|
 |
|
Mizah sanatında bu denli
muhteşem anlatım, inanılmaz güzel Türkçe, üstün bir zekâya
dayalı hazırcevaplık ve anlatımlardaki vakur bir nezaket,
sanırım gönlümdeki Orhan Boran’ı tanımlamaya yetmez bile.
Tüm yaşdaşlarım gibi ben de
sevgili Orhan Boran’ı radyodan tanıdım. |
Ne mutlu ki, “maç aktarımı” dahil,
tüm dinleyenleri oturduğu yere bağlayan bilgi yarışmalarını,
meşhur Yuki’yi, dahası Yuki’ye söylettiklerini hiç kaçırmadan
hayranlıkla dinleyebildim.
Yıl 1968 ve Bebek Belediye gazinosundayız. Avusturya Lisesi son
sınıf ağabeylerim, şimdi küçük kardeşim olan o zamanki
ablalarımla birlikte keyifli bir gece yaşamaya ve Cahit’in (Kutman)
aşıladığı “Türk Sanat Müziği”ni dinlemeye gittik. As solist
Tülin Korman henüz ortalıklarda yok, Recep Birgit seyircisiyle
bütünleşmiş inanılmaz bir performans sergiliyor. Derken,
geciktiği için mahcup bir telâş içinde çıkıyor Tülin Korman
sahneye ve Recep Birgit’le birlikte bir ses abidesi
oluşturuyorlar. Öyle ki, “Bitmesin bu gece” diye dua edesi
geliyor insanın.
Her güzel şey gibi, bir yenisinin başlaması için o da bitti.
Orhan Boran sahnesini aldı ve bizlere muhteşem bir gece yaşattı.
CENTİLMEN
Hani, fıkra anlatırken üzerine
gülünecek tipler yaratılır, onların zekâsızlıklarına,
beceriksizliklerine gülünür ya; Orhan Boran da o gece
esprilerini birbiri arkasına öyle güzel eviriyor, çeviriyor ve
balkon bölümünde oturan bir garip erkekler gurubuna
yakıştırıyordu ki, inanılır gibi değil. Misafirlerin büyük bir
bölümü, başlarını yukarı çevirip o masaya baka baka gülmeye
başladılar. Çok geçmeden yukarıdaki masanın neden böyle boy
hedefi olduğu anlaşıldı. Oryantal Gamze Öz’ün “raksı” sırasında
bu masadan hayli çirkin sataşmalar olmuştu. O devirde pek değil,
hiç alışılmadık bu tavra karşılık verme sırası da Orhan
Boran’daydı.
Derken, yukarıdaki masadan, yarı
entellektüel (şimdilerde sadece entel diyorlar) bir bey, sanki
galiz bir lâf edilmiş gibi:
- Orhan Bey, Orhan Bey.... tuvalet nerde? diye sordu.
Orhan Boran birden hafif sarhoş
bir üslupla :
- Beyfendi, aşağıda, sağdan üçüncü kapı, üzerinde centilmen
yazıyor ama siz aldırmayın girin içeri...
TRANSFER PARASI
Yeniköy’de, yanılmıyorsam şimdi Ayduk Koray beyin olan yalı,
yani eski Pakize Hanım yalısı, 60’lı yılların sonlarına doğru
yanmıştı. “Kulüp Batı” 1968 yılında çok akılcı ve keyifli bir
düzenleme ile o harabenin içinde pek hoş ve de keyifli bir gece
kulübü açmıştı. Eski kayıkhanedeki bar, o günkü İstanbul’un en
gözde yerlerinden biriydi. Vazgeçilmez süperstar Ajda başta
olmak üzere daha nice "vedetler" yerlerini aldılar o özel
gecelerde. Zaten Yeniköy ve Tarabya o tarihlerde bir başka
alemdi.
Yaşamını daha sonra İsveç’te
sürdüren, uluslararası üne kavuşan İbrahim Solmaz da Sipahi
ocağının yanındaki turistik otelde sahne alıyordu.
Yalıboyundaki gençler,
sandallarında bir yandan kendi küçük aşklarını, bir yandan da
bütün bu güzellikleri yaşarlardı. Sevgili Zeynel, iki şirin
oğluyla birlikte, sandalda vişneli dondurma satardı. Deniz ve
denizdeki yaşam bir ayrıcalıktı o tarihlerde.
Böylesine güzel bir gecede Orhan Boran, Kulüp Batı’daki
programına başlamış, sanki sohbet edercesine, misafirlerini
ağırlıyordu. Lâfı döndürüp dolaştırıp izleyicilerden yeni emekli
meşhur bir futbolcuya getirdi:
- Ünlü dostumuz otobüslerde gide gele o kadar iyi tatmin oluyor
ki evlenmeye bile fırsat bulamadı,
deyince, gözünüzün önüne o devir sporcularının mahcubiyetini ve
dinleyenlerin de merakını getirin. Otobüste, kahramanımızın
önündeki madam rahatsız bir ifadeyle futbolcunun ön tarafına
bakarak:
- Beyfendi, beyfendi, noloor !! diye çıkışınca,
Sevgili ünlü futbolcumuz da
pantolonun cebindeki şişkinliği izah için:
- Hanımefendi rica ederim, bu benim transfer param, demiş.
