| |
Kötü haber karaciğerinizin iflas etmek üzere olduğu. İyi
haberse, çiftlik hayvanlarının fetusları yardımıyla, gerçek anlamda
size ait olan, sağlam bir karaciğere kavuşabilecek olmanız. Bunun için
öncelikle kemik iliğinizden elde edilecek kök hücrelere gereksinim
var. Bu hücreler, ana rahmindeki koyun fetusuna enjekte edilecek. Kuzu
doğduğundaysa karaciğerinin büyük çoğunluğu sizin kendi hücrelerinizi
içerecek. Toplanmaya ve size verilmeye hazır hücreler. Ama elbette, bu
yarı insan-yarı koyundan gelecek hücrelerin kullanımını, bazıları gibi
siz de kabus olarak yorumlayabilirsiniz.
Organ yetmezliğinden ölen insanların sayısı her geçen gün
artıyor. İlk neden, elbette hastaya uygun bir organ bulunamaması.
Kendilerine organ bulunabilen şanslı saydığımız kişilerse,
bedenlerinin yeni organlarını kabul etmemesi nedeniyle sonradan
yaşamlarını yitirebiliyorlar. Kısıtlı sayıda bulunabilen insan
organlarının bile bu hastalara uymama olasılığı olunca, bilimadamları
ikinci kaynak olarak hayvanlara yöneliyorlar. Ancak şimdiye kadar,
güvenlik endişeleri nedeniyle, hayvan organlarının insanlara
nakledilmesine karşı çıkılmış. Çünkü, bu organlarla birlikte
hayvanlardaki virüslerin de insanlara geçme tehlikesi var. Ayrıca,
hastanın bağışıklık sisteminin, bir hayvandan gelen yeni organa karşı
saldırıya geçme olasılığı daha yüksek. Bu durumda, hastanın bir ömür
boyu bu hücumları önleyecek kuvvetli ilaçlar kullanması gerekiyor.
Umut Kapısı
Uygun bir organ için bekleyen milyonlarca insana umut ışığı,
Nevada Üniversitesi'nden Prof. Esmail Zanjani'nin başkanlık ettiği
ekipten geliyor. Zanjani, hayvanlar üzerinde genetik bozuklukların kök
hücreler aracılığıyla ana rahminde düzeltilmesine yönelik çalışmalar
yaparken, koyun fetuslarının bağışıklık sisteminin, belli bir döneme
kadar yabancı hücreleri ayırt edemediğini farketmiş. Bu noktadan
sonra, Zanjani ve ekip arkadaşları, fetusun bağışıklık sistemi
gelişmeden önce kemik iliğinden ya da kordon kanından elde edilen
insan kök hücrelerini koyun fetuslarına enjekte etmeye başlamışlar. Bu
durumda fetus, hücrelerin tümünü kendine aitmiş gibi algılıyor ve
farklı türden gelenlerin reddedilmesi gibi bir durumla
karşılaşılmıyor. Reddedilmeyen yabancı hücreler, koyunun kendi büyüme
sinyallerince yönlendirilerek, karaciğer, kalp, deri ya da diğer hücre
tiplerine gelişebiliyor. Nakil öncesinde dikkat edilmesi gereken bir
başka nokta da, hayvanın beden taslağının oluşmuş olması. İnsan
hücrelerinin, bu aşamadan sonra nakledilmesi, ortaya çıkacak
hayvanların normal görünümde olmalarını garantiliyor. Böylece garip
hibritlerin (melez) oluşması engelleniyor.
Büyümekte olan koyun fetusuna enjekte edilen insan kök
hücreleri, koyunun neredeyse her dokusunun bir kısmını oluşturuyorlar.
Fetus tümüyle geliştiğindeyse, oldukça yüksek sayılarda insan
hücresine sahip oluyor. Hasta kişiden alınacak kök hücrelerle
yapılacak bu tür bir uygulama sonucunda, kişinin bağışıklık sistemiyle
mükemmel bir uyum içinde olan bu hücrelerin toplanarak, hastaya geri
verilmesi düşünülüyor. Örneğin, bir karaciğer hastası için, hasarlı
karaciğeri iyileştirmek üzere kuzunun karaciğerindeki insan hücreleri
toplanacak. Bu hücreler hastanın kendisine ait olduğundan, reddedilme
sorunu yaşanmayacak.
