| |

Bilgi; algılama, işleme, değerlendirme, muhakeme sonucu
zihinde üretilen, insanın dış dünyaya ilişkin algılamalarını
değiştiren veya bir bilinmeyeni açıklayan anlam parçası olarak
tanımlanabilir. Dış dünyadan insana ulaşan verilerin zihinde
depolanması, bilgi değil duyumdur. İnsanın çeşitli duyu organları
vasıtasıyla topladığı duyumların bilgi olabilmesi için o insana özgü
bir biçime girmesi gerekmektedir. Kişiye ulaşan her türlü veri, bilgi
için sadece birer hammaddedir. Bu hammadde birey tarafından
işlenebildiği, anlamlandırılabildiği ve düşünce sisteminin bir parçası
haline getirilebildiğinde bilgiden söz edilebilir.
Bu boyutuyla bilgi, insana özgü bir yapı kazanarak,
doğada hazır bulunan ve hemen tüketilmeye hazır bir unsur olmaktan
çok, işlenmeye ihtiyaç duyan bir cevhere benzetilebilir. İnsan bu
cevheri çevresiyle kurduğu etkileşimler yoluyla kendisi için anlamlı
yaşantılara dönüştürür. Böylece çevresini oluşturan örüntüyü daha iyi
tanımaya başlayan insan, onu sadece tanımakla kalmaz aynı zamanda
yargıda ve kestirimlerde de bulunmaya başlar. Hatta diğer canlılardan
farklı olarak, bu yaşantılar arasında nedensel bağlantılar kurmak
suretiyle bütünleştirir, depolar, yeni durumlarda kullanır ve yine bu
yaşantılara bağlı olarak nispeten kalıcı bir biçimde davranışlarını
değiştirir; diğer bir deyişle öğrenir.
Ancak bahsedilen süreç, tüm insanlarda biyo-psiko ve
sosyal açıdan ortak özellikler taşımasına rağmen, gerek anlamlandırma
gerekse edinilme yollarına ilişkin bireysel tercihler bakımından
farklılıklar gösterir. Aynı çevreyi paylaşan tek yumurta ikizlerinde
bile ortak özellikler taşıyan olgu ve olaylar farklı biçimlerde
anlamlandırılabilmektedir. Bununla birlikte, öznel açıdan farklı olan
tek unsur anlamlandırma süreci değildir. Anlamlandırılarak bireyin
öznel yaşantıları haline gelecek olan her türlü bilgi, öğrenmeye
hazırlanırken, öğrenilirken, hatta hatırlanılırken bireye özgü
farklılıklar gösterir.
Öğrenme biçimlerinin de temellerini oluşturan bu öznel
farklılıklar, aile, iş ortamı, meslek hayatı, arkadaş ilişkileri gibi
informal bir yapı içerisindeki iletişim ve etkileşimlerde kendini
göstermekle birlikte, okul ortamı gibi görece formal bir çevre
içerisinde de mevcuttur. Örneğin okul ortamındaki eğitim-öğretim
süreci içerisinde yer alan öğrenciler çalışmaya yaklaşımları ve
öğrenme biçimleri açısından birbirlerine göre anlamlı farklılıklar
gösterirler.
Öğrenme Nedir ?
Öğrenme sadece akademik nitelikte kurgulanmış bir
konunun, ilgili yaşantılar yoluyla edinilmesi gibi dar kapsamlı bir
etkinlik değildir. Belli bir dili konuşmayı öğrenmek, alışkanlıklar ve
tutumlar edinmek, hatta tüm kişilik özelliklerini kazanmak öğrenmenin
ürünleridir. Aynı şekilde rol örüntülerinin benimsenmesi, akıl yürütme
stratejilerinin kazanılması gibi pek çok kavramda öğrenme ile
ilişkilidir (Aydın, 2000).
