|
Geçen Mayıs ayında dünyanın önde gelen uçak mühendislerinden
Prof. Dr. Hans G. Hornung, Türk Hava Kuvvetleri komutanı Hv.Org.
H.İbrahim Fırtına’nın davetlisi olarak ülkemize geliyor. Prof. Dr.
Celal Şengör’ün de katıldığı 15 günlük bir inceleme gezisi
yapıyorlar.
Gezi sırasında Prof.Dr. Şengör, Hava Kuvvetlerinde
gözlemlediği üstün kalitenin üniversitelerde olmadığını belirtince,
Prof.Dr. Hornung, “...her düzeyde savaşı yönetenler, asla gerekli
bilgilerin tamamına sahip değillerdir. Bu nedenle savaşçı ele
geçirebileceği her bilgi kırıntısını değerlendirmek ister, onu elde
edebilmek için çalışır, zira yaşamı o bilgiye bağlı olabilir.
Tanıştığımız subay ve generallerin hepsi bu öğrenme refleksini
edinecek şekilde yetiştirilmişler. Konuştuğum Harbiyeliler de belli
ki aynı şekilde yetişiyorlar. Zaten buraya çok zeki çocukların
geldiği açık. Doğal zeka ile öğrenme refleksinin birleşmesi, senin
imrendiğin başarıyı yaratıyor. Halbuki, benim Amerika’daki doktorum
bile her şeyi bildiğini sanıyor. Beni tedavi ederken kitabına tekrar
bakma refleksi yok adamda. Üniversite profesörlerinin de ekserisi
yeterli bilgi sahibi olduklarını sanırlar. Bu nedenle aralarında
gerçek bilim adamları azdır,” değerlendirmesini yapıyor.
Prof.Dr. Hans G.Hornung’un saptamasını hem kendi iç
dünyamdaki düz aynalarda seyretmeye çalıştım, hem de tanıdığım
kurumların genel durumlarını algılayabildiğim ölçülerde düşünmeyi
denedim. Sonra şu kanıya vardım: sosyal sorumluluk insanın kendi
işini iyi yapması ile başlar. İnsan bir bütündür; insanlar kendi
işlerini tam, doğru ve temiz biçimde yapmıyorlarsa, başka işlerle
ilgili söyledikleri hiçbir sözün değeri yoktur. İnsanlar kendi
işlerini tam ve temiz biçimde yapabilmek için, her şeyin çok hızlı
değiştiği bugünün dünyasında ‘öğrenme refleksini’ sürekli diri
tutmak zorundalar.

Bir insan işini yaparken, mesleki kitapları okumuyor, sürekli
yayınları izlemiyor, gelişmeleri yerinde gözlemlemiyorsa, işiyle
ilgili gelişmeleri nasıl kavrar? Eskimiş bilgilerin yarattığı
alışkanlıkların tutsağı olmaz mı? Bir süre sonra o insan kendi
eksiklerini gördükçe, öğrenerek kendini aşma yerine, yeni kavramları
ve bilgileri küçümseme hastalığına yakalanmaz mı?
Bugünün iş yaşamı da bir ‘var olma savaşı’ veriyor.
Faktör koşulları, bırakınız yılları, aylara göre değişiyor.
Talep koşulları, iletişimin etkisi ve erişebilirliğin
itmesiyle bugünden yarına farklılaşıyor.
İşyerlerinde yöneticiler ile çalışanlar, tedarikçiler ve
müşteriler arasındaki ‘karşılıklı-bağımlılık ilişkileri’ gün
mertebesinde değişiklik gösteriyor.
Rekabet sistemi, bildiğimiz ve alışık olduğumuz ilişkilerin
dışında, yeni ve farklı ilişkiler gerektiriyor.
Dün aklımıza bile gelmeyen rakipler, bugün pazarlarımızda
bizi zorluyor.
Çok hızlı değişen, sürekli ‘rota ayarlaması’ gerektiren
günümüz rekabet koşullarında, nereden gelip, nereye gitmek
istediğinizi... Temel ilke ve ideallerinizi... Yaratmak istediğiniz
sonuçları... Rekabet gücünüzü belirleyen faktör koşullarını, talep
koşullarını, karşılıklı-bağımlılık ilişkilerini... Yakın ve uzak
çevrenizde yaratılan fırsat ve tehlikeleri... Kısaca bir ‘erken
uyarı mantığı’ ile her şeyi sorgulamak, bildiklerinizi düzenli
biçimde yenilemek zorundasınız..
En büyük tehlike işimizi iyi bildiğimizi, iyi yaptığımız
sanmak; başarı ve başarısızlıklarımızı sorgulamadan kaçınmaktır..
Kaynakça: Şişecam
Topluluğu Dergisi
Mayıs
- Haziran 2005
Rüştü Bozkurt'a
teşekkürlerimizle
Denizce
 |