|

Ekonomik krizin aslında, yepyeni bir ekonominin doğuşu
olduğunu söylesek ne olur? Paylaşım modelleri şirketlerimize,
topluluklarımıza, kullandığımız araç ve teknolojilere, ekip ve
markalarımıza yepyeni bir can suyu olabilir mi?
İhtiyaç duyduğunuz ve kullanmak istediğiniz mal ve
hizmetlere, sahip olmanın getirdiği maliyet ve sorumluluklar
olmadan, uygun fiyatla 7/24 erişim sağlayabilseydiniz, nasıl olurdu?
Binlerce işletme ve kurum daha şimdiden, tam da bunu
gerçekleştirmenin yeni yollarını geliştiriyorlar.
Bazıları Amazon, Twitter, Facebook ve Spotify gibi büyük
ölçekli işler. Diğerleri geçici dükkânlar, pazaryeri borsaları ve
kişiden kişiye ödünç verme toplulukları gibi yerel düzenlemeler.
Bunlara ek olarak Foursquare, Livebookings ve Groupon gibi mobil
hizmetler müşterileri yerel tüccarlara, kent çiftliklerine ve
pazarlarına yönlendiriyorlar. Bu işletmeler müşterilerinin tasarruf
etmesini sağlıyor.
Hatta bazı durumlarda da müşterilerinin ek gelir kazanmasına
yardımcı oluyorlar. Bu işletmeler hâlihazırda sahip olduğumuz
şeylerin kullanırlığını artırmamıza imkân veriyorlar. Buna Örgü
diyoruz. Örgü, işletmelerin ürünlerini nasıl tasarlayacaklarını,
nasıl ortaklıklar kuracaklarını, pazarları nasıl tanımlayacaklarını,
müşterilerini nasıl memnun edip markalarını nasıl yöneteceklerini
giderek daha çok belirler hale geliyor.
Düzenli olarak kullandığımız hizmetlerin çoğunda paylaşım
esastır. Oteller, ofis binaları, halk pazarları ve tabii ki hava
yolları gibi “paylaşım platformlarını” bir düşünün. Bunların hepsi
sadece ihtiyaç duyduğumuz ya da istediğimiz zaman kullanmak üzere
satın aldığımız hizmetler sunuyorlar. Bu tür platformların
zenginliğine karşın, tarihsel olarak bir işletmenin ya da markanın
değeri, genellikle sahip olduklarıyla ölçülür.