Organizma yaşamını sürdürebilmek için, çevreye uyum
sağlamada etkin olmak ve değişken çevrelerde gereksinimlerini gidermek
durumundadır. Organizmaya bu esnekliği öğrenme süreci sağlar. Hiçbir
canlı, temel gereksinimlerini karşılamak için çevresinden nasıl
yararlanacağını öğrenmeksizin uzun süre yaşayamaz. O halde öğrenme,
organizmanın ya da bireyin çevreye uyumunda temel bir araçtır
(Senemoğlu, 1998). Çevre ise, insan da dahil olmak üzere her türün
kendine özgü, dolayısıyla belli sınırları bulunan duyusal evrenidir.
İnsanlar yaşamları boyunca, çevre ile etkileşimleri
sonucu bilgi, beceri, tutum ve değerler kazanırlar. Öğrenmenin
temelini bu yaşantılar oluşturur. Bundan dolayı öğrenme, kişilerde
oluşan kalıcı değişmeler olarak tanımlanabilir (Özden, 2000). Kişinin
çevreyle etkileşimi, onun sürekli olarak çevresinden bir şeyler alıp
vermesi demektir. Birey, çevresinden sürekli olarak kendisine ulaşan
verileri değerlendirir ve bunun sonucu olarak düşünsel, duyuşsal veya
davranışsal tepkilerde bulunur.
Bu şekliyle bakıldığında öğrenme dinamik bir süreçtir.
İnsan yaşadığı süre boyunca sürekli bir şeyler öğrenir. Diğer
taraftan, öğrenme bireyde farklılaşma yaratır. Bu farklılaşma insanın
davranış ve tavırlarını, belki de kişiliğini bile değiştiren bir
farklılaşmadır. Yeni öğrenmeler ile kişinin kapasitesi gelişir,
önceden yapamadığı bir şeyi yapabilir hale gelir, başka bir deyişle
öğrenme sonucunda birey, içinde bulunduğu evrene yeni bir anlam yükler
ve konumunu yeniden tanımlar.
Öğrenmeye ilişkin tanımlara bakıldığında bazı ortak
özellikler bulunduğu görülecektir. Bu özelliklerden en belirgin olanı
ise, öğrenme sonucu davranışta meydana gelecek değişmenin yaşantı
ürünü olmasıdır. Yaşantı ise bireyin çevresiyle olan etkileşimleri
sonucunda oluşur. Bireyin çevre ile etkileşimleri, kalıplar halinde,
katı kurallara bağlı olarak yapılan bir alış-veriş ilişkisi şeklinde
olmaktan çok, etkilenen ve etkileyen, esnek ve dinamik etkileşimler
biçiminde meydana gelir. Bu etkileşimler bireyin öğrenme sürecinde
etkin bir yer tutmakla birlikte, öznel farklılıklar gösterirler.
Bireyler ortak bir çevreyi paylaşmaları durumunda bile, olgu ve
olayları içselleştirerek yaşantılar haline dönüştürürlerken, farklı
yöntemler izlerler. Bu yöntemler, öğrenme sürecinin niteliğini ve
bireyin öğrenmeye yaklaşımını belirleyen öğrenme biçimleridir.
Sonuç ve Öneriler
Öğrenme biçimi tercihleri bireyin yaşam süreci boyunca
içinde bulunduğu çevreyle olan etkileşimlerinin doğasına ve genetik
donanımının kendisine sağladığı özelliklere göre belirginleşir ve
bireye özgü bir yapıya dönüşür. İşitme özürlü bir bireyin işitsel
öğrenme biçimine sahip olmasının olanaksızlığı gibi durumlar dışında
tüm bireyler öğrenme biçimi tercihlerini değişik oranlarda, öğrenme
yaşantılarıyla yapılandırırlar. Bu da bireylerin öğrenme süreçlerinde
etkin olarak kullandıkları tercihler sistemini oluşturur. Bireylerin
öğrenme biçimi tercihleri ise, öğrenirken kullandıkları teknikler
olarak davranışlarında gözlenebilir; geçerli ve güvenilir ölçme
araçlarıyla tespit edilebilir.
Değişime dirençli faktörlerden birisi ve belki de en
önemlisi, öğrencilerin kendilerine ilişkin yargılarıdır. Bu yargılar
toplamı öğrenenlerin ilerideki başarı ya da başarısızlık
beklentilerinin bir ifadesi olan "Akademik
Ben"
kavramını biçimlendirir. Ancak bu kavramı örüntüleyen yaşantılar,
öğrencilerde çoğunlukla doğru olmayan yargıların oluşmasına yol açar.
