nasır'ın
yaptırmış olduğu, dünyanın en büyük barajları arasında yer
alan Saad El Ali'yi, güzel tanrıça İsis'in küçük bir
adacık üzerinde yükselen tapınağını ve granit ocaklarında
yatan |
42 metre uzunluğundaki bitirilmemiş dikilitaşı gördükten sonra,
öğleden sonra "feluka" adı verilen, Nil'in ünlü beyaz
yelkenlilerinden biriyle nehir üzerinde keyifle seyrediyoruz. Yaşamımızdaki
unutamayacağımız anılar içinde yer alacak enstantanelerden biri
bu.
Büyük proje
Dönüş yolculuğuna başlamadan önce son olarak, insanoğlunun
gerçekleştirmiş olduğu en büyük projelerden birini yakından
görebilmek için, uçakla Assuan'ın 350 km. güneyinde yer alan,
dünyanın ikinci büyük yapay gölü Bahr El Nasır'ın kıyısında
dikili, kral
II.
Ramses'in yaptırmış olduğu Abu Simbel tapınağını geziyoruz.
|
 |
|
Koskoca bir dağın içi kazılarak yapılmış "speos" (mağara)
tipi bir tapınak bu. Tapınağın duvarlarındaki kompozisyonlarda
yer alan yüzler bize hiç de yabancı değil. Atalarımız
Hititler'in Mısırlılar'a karşı yaptıkları ünlü Kadeş Savaşı'nı
anlatıyor duvarlardaki bu yontu-resimler, aynı bir çizgi-romanda
olduğu gibi... |
Abu Simbel'deki unutulmaz gezimizden sonra, Kahire'nin yolunu
tutuyoruz.. Aşağıda, büyük bir yılan gibi uzanıp giden masmavi
bir çizgi. Onun iki yanında yemyeşil iki bant ve o bantlardan
sonra uzayıp giden sapsarı sonsuz bir görüntü: Doğuda,
Kızıldeniz'in öbür yakasındaki Arabistan yarımadasında devamını
getiren Arap Çölü; batıda da dünyanın en büyük çölü Büyük
Sahra'yla kucaklaşan Libya Çölü...

Evet, ömür boyu unutamayacağımız bir seyahatten dönüyoruz.
Fransa, İtalya, Amerika, Uzakdoğu, bir yana, Mısır bir yana...
İnsanlık ve dinler tarihinin en önemli beşiklerinden birini
oluşturan bu kutsal topraklara, Boeing'in penceresinden son bir
kez bakarken, yarınlarda buralara yeniden gelebilme hayallerini
kurmaya başlıyoruz.
Kaynakça:
PACHA Magazin S:9

|
|