Bugün şirketler ve müşterileri, yeni pazarlara, değişen
ekonomik ve kültürel şartlara ve yeni yasalara hızla uyum
sağlayabilmek için, çoğu zaman satın almaktan daha iyi sonuç veren
alternatif yollara erişim fikrine daha sıcak bakıyorlar.
Yaklaşık 60 milyon dolar tutarında yatırımla 1999 yılında
kurduğum Ofoto’yu (şimdi Kodak Gallery) ele alın. Kendi
donanımlarımızı satın almak ve kendi fotoğraf paylaşım ve yayıncılık
platformumuzu sıfırdan kurmak zorundaydık. Bulut bilgi işlem
hizmetleri, kişisel yayıncılık platformları, Amazon Web Services
gibi işletmeler arası (B2B) tamamlayıcı hizmetler ve PayPal gibi
ödeme sistemleri sayesinde bugün Ofoto’yu, bundan 10 sene öncesinde
kullandığımız paranın yüzde beşine (yüzde 5) maledebilirdik. İleride
bu hizmet, deneyim, araç ve ekipleri sadece ihtiyaç duyduğumuz zaman
kullanabilir ve kullandığımız kadarını ödeyebiliriz. Eğer işletmeniz
zaten bu tür sistem ve hizmetlere sahipse, bunları satmak yerine
kurumsal müşterilere kiralamanın da oldukça kârlı getirileri
olabilir.
İşletmelerin çekirdek iş modellerini yeniden
değerlendirmelerinin ve ürünlerinin doğrudan satılmak yerine nasıl
paylaşılabileceğini düşünmelerinin tam zamanıdır. Bunu başarmak
için, bir sonraki bilişim devrimini tamamen benimsemeleri
gerekmektedir. Örneğin Netflix ve Blockbuster’a bir bakın.
Blockbuster filmleri satmak yerine kiralıyordu ama bugün Netflix ve
Lovefilm pazarı bariz biçimde ele geçirmiş durumda.
Bu iki şirket, kime hangi filmi önereceklerini belirlemek
için müşterileri ve müşterilerinin arkadaşlarıyla ilgili verileri
son derece etkin bir biçimde kullanıyor, yani Örgü sistemini tamamen
benimsiyorlar. Bu şirketler, video teknolojilerindeki gelişmelere
ayak uydurmanın ötesinde yenilikçi ortaklar aradılar ve görüş ve
tavsiyelerini giderek büyüyen mutlu Netflix ve Lovefilm
kullanıcılarından oluşan toplulukla paylaşan müşterilerini sürekli
olarak ödüllendirdiler.
İşadamlarının Hemen
Uygulayabilecekleri Beş Tüyo
Hâlihazırdaki varlıklardan daha fazla faydalanın. Örneğin
İngiltere’deki Whipcar şirketi, özel arabaların çoğunun ömürlerinin
ortalama yüzde 92’sini atıl vaziyette geçiriyor olmasından
faydalanıyor! Whipcar (İngiltere), RelayRides (ABD) ve de Ways
(Fransa), insanların arabalarını komşularına güvenli ve uygun bir
şekilde kiralamalarına olanak veren bir yöntem geliştirerek, fena
halde atıl kalan varlığa güç aktarıyorlar.
İşletmeler ürettikleri ürünün kendisinden ziyade, bu ürünün
sağladığı hizmetlere odaklanabilirler. İşletmeler bu şekilde,
müşterilerle etkileşime girme, markanın büyümesi, çok değerli izine
dayalı bilgi toplama ve arzı kişiselleştirme gibi konularda daha
fazla olanağa sahip olacaktır.
Dürüst olmaktan korkmamayı öğrenin. Ne yaptığınızı açıkça
söyleyin ve bugüne kadar yaptıklarınızı kabul edin. Açık, şeffaf ve
duyarlı iletişim esastır. Çok sayıda insanın birbiriyle bağlantıda
olduğu ve düşüncelerini açıkça dile getirmekten çekinmediği bir
dünyada, müşterilerinin kalbini ve aklını kazanmak isteyen
şirketler, mesajlarını evirip çevirmeyi göze alamazlar. İnsanlarla
konuşurken açık yürekli olun.
Gerçekten verebileceğiniz kadarını vaat edin; hileye itibar
etmeyin ve kural değişikliklerini küçük puntolu yazılarla saklamaya
kalkışmayın. İstenmeyen durumlar olduğunda ki mutlaka olacaktır,
sorumluluğunuzu kabul edin, düzeltmeye çalışın, özür dileyin ve size
yeniden güven duyulmasını sağlayın. Örgü dünyasında hataları
dürüstçe paylaşmak başarıyı getirir.
Test edin. Öğrenin. Mükemmelleştirin. Kazanın. Deneme
ürünleri kullanın.
Örgü hizmetlerinin en değerli özelliklerinden biri de,
ürünlerin piyasaya sunulmadan önce ucuz bir şekilde denenmesine izin
vermesidir. Deneme ürünleri geniş çaplı bir lansmandan önce,
erkenden bilgi edinmenin ve iş modelini rötuşlayıp
mükemmelleştirmenin en iyi yöntemidir. Veriler tarafından
yönlendirilen bir dünyada, sahip olduğumuz araçlar, platformlar ve
ortaklıklar sayesinde Örgü işletmeleri bu denemelerden elde edilen
verileri özümseyip kolaylıkla gerçek değerlere dönüştürebilirler.
Müşterilerinizi sürekli olarak memnun etmeye çalışın. Twitter
gibi sosyal ağlar ve hizmetler dedikodu üretir. Aynı zamanda dikkat
çekmenizi sağlarlar. Şirketinizin erişimi ve görünürlüğü arttıkça,
duyarlılık ve hemen cevap verebilme yeteneği de zorlaşır. Bu
konularda başarılı olmak, ekibinizin temel değerlerinizi ne kadar
iyi öğrendiği ve benimsediğinde bağlıdır. Biz henüz bu dönemin
başındayız. Erkenden tecrübe etmeye başlayın ve kaçınılmaz hataları
bir an önce yapıp, almanız gereken dersleri alın. Bu değerli
deneyimleri başarılı bir stratejiye, ekibe ve markaya dönüştürün.
Atıktan değer talep edin. Doğal dünyada “atık gıdaya
eşdeğerdir” denir. Bunun anlamı şudur: Bir sistemin atıkları
diğerinin gıdası haline gelir ve bütünüyle dengelenmiş bir sistemde
atık diye bir şey yoktur. Çoğu şirket bunu, ellerindekileri daha
verimli kullanarak keşfediyor ve bu şekilde kârlarını büyük ölçüde
artırabiliyorlar. Örneğin Emeco mobilyaları Coca Cola ile ortaklık
kurarak 111 Navy sandalyesini yarattı.
Bu sandalye 111 adet boş plastik Coca Cola şişesinin geri
dönüştürülmesiyle yapılıyor. Bu sandalye son derece şık, çok talep
görüyor, beğeniliyor ve aynı zamanda, tarihsel olarak atık olarak
adlandırdığımız şeylerde saklı olan değerin vücut bulmuş halini
oluşturuyor. Şirketlerin yeniden kullanım ve yukarı ya da geri
dönüşüm sayesinde ürünlerinin geri kazanımını sağladığı bu “tersine
değer zinciri”, müşterilerle yakın ilişki kurmanın, markayı
zenginleştirmenin ve atıktan kâr etmenin bir diğer kayda değer
yöntemi. Erişim, kolaylık, açıklık ve kişiselleştirme geleceğin
anahtar kelimeleriyse, Örgü işletmeler kazanmaya ve önderliklerini
sürdürmeye hazır demektir.
Yazı : Lisa Gansky
Foto: Sedat Girgin
Kaynakça:
SkyLife - Nisan 2011
Lisa Gansky ve
Sedat Girgin'e
teşekkürlerimizle
Denizce

27.04.2011 |