Tekniğin, kalp krizi sonrası kalbi tamir etmede de
kullanılabileceği düşünülüyor. Çünkü kullanılan kök hücreler çok
sayıda kalp hücresi de oluşturuyorlar. Bu, tedavi amaçlı fetal (fetusa
ait) kalp hücreleri yaratma yolunun açılması bakımından çok önemli bir
ilerleme olabilir. İnsülin üreten adacık (islet) hücrelerinin yine bu
yolla yenilenmesiyse, şeker hastalarını iyileştirmede kullanılabilir.
Sonuç olarak, çok çeşitli dokuların yetiştirilmesi bu yöntemle olası
gibi görünüyor. Bu durumda, organları hasar görmüş insanlar için,
ufukta güçlü bir tedavi şansı beliriyor.

Aynı ya da
farklı türlerde iki ya da daha fazla bireyden alınan hücrelerle
oluşturulmuş hayvanların en ünlüsü, California Üniversitesi'nde
yaratılan bu koyun-keçi kimerası. Bu karışım, iki türden alınan
embriyoların kay-naştırılmasıyla elde edilmiş. Hayvanın fiziksel
görünümünde hem koyundan hem de keçiden gelen özellikler göze
çarpıyor. Zanjani'nin insan-koyun kimeralarmdaysa, ortaya tümüyle
normal görünümlü koyunlar çıkıyor.
Kimera,
modern biyoteknolojide, bir türe ait kök hücrelerin, başka bir türün
bir üyesinin gelişmekte olan embriyo ya da fetusuna aşılanmasıyla
yaratılan canlı anlamına geliyor. Kelime, Yunan mitolojisindeki ateş
soluyan aslan başlı, keçi gövdeli, ejderha kuyruklu canavarın adından
türemiş.
Olumlu Yönleri
Bu düş gibi tedavi biçiminin yaşama geçirilmesi için belki
seneler geçmesi gerekiyor; belki de hiç kullanılamayacak. Ancak
sonuçlar, geliştirilen hayvan-insan karışımlarından, hasarlı organları
iyileştirmek üzere hastanınkilerle aynı genetik yapıya sahip olan
hücreler ya da nakil için daha büyük hücre kümeleri sağlanabileceğini
gösteriyor. Hatta, bir gün bu organları tümüyle nakletmek bile
sözkonusu olabilecek. Ne de olsa, en azından kısmen insana ait olan
melez bir organın hastanın bedenince kabul görme şansı,
zenotransplantasyondan, yani tümüyle başka bir türden gelen bir
organın kabul görmesinden çok daha yüksek. Organlardaki hayvan
hücrelerinin bağışıklık sistemince reddedilmesi hâlâ bir sorun olmakla
birlikte, 10 -15 yıl içinde bu sorunun da üstesinden gelinebileceği
düşünülüyor.
Bu teknikle, doku ya da organ nakletmek isteyen
araştırmacıların karşılaştığı engellerin bazıları da aşılabilecek.
Örneğin, farklı kültür şartlarıyla ya da büyüme faktörleriyle
uğraşmaya gerek kalmadan, herhangi bir çeşit hücre yada doku kayda
değer miktarlarda sağlanabilir. Çünkü burada, ev sahipliği yapan
hayvanın gelişimi, nakledilen insan kök hücrelerini son rollerine
yönlendiriyor. Yâni ceninin kendi gelişim doğasından yararlanılıyor.
Tedavi amaçlı klonlamayla insan embriyoları yaratmak zorunda kalmadan,
bağışıklık sistemiyle uyumlu hücreler sağlaması, tekniğin bir başka
artısı.
Başlangıç
Zanjani'nin bu çalışmalara başlarken amacı, genetik bir
bozukluğu belirlenen doğmamış çocukların, cenine sağlıklı kök hücreler
nakletmek yoluyla tedavi edilip edilemeyeceğini görmekmiş. Bu, hâlâ
Zanjani'nin temel amacı; ancak, hayvanlar üzerinde araştırmalar
yaparken, tekniğin aynı zamanda insan organları yetiştirme amacıyla
kullanılabileceğini de farketmiş. Araştırmalarda koyunların
seçilmesinin nedeni, gelişimlerinin insanlarınkiyle hemen hemen aynı
olması ve kök hücre davranışlarını incelemek için mükemmel bir ortam
sağlamaları. Diğer kök hücre araştırmalarının çoğunda, ya insan kök
hücreleriyle laboratuvar ortamında çalışılıyor ya da hayvanlardan
alınan kök hücreler yine aynı türe ait hayvanlara geri verilerek
izleniyor. Bu çalışmadaysa, insan kök hücrelerinin hayvanlarda nasıl
davrandığına bakılıyor. Bu amaçla, pek çok kök hücre araştırmacısı,
Zanjani'ye kök hücre göndererek, bunları koyunlarda denemesini
istemiş.
