|
Sevgili Denizce
Dostları,
Yelken dünyasına ciddi katkıları bulunan, bir dolu çocuğumuza
yelkeni sevgiyle sevdiren, milli takımlarımıza kadar yükselmelerine
destek veren bir dostumuzu sizlere tanıtmak istedik.
Hem de
geçmişten bir yaprak "Hürriyet Gazetesi"
nde "Yılın Antrönörü" seçildiği günkü kutlama yazısı ile.
Tüm hocalarımızı bir kez daha anarak...
Sevgi ve saygılarımızla
Denizce

|
Haydi bas
maviliğe
30 Ocak 1999 P.tesi
Selcen TANINMIŞ
|
|
 |
DOSTLUK DENİZİ
Yelken öyle bir spor
ki doğayı, dayanışmayı öğretiyor insana. Bir çok dostun olması
gerekiyor. Önce deniz, sonra rüzgar, insanlar... Deniz insanı
yakınlaştırıyor, karada sizli bizli konuşurken teknede senli
benli oluyorsunuz. Birbirine yardım etmeyi, birlikte olmayı
öğretiyor. Türkiye'nin üç tarafı denizlerle çevrili olmasına
rağmen bu konuda yeterli gelişmeyi gösteremiyoruz. Ancak buna
rağmen birçok "denizsever" her fırsatta kendini suya
bırakıyor...
DENİZİ TANIRSAN,
TEHLİKE YOK
Doğayla ilgili bütün
sporlarda olduğu gibi yelken sporundan da korkanlar var. Oysa
denizin ve rüzgarın dilini anlamak yeterli. Denize çıkmanın
kurallarına gelince, birincisi elbette ki yüzme bilmek;
ikincisi, çakısız, düdüksüz ve canyeleksiz suya çıkmamak;
üçüncüsü ise üç tekneden az asla denize açılmamak!
40. YIL KEYFİ
Marmara Yelken
Kulübü, İstanbul'un önemli yelken kulüplerinden biri. Kulüp
40'ıncı yılını ödüllerle kutluyor. Optimistçilerin kazandığı
ödüllere ek olarak hocaları Önder Cesur'un yılın antrenörü
seçilmesi yelkencilerin keyfine keyif kattı.
Cesur, sporun
çocukların kişiliğinin oturmasını sağladığını söylüyor:
"Malzemesini hazırlıyor, teknesini tamir ediyor, arkadaşına
yardım etmeyi öğreniyor" Yelkenin ideal yaşı sekiz. Bir
optimistçinin en verimli çağı 11 ile 15 yaş arası.