Eğitim tarihi yanlış yargılarla oluşturulmuş "Akademik
Ben"
kavramının başarısızlığa yönelttiği öğrencilerle doludur. Daha önce de
belirtildiği gibi öğrenme biçimleri sabit ve değişmez unsurlar
olmamakla birlikte, değişmeleri zaman alır. Bunun için öğrencilerin
öğrenme biçimlerinin mevcut öğretim yöntem ve stratejilerine uyum
sağlamasını beklemek, özellikle de temel eğitim düzeyinde zaman
kaybına ve olumsuz sonuçlara yol açabileceği gibi, bu süre içerisinde
öğrenciler olumsuz bir "Akademik
Ben"
kavramına sahip olabilirler. Bu nedenle öğretim yöntem ve
stratejilerinin, sınıf ortamlarının, materyallerin öğrencilerin
öğrenme biçimi tercihlerine göre seçimi ve düzenlenmesi, onların
mevcut düzene uyum sağlamalarını beklemekten daha kolay ve ekonomik
bir yol olarak görünmektedir.
Son yıllarda yapılan araştırmalar sadece öğrenme biçimi
tercihleri farklı olduğu için başarısızlığı öğrenen, hatta hiperaktif
olarak nitelendirilen pek çok öğrencinin varlığına işaret etmektedir.
Bu nedenle özellikle öğrenci ve öğretmenlerin öğrenme biçimleri
konusunda bilgilendirilmesi, onların yalnızca eğitim-öğretim
ortamından daha etkili ve verimli bir şekilde faydalanmasını
sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda da öğrencilerde olumlu bir "Akademik
Ben"
kavramının oluşmasına neden olabilecektir. Ayrıca bu alanda yapılacak
araştırmalar sayesinde artacak olan bilimsel bilgi, daha etkili
öğretim yöntem ve stratejilerinin kullanılmasına da rehberlik
edecektir.
Bununla birlikte öğrenme biçimleriyle ilgili olarak
yapılan araştırmalar meslek seçimi ve öğrenme biçimleri arasında
anlamlı bir ilişkinin varlığına işaret etmektedir. Bu nedenle meslek
seçimine yönelik olarak yapılacak olan danışmanlık ve rehberlik
faaliyetlerinde bireylerin öğrenme biçimlerinin de önemli bir değişken
olarak işin içine katılması, daha verimli bir meslek hayatının
kapılarının aralanmasına yol açacaktır.
Kolb’ün Yaşantısal Öğrenme Modeli:
Tip
l ( Somut Düşünerek Öğrenenler):
Bu öğrenme biçimindekiler için açıklanması gereken soru "Neden ?"
sorusudur. Bu tipteki öğrenenler, ders materyallerinin tecrübeleriyle,
ilgi alanlarıyla ve gelecekteki kariyerleriyle nasıl ilişkili
olduklarının açıklamalarına iyi tepki verirler. Daha çok dinleyerek ve
fikir alışverişinde bulunarak öğrenmeyi tercih ederler. Derse katılım
ve anlatılan konuları hissetmek bu tipteki öğrenenler için çok
önemlidir. İnsanlarla, değerlerle ve olayların içinde gerçekleştiği
ortamın özgün koşullarıyla ilgilenirler. Bu gruptaki öğrenenler için
etkin bir öğrenmenin gerçekleştirilmesinde öğretmeninin motive edici
bir rolde olması önemlidir.
Tip
II
(Soyut Düşünerek Öğrenenler):
Bu öğrenme biçimindekiler için açıklanması gereken soru, "Ne"
sorusudur. Tip
II
öğrenenleri, organize edilmiş ve mantıklı bağlantılarla
örgütlenmiş bilgilere iyi tepki verirler. Mevcut bilgiler ile kişisel
gözlemlerini bütünleştirmekte çok yeteneklidirler. Fikirleri
kavramlaştırır, yeni düşünce, kavram ve modellerle ilgilenirler ve
öğrenirken daha çok tümevarımcı bir yol izlerler. Bu gruptakiler için
öğretmenin konusunda uzman olması önem taşır.