Zanjani'nin umudu, araştırmalarının ana rahmindeki çocukların
genetik hastalıklarını tedavi edebilmek için yol göstermesi. Kök
hücreler, genetik bağışıklık tepkisi geliştirme yetersizliğini
düzeltmek için insan fetuslarına veriliyor. Belki, orak hücre anemisi
gibi diğer genetik hastalıkların da rahimdeyken tedavi edilmesi
sağlanabilir. Ancak bundan önce, kök hücrelerle ilgili daha fazla yol
katedilmesi gerekiyor. Örneğin, kordon kanından alınan kök hücreler
lösemi tedavisinde başarıyla kullanılabiliyor. Ancak, kordon kanı
miktarı oldukça az olduğundan, araştırmacılar bu hücreleri hastalara
enjekte etmeden önce bunları laboratuvarlarda çoğaltmanın yollarını
arıyorlar. Çünkü ne kadar çok kök hücre verilirse, o kadar iyi sonuç
alınıyor. Araştırmacıların laboratuvarlarda yetiştirilen kök
hücrelerin doğrudan kordon kanından alınanlar kadar iyi çalışıp
çalışmayacağını da bilmesi gerekiyor. Zanjani'nin koyun araştırmaları,
bilim adamlarının kök hücreleri farklı işlemlerden geçirebilmelerine
ve bunları canlı hayvanlarda denemelerine olanak tanıyor.

Yöntemin organ yetiştirme amacıyla işleyebileceğine ilişkin
ilk ipucu, birkaç yıl önce yapılan başka bir çalışmadan gelmiş.
Çalışmada, kemik iliğinden toplanan insan kök hücrelerinin, koyun
fetuslarına nakledildiklerinde, koyunun kalp, deri, kas, yağ ve diğer
dokularının birer parçası haline geldiği görülmüş. Ancak, insan
hücrelerinin sayısı oldukça azmış. Zanjani'nin ekibiyse, bazı
organlarda insan hücresi oranının şaşırtıcı biçimde yüksek olduğu
koyun insan karışımları üretmeyi başardı. Aralık 2003'de açıklanan
sonuçlara göre, koyunların karaciğerlerindeki tüm hücrelerin % 7 -
15'ini insan hücreleri oluşturabiliyor.
Son Aşama
Ekip şu anda, belli organları üretmede daha iyi olabilecek
kök hücrelerin alt popülasyonlarını belirlemeye çalışıyor. Sonuçlar,
enjeksiyon bölgesinin ve zamanlamasının yaratacağı farklar konusunda
da ipuçları verecek. Ayrıca, organlardaki insan hücresi oranının
artacağını da umuyorlar. Öte yandan, bazı araştırmacılar vücuttaki
herhangi bir hücre tipine dönüşebilme potansiyelleri nedeniyle,
embriyonik kök hücreleri ön plana çıkartmak istiyorlar. Ancak,
embriyonik kök hücreleri evcilleştirilmemiş canavarlara benzeten
Zanjani, özel işlemlerden geçirilmedikçe bunların bir hayvanın
vücuduna nakledildiklerinde kontrolsüz bir biçimde büyüyerek, kanser
hücrelerine dönüşebileceğini söylüyor. Bu yüzden, oldukları gibi
kullanılamayacaklarını, bunlara ne yapmaları gerektiğinin öğretilmesi
gerektiğini belirtiyor. Zanjani, farklı türlerdeki kök hücreler
üzerinde çalışılarak, hangilerinin daha fazla potansiyele sahip
olduğunun anlaşılmasından yana.
Her şey basit gibi görünse de, ekibin tüm üyeleri, tekniğin
insanlar üzerinde denenmesi için en azından on yıl geçmesi gerektiğini
vurguluyorlar. Başlangıç için, insan hücrelerinin işlevsel olduğundan
emin olmak çok önemli. Son deneyler, bazı kök hücrelerin nakilden
sonra, normal kalp ya da karaciğer hücreleri oluşturmak yerine, diğer
hücrelerle kaynaştığını gösteriyor.
|

Prof. Zanjani |
Belki de bu açıdan anahtar soru, insan hücrelerinin koyun
hücreleriyle kaynaşıp kaynaşmadığıyla ilgili olmalı. Eğer kaynaşma
oluyorsa, ne tür sorunlar doğuracağını bilmek önemli.