Madamcığın cevabı ise:
- Zo Harbiye’den Osmanbey’e transfere zam geldiii...??
Orhan Boran’ın insanlara takılışı
bile hep böyle ölçülü ve konu içinde onları yüceltişi ile
sınırlı özel bir uslûptu.
Yıllar geçti ve sevgili Orhan
Boran’ı televizyon programlarında da görebildik. Büyük usta yine
klâsını konuşturdu ve eski dönemlerdeki “Acaip Rekorlar”
dizisine bu sefer de “Garip Ama Gerçek” programıyla devam etti.
TİTANİK
Aktaracağım bu bölüm, ünlü
“Titanic” [okunuş biçimi sizlere kalmış] faciası ile ilgili.
Son derece güven uyandıran bir sesle, Orhan Boran yayınevi
belli, yazarı belli, “Titan” isimli bir kitaptan bahsediyor.
Konu neredeyse inanılmaz; Batmaz,
kalkmaz bir transatlantik. Üç uskurlu, dört bacalı, teknik
harikası bir gemi. Atlantiği aşarken daha ilk seyirinde bir buz
dağına çarpıp batıyor... Ve bu kitap “Titanic” faciasından tam
onüç yıl önce basılmış.
“Garip Ama Gerçek” sevgili izleyicilerim, diyor Orhan Boran ve
devam ediyor.
GARİP AMA GERÇEK
Günlerden bir gün, dolar milyarderi Amerikalı dul bir hanım
ülkemizde Ege’nin Akdenizle kucaklaştığı şirin bir balıkçı
kasabasına gelmiş. İnanılmaz lacivert sularda hayranlık ve
keyifle yüzerken parmağındaki 34 karatlık tektaş pırlanta
yüzüğünü düşürmüş. Dalgıçlar getirtilmiş, aramışlar taramışlar
ve yüzüğü bulamamışlar.
Aradan tam bir yıl geçmiş ve aynı
hanım, aynı balıkçı kasabasına tekrar gelmiş. Öğle yemeğini
deniz kıyısında bir lokantada yerken, kocaman bir balık
getirmişler sofraya. Kadın bütün asaletiyle çatal bıçağını eline
almış, balığın karnını yarmış ve balığın karnında yüzük filân
hiçbir şey bulamamış!!?? “Garip ama gerçek” diyor büyük usta.
Sanki kayın biraderi ile
şakalaşıyormuşcasına, kendini de fıkralarına davet ediyor ve...
HANIM KIZIM
Günlerden bir gün, belediye otobüsünde giderken, otobüs
biraz sıkışıkcana, oturduğum sıranın yanına, hoş, cazip ve de
güzel bir genç kızım dayandı.
Pek anlam veremediğim bir şekilde
beni süzünce, göz göze geldik.
- Beyfendi, beyfendi, insan yer verir !
deyince, kalkıp kızım yaşındaki hanım evlâdıma yer verdim.
Bu sefer de ben, soran bakışlarla ona bakıyorum.
Hanım kızım:
- Hamileyim de! deyince
Ben de :
- Öyle mi.. sevgili yavrum, kaç aylık? diye sordum.
- Vallahi daha iki saat oldu,
dizlerim bile hala titriyor! cevabını almayayım mı ?
Arkasından muzipçe devam ediyor.
Zamane çocukları bir harika, biz onların zamanında “Çocuk nasıl
olur?” onu bile bilmezken, bunlar neredeyse “Nasıl olmayacağını
bile biliyorlar !!”
Anlatacak daha çok şey var ama,
sevgili pirimizden saygıyla ayrılıp, biraz da bizim zamane
çocuklarıyla ilgilenelim...
Büyük ustaya selam ola...
Sevgi ve saygılarımızla
Anılı Fıkralar,
Haluk Işındağ
ISBN 975-7225-O-X
Birkaç
Kilometretaşı
1928 İstanbul'da doğdu
1946 Galatasaray
Lisesi mezuniyeti
1946 Üstad'ın mesleğe
başlaması
1947 Orhan Boran
Paris'te, tiyatroda staj
Büyük ustalarla aynı sahneyi paylaşmak
1949 İstanbul
Radyosunun kuruluşu ve ilk özgün program ve sunuculuğu
1949 "Kervansaray" da
bir ilk
Orhan Boran'ın "Stand-up"ı, üç dilde ev sahipliği
1954 Türkiye Turizm
Cemiyeti, Türkiye'yi tanıtım gezisi
Lizbon, Miami ve Küba
1955 BBC de program
asistanlığı.
1996 yılına kadar başarılarla dolu bir yaşam
1955 Aynı zamanda
"Dünya Gazetesi" muhabirliği
1960 İstanbul Radyo
Programı ve reklam sunuculuğu
Hürriyet Gazetesi yazarlığı
Gece Kulübü programı ve müzikaller
|