Yelkenlerin
Cesur
yüreği
1
Ocak 1999 sabahı, saat 09.00'da, beş buçuk metre bir yelkenliyle
başladım denizi tanımaya. Ya yılbaşı gecesinin ertesi sabahı
olduğundan ya da millet olarak denizden uzak olmamızdan, suyun
üzerinde uzun süre, ben, hocam ve kardeşimden başka kimsecikler
yoktu... Mavilik, deniz ve tekneler beni çocukluğumdan beri
çekerdi aslında. Ama kimileri için çok geç, kimileri için de
erken bile olan 23 yaşımda başlayabildim bu spora. Şimdi, iyi
bir yarışçı olabilmek bir hayli uzak gözükse de, iyi bir denizci
olabilecek ruhu taşıdığıma inanıyorum. Yelken sevdamı öğrenen ve
kendi de yelkenci olan bir arkadaşım bana "Hayatta hiçbir şeyin
gözüne gidemezsin, sadece yelkeninle rüzgarın gözüne korkusuzca
gidersin" demişti. Rüzgarın gözüne gitmeyi becerebilmeyi
sevdim. Üstümdeki ve altımdaki iki değişkeni, suyu ve havayı
tanımayı da... Orada hayatı öğreniyorsunuz, gemiyi limana
götürmeyi... "Rüzgarın yönünü değiştiremiyorsan eğer, yelkenini
rüzgara göre ayarla. Çünkü hayat denizde karşılaştığın
fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getirmediğinle
ilgilenir."
Türkiye Yelken
Federasyonu sizi "yılın antrenörü" seçti.
Nasıl bir
değerlendirme ile yapılıyor bu?
- Bu sene ilk kez
seçtiler, neye göre seçtiklerini bilmiyorum aslında. Ama
Türkiye'de optimistlerde en başarılı kulübün Marmara Yelken
Kulübü olması ve kulüp yöneticilerinin desteklerinin önemli bir
rolü var. Yarış esnasında, en büyük özelliğim hangi kulübün
çocuğu olursa olsun mutlaka yardım ederim. Çünkü birinci kural
yardımlaşma. Optimistçilikten geldiğim için onları anlıyorum.
Federasyonun açtığı kurslarda bir belge veriliyor. Antrenör,
koç, teknik direktör diye büyütüyorsun. Türkiye'de teknik
direktör yok.
Siz koç oldunuz
mu?
- Evet. Federasyon
İngiltere'den hoca getirdi ve onlardan eğitim aldık. Öğretmeyi
öğrettiler bize. Antrenörlük ayrı, koçluk ayrı.
Nasıl bir fark var
aralarında?
- Çocuğu olanla
çocuğu olmayan arasında nasıl bir fark varsa, antrenörle koç
arasında da öyle bir fark var.
AZ ÇALIŞ, ÇOK
ÖĞRET
Nasıl
çalıştırıyorsunuz çocukları?
- Ben çok uzun
çalışmayı sevmem. Az çalışırım ama suya çıktığımda mutlaka bir
şeyler öğretir öyle dönerim. Bir şey vermeyeceksem suya inmem.
Çok antrenman yapmaktan daha önemlisi, çocuğun psikolojisini
bilmek. Onlarla arkadaş olmak ve konuşmak. Çocukla konuşarak
yarış kazandırabilirsiniz.
Yelken pahalı bir
spor olarak görüldüğü için mi zor gelişiyor bizde?
-
Pahalı bir spor değil. Biz kulüp olarak zaten tekneyi veriyoruz,
gerisini de bir kez alıyorsunuz, beş altı yıl kullanıyorsunuz.
Yelkencilik neden gelişmiyor?
- Her
millet atası ne yapmışsa onun arkasından gider. Bizimkiler at
peşinde koşmuş. Denizcilikte en gelişmiş İngilizler, onların
geçmişine bakın bir de.
Üç yanımız denizle kaplı ama biz hep
sırtımızı dönüyoruz.
Tehlikeli olduğunu
düşünenler de var.
- Deniz daha güvenli,
o kadar güzel kuralları var ki. Denizin insanı daha medeni.
Trafikte araba sollarsan, adamın suratı değişir, ben önce
geçeceğim diye bir hırs var. Denizci geçtiği zaman elini sallar,
güle güle, hayırlı yolculuklar der.

Sevgi yumağı
DOKUZ YAŞINDA
YARIŞTI
Siz ne zamandan
beri yelken yapıyorsunuz?
- İznik'te büyüdüm,
orada iki tutkum vardı benim; biri motosiklet, diğeri de yelken.
Sabah motora atlayıp kayıkhaneye gider saatlerce suyun üstünde
olurdum. Başlamamdaki en büyük sebep ağabeyim. O yelkenciydi ve
ben arkasından ağladığım için beni de alıp götürürmüş. Ben
hatırlamıyorum. Oradakiler anlatıyor, teknenin küpeştesine
tutunup yürüyormuşum ancak. O yüzden kaç yaşında başladığımı
bilmiyorum. 9 yaşında yarışıyordum.
Çocuklarda bu
spora başladıktan sonra değişiklikler oluyor mu?
- Çok
şey değişiyor. Yaramazlar daha uyumlu olmaya başlıyor, evde
yatağını toplamayan yatağını topluyor. Bunları veliler
anlatıyor.
Bu
sporda tek başına olamazsın, birbirine yardım etmek zorundasın.
|