Ancak, Zanjani bu konuya da iyimser yaklaşıyor ve
organlardaki geniş bir yüzdeyi oluşturan insan hücreleri, beklenen
görevi yerine getiremeyen, kaynaşmış hücreler olsaydı, koyunlar
ölürdü diye düşünüyor. |
Karşı Çıkışlar
Elbette yarı insan, yarı hayvan karışımlarının, hücre ya da
organ üretme amaçlı canlı fabrikalar biçiminde kullanımı düşüncesi,
etik ve güvenlikle ilgili pek çok konuyu gündeme taşıyor. Hayvan
hastalıklarının insanlara taşınması riski, işin güvenlik yönünün
başında geliyor. Araştırmacıların, insan-hayvan karışımlarından alınan
organlar nakledilirken, insanlara geçme olasılığı olan hayvan
virüslerinin doğuracağı tehlikeleri değerlendirmeleri gerekiyor.
Zenotransplantasyonla ilgili 2003 Avrupa Komisyonu raporuna
göre, önemli bir virüs geçişi olmadan, dünya genelinde yüzlerce
hastaya hücresel ve tüm organ bazında ya da beden dışında kullanılan
zenotransplantasyon uygulanmış. Örneğin 1997'de karaciğer
yetmezliğinden komaya giren ve karaciğer nakli yapılması gereken bir
hastanın kanı, bedeninin dışında tutulan genetik yapısı değiştirilmiş
domuz karaciğerinden geçirilerek temizlenmiş. Doktorların amacı, uygun
bir organ bulunana kadar zaman kazanmakmış. Hastaya daha sonra
karaciğer nakli yapılmış ve domuz karaciğerinden herhangi bir hastalık
aldığına ilişkin bir işaretle karşılaşılmamış.
Her durumda, İngiltere ve Kanada gibi ülkelerde
zenotransplantasyona geniş çaplı bir karşı tutum sözkonusu. En büyük
endişelerden biri, hayvan DNA'larında gizlenen retrovirüslerin,
insanları da etkileyecek biçimde değişime uğramaları. ABD'de, bu tür
denemelere biraz daha ılımlı yaklaşılıyor ve birkaç klinik denemeye
başlanmış bile. Ancak, sağlık kuruluşları Zanjani'nin tekniğinin
geliştirilmesinin çok pahalıya mal olacağını belirtiyorlar. Dahası,
şirketlerin bu tekniğe yatırım yapma olasılığı da pek yok; çünkü
Zanjani, tekniğin patenti için herhangi bir girişimde bulunmamış.
Etik açıdan bakıldığındaysa, bu tür yaratıkların
oluşturulması zaten uzun zamandır tartışmalara yol açan bir konu. Bir
kesim, tüm yarı insan, yarı hayvan yaratıkların geliştirilmesine dini
inançlarından ötürü karşı çıkıyor. Eğer, insan beyni hücreleri taşıyan
bir koyunun, koyundan öte bir şey olması için küçücük de olsa bir
olasılık varsa, dini nedenlerden bu çalışmalara karşı çıkanlara pek
çok insan daha eklenecektir. Zanjani bu olasılığı tümüyle yok
saymıyor; ancak, şu anda çalıştıkları düzeyde koyunların koyun olarak
kaldığını belirtiyor.
Öte yandan, bu yöntem sayesinde aynı amaç için insan
embriyolarının kullanımına son verilebileceği düşünülünce, hayvan
hakları savunucularını bir kenara koyarsak, bu araştırmalara çok da
fazla itiraz gelmeyeceğini düşünebilirsiniz. Ancak, ortam bu kadar
barışçıl değil. 1997'de iki biyoteknoloji karşıtı, hem embriyonik hem
de yaşayabilir durumdaki her olası memeli-insan karışımı için patent
alma girişiminde bulunmuş. ABD Patent Ofisi, şimdiye kadar bu kişilere
patent vermeyi reddetmiş. Ancak, bu patent verilirse, biyoteknoloji
karşıtları bu tür araştırmaların tümünü, araştırmayı yürütecek kişi ya
da şirketlere lisans vermeyerek engelleyebilecek. Bu durumda, organ
nakli için bekleyen bir sürü insana umut ışığı veren Zanjani'nin
çalışmaları da, burada noktalanacak.
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
S: 437
Nisan-2004
Meltem Yenal Coşkun'a
teşekkürlerimizle
Denizce
 |
|