| |
Herhangi bir
bilgiyi edinme hızı bakımından aramızda farklar var. Bazılarımız
sözel derslere daha az çalışarak başarılı olurken bazılarımız
sayısal derslerde aynı performansı daha etkili biçimde
sergileyebiliyor. Çünkü kişisel yatkınlıklarımız öğrenme
hızımızı birebir etkiliyor. Bu kişisel yatkınlıklarımızı da,
maruz kaldığımız çevresel etmenler, geçmişten getirdiğimiz bilgi
birikimleri, aldığımız eğitim ve genetik kodlar belirliyor. Bu
nedenle de yaşadığımız en ufak bir başarısızlığı zekâ düzeyimize
ya da öğrenme kapasitemize bağlamak pek doğru değil. Örneğin,
matematikte geçen konulardan birini anlamakta güçlük çektiysek,
bu bizim öğrenme güçlüğü çektiğimiz anlamına gelmiyor. Çünkü
öğrenme güçlüğü, kendisini daha geniş bir yelpazede açığa
vuruyor. Öğrenme güçlüğü çeken bireylerde beynin bilgiyi alıp,
işleyip, kodlamasında birtakım sorunlar yaşanıyor. Ayrıca her ne
kadar öğrenme güçlüğü tanısı almak kulağa korkutucu gelse de, bu
güçlükler çoğu kez kişinin zekâsının bir göstergesi de değil.
Öyle ki, dünyanın hayranlıkla izlediği çizgi filmlerin
yaratıcısı Walt Disney’in ya da telefonu bulan mucit Alexander
Graham Bell’in de öğrenme güçlüğü çektiği, bilinen bir gerçek.
Öğrenme
güçlükleri, kaynaklandıkları köken bakımından farklı türlere
ayrılsalar da, tümü kişinin öğrenme hızını yavaşlatıyor. Yapılan
araştırmalara göre genetik yatkınlık, öğrenme güçlüklerinde
büyük paya sahip. Aile geçmişinde öğrenme güçlüğü bulunan
kişilerin kendilerinin de öğrenme güçlüğü yaşama olasılığı
artıyor. Düşük kiloyla doğma, oksijensiz kalma ya da erken
doğum, beyin gelişiminde aksaklıklara neden olarak öğrenme
güçlüklerini tetikleyebiliyor. Uzmanlar, çevresel etmenlerin
öneminde de hemfikir. Çocuklukta yetersiz beslenme, öğrenme
güçlüğü yaratabiliyor. Ya da hamilelikte annenin kullandığı
sigara, alkol gibi maddeler beyin gelişimini olumsuz
etkileyebiliyor; çünkü alkol, gelişen sinir hücrelerine zarar
veriyor.
Farklı Türlere
Ayrılıyor
Öğrenme
güçlükleri farklı başlıklar altında inceleniyor: “Disgrafi”,
kalem ve kâğıt kullanarak düzgün harf ve sözcüklerle okunaklı el
yazısı üretmedeki güçlük olarak tanımlanıyor. Bu rahatsızlıkta,
kişi fiziksel olarak yazı yazmakta zorlanıyor. “Diskalkuli”de
kişinin matematiksel terim ve simgeleri anlayıp kullanmayı
öğrenirken büyük çaba harcaması gerekiyor. Kelime ve cümleleri
okurken harflerin yerlerini karıştırmak “disleksi” olarak
adlandırılıyor. Bu öğrenme güçlüğünde genellikle harflerin
yerleri karıştırılıp, sözcükler yanlış okunuyor. Son olarak
“dispraksi” de, konuşurken sözcük ve cümlelerin yerlerinin
karıştırılması anlamına geliyor. Tüm bu sıraladığımız öğrenme
güçlüklerinin ortak özellikleri, dille ilişki içinde
bulunmaları. Dilsel öğe barındırmayan öğrenme güçlükleri de
yaşanabiliyor. Örneğin, kişi motor hareket becerisini edinmede
ya da sosyal yetenekleri geliştirmede zorlanabiliyor.

Tedavi
Edilebiliyor mu?
Öğrenme
güçlükleri tümüyle tedavi edilemese de öğrenme güçlüğü çeken
bireyler kendileri için en uygun öğrenme tekniklerini kullanarak
durumlarına uyum sağlamayı ve yaşamlarını olabilecek en yüksek
kalitede sürdürmeyi başarabiliyorlar. Bu süreçte uzmanlar ve
aileyle beraber, kişinin çabası da büyük bir rol oynuyor.
Özellikle de erken tanı alan küçük çocukların beyinleri yeni
şeyler öğrenmeye daha yatkın olduğundan bu yaşlarda alınacak
özel bir eğitim, ilerisi için büyük umutlar vaat ediyor. Ancak
çoğu durumda yetişkinlerde de ilerleme kaydedilebiliyor. Öğrenme
güçlükleri kimi zaman da birtakım gelişimsel hastalıkların bir
uzantısı olarak varlık gösterebiliyor. Örneğin, çocuğun
konuşmayla ilgili fiziksel bir sorunu varsa, bu fiziksel sorun
ortadan kaldırıldığında ilişkili öğrenme güçlüğü de aşılmış
olabiliyor. Öğrenmeyi yalnızca konuşma kanallarındaki gelişim
geriliği değil, duyma, görme gibi duyusal işlevlerin bozukluğu
da olumsuz etkiliyor. Çünkü bir bilgiyi öğrenirken tüm duyu
organlarımızdan da yardım alıyoruz. Herhangi bir tanesinde
aksaklık meydana geldiğinde, bu kanaldan gelen yardım tıkandığı
için etkili öğrenmeyi gerçekleştirebilmek zorlaşıyor.
Öğrenme
güçlüklerinin temelinde yatan en önemli sorunlardan sonuncusu,
dikkat dağınıklığı. Çünkü kendimiz için bir bilginin
gerekliliğine karar vermemiz için, öncelikle o bilgiye
dikkatimizi vermemiz ve yoğun bir çalışma sonrası o bilgiyi
içselleştirmemiz gerekiyor. Dolayısıyla dikkatimizi
toplayamazsak öğrenmenin gerçekleşmesi de güçleşiyor. Dikkat
eksikliğiyle beraber görülen hiperaktivite, özellikle de
öğrenmenin en etkili gerçekleşebileceği yaşlarda ortaya çıkan
bir durum olduğundan, uzmanlar ebeveynleri uyarıyorlar.
Hiperaktivite, ilaç tedavisiyle iyileştirilebiliyor. Bu nedenle
de erken tanı büyük önem kazanıyor.
Farklı Beyin
Yapıları
Yapılan son
araştırmalara göre öğrenme güçlüğü çeken kişilerin beyinleri
normal bireylerin beyinleriyle karşılaştırıldığında yapısal ve
işlevsel bazı farklılıklar gösteriyor. Bu farklılıkların
yoğunlaştığı beyin bölgesi “planum temporale” olarak
adlandırılıyor. Beynin her iki yarım küresinde de yer alan bu
bölge, işlevsel olarak dille ilişkili. Sağlıklı bireylerde
beynin sol yarımküresindeki planum temporale sağ yarım
küredekine göre daha büyükken, disleksik öğrenme güçlüğü
gözlenen bireylerin her iki yarım kürelerindeki planum temporale
eşit büyüklükte.
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi Eki - Temmuz 2007
İnci Ayhan'a
teşekkürlerimizle
Denizce

|
|