Tip
III
(Soyut Deneyerek Öğrenenler):
Bu öğrenme biçimine sahip olanlar için cevaplanması gereken öncelikli
soru, "Nasıl" sorusudur. Tip
III
öğrenenleri, iyi tanımlanmış konular üzerinde aktif
olarak çalışma fırsatlarına sahip olduklarında konuya iyi tepki
verirler. Sınırları iyi belirlenmiş bir çevrede, deneme yanılma
yöntemiyle öğrenmek bu gruptakiler için anahtar konumundadır.
Teorileri test etmekten hoşlanırlar ve pragmatist özellikler
gösterirler. En çok uygulama olanağı bulunmayan derslerde, ilgi
problemleri yaşarlar. Bu gruptakiler için öğretmenin uygulamaları
kılavuzlayan kişi olması önemlidir.
Tip
IV
(Somut Deneyerek Öğrenenler):
Bu öğrenme biçimindekiler için açıklanması gereken soru ise, "Eğer
Öyleyse Nedir ?" sorusudur. Tip
IV
öğrenenleri, karşılaştıktan yeni durumlardaki gerçek
problemleri çözmek için ders materyallerini uygulamaktan hoşlanırlar.
Yeni durumlara sezgi yoluyla çözüm önerileri getirirler. Fakat bu
çözüme nasıl ulaştıklarının rasyonel bir açıklamasını yapmakta
zorlanırlar. Bu grup öğrenenleri öğretmenin, kendilerinin
keşfetmelerini sağlamak için fırsatlar oluşturmasını beklerler.
Kolb, tipolojik olarak ele aldığı bireylerin
özelliklerini etkileşimsel açıdan Aktif, Düşünümsel, Kavramsal ve
Deneysel öğrenenler olarak da sınıflandırmıştır.
Bu sınıflandırmaya göre öğrenenler:
Aktif Öğrenenler:
Risk almaktan, somut tecrübelerden ve öğrendiklerini denemekten
hoşlanan, sabırsız ve kolay uyum sağlayan niteliklere sahip
öğrenenler;
Düşünümsel Öğrenenler:
Somut tecrübelere ve yansıtıcı gözlemlere önem veren ve somut
tecrübelere farklı bakış açıları geliştirmeyi tercih eden
öğrenenler;
Kavramsal Öğrenenler:
Soyut kavramsallaştırmalara ve yansıtıcı gözlemlere önem vermekle
birlikte, teoriler formüle etmekten hoşlanan öğrenenler;
Deneysel Öğrenenler:
Somut tecrübeler üzerinde soyut kavramsallaştırmalar yapmayı,
fikirleri pratik uygulamalar haline getirmeyi ve deneyerek öğrenmeyi
tercih eden öğrenenler şeklinde ele alınmıştır.
Öğr. Gör.
Altay Eren
Abant izzet Baysal Üniv. Mengen MYO
Kaynaklar:
Aydın, A. "Gelişim Ve Öğrenme Psikolojisi", İstanbul,
2000.
Brickell, G. "Navigation And Learning Style".
Australian Journal Of Educational Technology, pp.103-114, Wollongong,
1993.
Demirel, Ö "Kuramdan Uygulamaya Eğitimde Program
Geliştirme", Ankara, 1999.
Dunn, R. "How To Implement And Supervise A Learning
Style Program"., New York, 1996.
Hickcox, L.K. "An Historical Review Of Kolb's
Formulation Of Experiental Learning Theory", Oregon State University,
1990
James, W.B. And Gardner, D. L."Learning Styles:
Implications For Distance Learning". New Directions For Adult And
Continuing Education, Vol. 67, pp. 19-32, 1995.
Kolb, D. A. "Experiental Learning: Experience As The
Source Of Learning And Development" Prentice Hal, Englewood Cliffs, N.
J., 1984.
Senemoğlu, N. "Gelişim Öğrenme Ve Öğretim: Kuramdan
Uygulamaya"., Ankara, 1998.
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
Sayı: 419 Ekim-2002
Altay Eren'e teşekkürlerimizle
Denizce

|
|